..Bide sabah sabah oturup ne yiyeceğiz. Kahvaltımı ben çoktan yapmıştım.
Çocuk arkası döndü. Annesine doğru yürüdü. Atmdeki kadın işini bitirmişti. ATM'ye doğru ilerledim. Olup bitenlerle ilgilendiğimden ne kartımı ne de yatıracağım parayı çıkarmıştım. ATM'deki kadın o kadar acele etmişken. Bir de üstüne beklettiği için özür dilemişken. Benim öyle umarsızca paramı, kartımı hazırlamamam çok saygısızcaydı. Yaşlı kadına karşı utanmıştım. Tedirgin hissetmiştim. Karmakarışık cüzdanımda kartımı bulamadım. Hepsini tek tek çıkarıp aramak zorunda kaldım. Bir türlü bulamadım. Ceplerimi karıştırdım. Çok şükür cebimdeydi. Kartı yerleştirdim. Şifreyi girdim. Paraları yatırmak için cüzdanımı açtım. Hepsi buruş buruş cüzdandan bana bakıyordu. ATM buruşuk paraları sevmezdi. Düzeltmem gerekiyordu. Hepsini çıkardım. Arkamdan yaşlı kadın bana bakıyordu. Kaç dakikadır bekleyen kadının. Artık içi çekilmişti. Paraları tek tek düzeltmeye başladım. O sırada bir iç geçirdim. Acaba saysa mıydım? Evde kaç kez saymıştım. ATM'de sayacaktı. Hatta eminim o benden daha iyi sayardı. Yaşlı kadın hala beni izliyor. Saymamı beklemek pek istemiyor gibiydi. Fakat içim içimi yiyor. Bir şekilde kontrol etmek istiyordum. Karşımda biri de yoktu. Ona güvenmediğimi düşündürecek biri de. Rahatlıkla sayabilirdim. Ama bu seferde arkamda biri vardı. Ve beni bekliyordu. Haklı olarak benim gereksiz kontrol isteğimden. Madur olmak da istemiyordu. Zorunda da değildi. Bir çözüm geldi aklıma. Paraları düzeltirken çaktırmadan sayabilirdim. Düzelterek, hepsini tek tek saydım. Doğruydu tam olarak 1950 lira vardı. 150'sini cebime attım. 1800'ünü alttaki hazneye koydum. Parayı geri verdi. Yamuk koymuşum. Bir kez daha denedim. Kadın hala bekliyordu. Daha fazla beklerse sanıyorum ki delirecekti. Sonunda ATM'e parayı aldı. Paramı yatırabilmiştim. Bu dertten de bu aylık kurtulmuştum. İçim rahatlamıştı. İşlemi sonlandırdım. Kartımı aldım. Yaşlı kadının sırası da gelmişti. Onun adına mutluydum.
Bankanın yanına baktım. Çingene çocuk ve annesi hala oradaydı. Anlaşılan dönüşte de şanslarını deniyorlardı. Bir şekilde o parayı alabilmeyi çok istiyorlardı. Haklılardı. İstiyor olabilirlerdi. Ama ben niye vermeliydim ki? Ben bu parayı kazanmıyor muydum? Bir emek veriyor. Onun karşılığını alıyordum. Onlar emeksiz, bedelsiz bunu talep ediyorlardı. Bunun olası arzı da oldukça kısıtlı olmalıydı. Gel gör ki bazen duyuyorum. Hiçte öyle kısıtlı olmuyormuş. Bazıları benden, senden bile çok kazanıyormuş. Öyle duydum. Hiç birinin cebini açıp da bakmadım. Ama imkansız gibi de durmuyor. Mesela burada 10 dakikadır üç kişiye dillendirme hizmeti veriyorlarsa. Günde 24 saatten 8'ini iş saati olarak alalım. 480'den yaklaşık 144 kişi. Oradan da 3 kişiden biri 10 lira verse yaklaşık bu dilendiriciler. Günde 480tl kazanabiliyor. Valla benden fazla kazanıyorlar. Ama baksanıza baya da çalışıyorlar. 144 kişiyi bul. Konuş. İkna et. O kadar da kolay iş değil. Emek var aslında. Haklarını vermek gerek. Yine de benim para vermemi gerektirmez.
Hala bana bakıyorlardı. Belki de arkamdaki yaşlı kadına. Ama o işini daha bitirmemişti. Bankanın merdivenlerinden indim. Çingeneler sağımda bana bakmaya devam ediyorlardı. Bende onlara bakıyordum. Yani bakışıyorduk. Gözlerimi kaçırdım. Önüme baktım. Hızlıca yürümeye kalkıştım. Tam uzaklaşırken. Küçük çocuk bir anda bağırdı. Abi nolur yardım et, diye. O an ki çocuğun haykırışına arkamı döndüm. Ve ona baktım. Hiç bir şey demedim. Gerçekten yardıma muhtaç gözüküyordu. O kadar muhtaçtı ki. Yardım umuduyla haykırabiliyordu. Acaba yardım etsem mi diye düşündüm. Üstümde sadece 150 lira vardı. Ben bununla ne yapabilirdim ki. Bir kaç paket sigara. Bir kafede bir öğün. Hadi bilemedim 1 aylık taşıt kartı alabilirdim. Bunlar nedir ki?
Aslında baya da bir şey. 5 paket sigara bir hafta. Bir öğün bir gün. Taşıt kartı zaten 1 ay götürürdü. Hiç de fena değildi hiç biri. Oldukça gerekli. Oldukça yeterlilerdi. Vazgeçtim. Vermeyecektim. Tekrardan döndüm önüme. Çocuk bağırdı tekrardan. Piç, diye.