
Sign up to save your podcasts
Or


Sürekli bir şeyleri kaçırıyormuş hissine kapıldığınız oluyor mu? Asıl hayatın dışarıda bir yerlerde, başkalarının sahnelerinde veya henüz gitmediğiniz uzak coğrafyalarda akıp gittiğine inandığınız o yorucu anlar...
Bengisu bu bölümde rotayı o dışarıdaki sahnelerden alıp, insanın kendi sularına çeviriyor. Rumi'nin "İçine sefer etmeyen dünyayı dolaşsa ne? Kendini görmeyen alemi görse ne? Sen görmeyi gözden mi sandın?" dizelerinden ilham alarak, dünyayı dolaşsak bile kendi zihnimizi nasıl bavulumuzun en altına saklayıp yanımızda taşıdığımızı konuşuyor.
Dışarıdaki manzaralar ne kadar muazzam olursa olsun, "hayatın sadece ama sadece bizim içimizde, bizim farkındalığımızda deneyimlendiği" gerçeğiyle şefkatli bir yüzleşme başlıyor.
Eğer dışarıda hiçbir şeyi kaçırmadığınızı fark etmeye, gözlerinizi kapatıp alemi kendi içinizde görmeye ve kendi merkezinize doğru o uzun, dingin sefere çıkmaya hazırsanız... Davetlisiniz.
Hayatın getirdiği zorluklardan ve acılardan kaçmaya çalışmak, bizi acının kendisinden daha çok yoruyor olabilir mi?
Bengisu bu bölümde, Budist felsefenin kalbi olan 4 Soylu Gerçek üzerinden varoluşun doğasındaki o sürekli sürtünme ve tatminsizlik hissine (Dukkha) ışık tutuyor. Acıya ve değişime direnmenin, suyun akışına karşı kürek çekmek kadar tüketici olduğunu anlatırken; karanlıkta yılan sandığımız o yanılsamalardan uyanmanın şefkatli yollarını paylaşıyor.
Sürekli "şu an başka bir şey olmalıydı" diyerek kendimizi hırpaladığımız o yorucu döngüden çıkmak, akıntıya karşı sımsıkı tuttuğumuz kürekleri usulca suya bırakıp hafiflemek isteyenler için dingin bir yüzleşme başlıyor.
Bengisu bu bölümde, geleneksel yoga felsefesinin modern dünyadaki uygulamalarını ve karşılaştığımız pratik çelişkileri inceliyor. Patanjali’nin sekiz basamaklı öğretisini teoride benimserken, günlük yaşamın hızı ve stresi içinde nerelerde zorlandığımızı rasyonel bir yaklaşımla masaya yatırıyor.
Ahimsa (şiddetsizlik) ilkesinin trafikteki ve sosyal medyadaki karşılığından, asana pratiğinin fiziksel performans tuzağına dönüşmesine; Aparigraha (tutunmama) felsefesinin tüketim kültürüyle imtihanından bahsediyor. Yoganın sadece mat üzerinde tamamlanan bir egzersiz değil, matın dışındaki zihinsel süreçleri yönetme disiplini olduğunu hatırlatan derinlikli bir analiz sizleri bekliyor.
"Nabza göre şerbet vermek" her zaman kendinden taviz vermek veya maske takmak mıdır? Yoksa tıpkı suyun girdiği kabın şeklini alırken özünden vazgeçmemesi gibi, zarif bir uyumlanma sanatı mıdır?
Bengisu bu bölümde, toplumda negatif algılanan bu deyimi yeniden yorumluyor. Suyun bilgeliğinden ilham alarak; kendi merkezimizden, değerlerimizden ve "Dharma"mızdan kopmadan çevremizdeki insanların ritmine nasıl şefkatle uyum sağlayabileceğimizi anlatıyor.
Ayaklarınız kendi gerçeğinize sağlam basarken dış dünyayla sınırlarınızı koruyarak esnemeye hazırsanız, bu içsel yolculuğa davetlisiniz.
Bengisu bu bölümde, kendi doğamıza ve içsel ritmimize direndiğimizde ortaya çıkan o gizli "direnme" hissini masaya yatırıyor. Bedenin ve zihnin bilgeliğini yok sayarak başkalarının şablonlarına uymaya çabalamanın, aslında başkasının nehrinde akmaya çalışmak kadar yorucu olduğunu anlatıyor.
Kendimizi küçük bir su damlası sanıp başkalarının açtığı daracık, sığ kanallara sığmaya çalışıyoruz; oysa içimizde sınırları olmayan koskoca bir okyanus taşıyoruz. Peki, bu engin okyanusun bardağa sığmaya çalışmaktan vazgeçip kendi kıyısını, kendi dalgasını ve tıpkı "her yiğidin kendi yoğurt yiyişi" gibi kendi özgün yöntemini bulması nasıl mümkün olur?
Başkasının kabından taşıp kendi yatağında özgürce ve çabasızca akmaya cesaret edenler için ezber bozan bir içsel yolculuk başlıyor.
Bengisu bu bölümde, yogaya başlamadan önce içini rahatlatacak şeyleri anlatıyor: Yoga bir yarış değil, yetişmek değil, yerleşmektir. Beden yumuşadıkça hisler geri gelir ve yoga, sadece pozlardan ibaret olmayan derin bir disipline dönüşür. Yeni başlıyorsan ya da başlamayı erteliyorsan, bu bölüm tam sana göre.
Bengisu bu bölümde, başarıya cesaret etmenin ne anlama geldiğini, sadece hedeflere ulaşmak değil onlara yaklaşmayı göze almak olarak ele alıyor. Başarıyı bazen uzaklarda aradığımızı, oysa çoğu zaman zaten yakınımızda olan bir çağrı olduğunu fark etmeye davet ediyor. Işığı ararken karşılaştığımız gölgeleri, ilerlerken ortaya çıkan korkuları ve bu yolculukta karanlık taraflarımızla kurduğumuz ilişkiyi konuşuyor. Başarıya atılan adımların büyük sıçramalardan değil, durup bir nefes alabilmekten geçtiğini; kendimize yaklaştıkça yolun da netleştiğini hatırlatıyor.
Debbie Ford'un Işığı Arayanların Karanlık Yanı kitabından alıntılarla potansiyelimizi, başka insanların bize ayna tutarak yeteneklerimizi bize nasıl yansıttığından ve başarıya olan korkumuza değiniyor.
İş birliği ve reklam yoktur.
Bahsi geçen kitap:
https://www.akasa.com.tr/tr/kitaplar/isigi-arayanlarin-karanlik-yani
From the publisher's feed