
Sign up to save your podcasts
Or


Bu bölümü biraz zorlanarak kaydettim. Bu bölüm kayıp ve yas üzerine hassas bir konuşma içeriyor. Kendinizi zorlanmış hissederseniz dinlemeye ara verebilirsiniz.
Ne istediğimizi söylediklerimiz mi gösteriyor, yoksa onun için yaptıklarımız mı?
Bu bölümde bahaneleri konuşuyorum. Başkalarının bize sunduğu bahaneleri, bizim onlar adına yarattıklarımızı ve belki de en önemlisi, kendimize anlattığımız son derece ikna edici hikâyeleri…
Bir sebep ne zaman bahaneye dönüşüyor? “İstiyorum ama…” dediğimizde, o “ama”dan sonra aslında neyi seçiyoruz? Başarısızlıktan mı korkuyoruz, konfor alanımızı mı koruyoruz, yoksa gerçekten sandığımız kadar istemiyor muyuz?
Çünkü bazen bahanelerimiz yalan değil. Tam da bu yüzden onlara inanmak bu kadar kolay.
Belki de ne istediğimizi anlamanın en iyi yolu, söylediklerimize değil; seçimlerimize ve o seçimler uğruna nelerden vazgeçmeye razı olduğumuza bakmak.
Bölümde bahsettiğim kaynaklar:
Berglas, S. & Jones, E. E. (1978). "Drug choice as a self-handicapping strategy in response to noncontingent success." Journal of Personality and Social Psychology, 36(4), 405–417. — Self-handicapping (kendi kendini sakatlama) kavramının tanımlandığı çalışma; katılımcıların başarısızlık ihtimaline karşı önceden bahane hazırlamak için performans düşürücü olduğu söylenen hapı seçmesi.
Jones, E. (1908). "Rationalisation in Every-Day Life." Journal of Abnormal Psychology, 3(3), 161–169. — "Rasyonalizasyon" kavramının psikanalitik literatüre girdiği ilk metinlerden; Ezop'un tilki-üzüm masalına (sour grapes) gönderme burada geçiyor.
Ceylan, N. B. (Yönetmen). (2014). Kış Uykusu [Film]. — Aydın karakteri, entelektüel gerekçelerle örtülü erteleme ve kaçınmanın örneği olarak.
Pressfield, S. (2002). The War of Art: Break Through the Blocks and Win Your Inner Creative Battles. — "Direnç" (Resistance) kavramı ve "bir şeye ne kadar çok direniyorsan, o şey senin için o kadar önemlidir" fikri.
Mükemmeliyetçilik gerçekten yüksek standartlara sahip olmak mı, yoksa başlamamak, eleştirilmemek ve başarısız olmamak için arkasına saklandığımız bir kalkan mı?
Derdim Başka'nın bu bölümünde mükemmeliyetçiliğin onay ihtiyacıyla, kontrol etme arzusuyla ve ertelemeyle ilişkisini; neden bazen “biraz daha hazır olayım” derken hayatı kaçırdığımızı konuşuyorum.
Belki de mesele mükemmel yapmak değil; önce kötü yapmaya, kusurlu olmaya ve yine de ortaya çıkmaya cesaret etmek.
Başkalarının onayını istemek ne zaman hayatımızı onların beklentilerine göre yaşamaya dönüşüyor?
Bu bölümde onay ihtiyacının çocuklukta nasıl şekillendiğini, eleştiriyle onay arayışı arasındaki farkı, sosyal medyanın beğenilme ihtiyacımızı nasıl büyüttüğünü ve herkes tarafından sevilmeye çalışırken kendimizden nasıl uzaklaşabildiğimizi konuşuyorum.
Çünkü mesele kimsenin fikrini umursamamak değil. Başkalarının sesini duyarken direksiyonu yine kendinde tutabilmek.
Bölümde bahsettiğim kitap:
Ichiro Kishimi ve Fumitake Koga - Sevilmeme Cesareti (The Courage To Be Disliked)
Sabah gözünü açar açmaz Instagram'da herkesin en mükemmel anını görüp kendini yetersiz mi hissediyorsun? Bu bölümde, çağımızın en sinsi baskılarından birini konuşuyoruz: sürekli pozitif olma zorunluluğu. Kötü hissetmek neden bu kadar yasaklandı? Pozitif düşünmekle pozitif hissetmek aynı şey mi? Ve bu "her şey güzel" kültürünün altında aslında bize bir şeyler satma çabası mı yatıyor? Gerçek mutluluğun, hayatın inişleriyle çıkışlarını birlikte kucaklamaktan geçtiğini konuşuyoruz.
Manifest gerçekten çalışıyor mu?
Yoksa beynimiz, gerçekliği sandığımızdan çok daha fazla mı şekillendiriyor?
Bu bölümde manifest kavramı üzerinden, beynimizin dünyayı nasıl algıladığını ve inançlarımızın hayatımız üzerindeki etkisini birlikte keşfediyoruz.
Konuştuğumuz başlıklar arasında RAS (Reticular Activating System), doğrulama yanlılığı (confirmation bias), algıda seçicilik, kendi kendini gerçekleştiren kehanet (self-fulfilling prophecy), bilinçaltı inançlarımızın davranışlarımızı nasıl yönlendirdiği ve sosyal medya algoritmalarının gerçeklik algımız üzerindeki etkisi var.
Belki de manifestin gücü, evreni değiştirmesinde değil; dikkatimizi, seçimlerimizi ve davranışlarımızı değiştirmesinde yatıyordur.
Peki gerçekten dünyayı olduğu gibi mi görüyoruz?
Yoksa beynimizin bizim için oluşturduğu versiyonunu mu yaşıyoruz?
Bölümde bahsettiğim kişiler: Joe Dispenza, Tony Robbins, Brian Tracy
Bu bölümde"Merkür retrosunda hiçbir şey yapma", "Sakın sözleşme imzalama", "Eski sevgilin kesin geri döner" gibi söylemleri, astrolojinin kendi literatürü üzerinden yeniden ele alıyoruz.
Merkür retrosu gerçekten hayatı durdurmamız gereken kaotik bir dönem mi? Yoksa bu, zaman içinde popüler kültürün ürettiği bir efsane mi?
Belki de Merkür retrosunun bize tek söylediği "biraz yavaşla"dır.
Keyifli dinlemeler.
Bölümde bahsettiğim kaynaklar:
1. Pythia Peay – Mercury Retrograde: Its Myth & Meaning
2. Erin Sullivan – Retrograde Planets: Traversing the Inner Landscape
3. Karl Kerényi – Hermes: Guide of Souls
Merkür retrosuna gelene kadar bölüm bitti.
Astrolojiyi savunmuyorum ama sosyal medyada karşımıza çıkan astroloji içerikleriyle astrolojinin yanlış algılanmasına karşıyım. Buralarda maruz kaldığınız popüler astroloji, acaba astroloji mi?
Bu bölümde bunları konuşuyoruz. Merkür retrosuna dair kendi bakış açımı ise serinin ikinci bölümünde anlatacağım.
Çocukken hepimize aynı soru soruldu: "Büyüyünce ne olacaksın?" Ama kimse bize "Nasıl biri olmak istiyorsun?" diye sormadı.
Bu bölümde; mesleklerimizi, unvanlarımızı ve bize yapıştırılan etiketleri konuşuyoruz. Bir etiketi kaybetmekten neden bu kadar korkuyoruz? Gerçekten kim olduğumuzu ne belirliyor? Ve bütün etiketlerimizi bir kenara koyduğumuzda geriye kim kalıyor?
Belki de hayatımız boyunca yanlış sorunun peşinden koştuk.
Bu bölümde güçlü olmanın gerçekten ne anlama geldiğini birlikte sorguluyoruz.
Size de yıllarca güçlü olmanın ağlamamak, etkilenmemek ve her şeyi tek başına halletmek olduğu mu öğretildi? Peki ya gerçek güç tam tersiyse? Ya güçlü olmak, duygularını bastırmak değil de onlarla dürüstçe yüzleşebilmekse?
Bu bölümde kendi hikâyemden yola çıkarak kırılganlık, savunma mekanizmaları, duygusal farkındalık ve neden bazen hissetmekten bu kadar korktuğumuz üzerine konuşuyorum.
Bölümde bahsettiğim kitap ve filmler:
• Gölgeyle Buluşmak (Connie Zweig, Jeremiah Abrams)
• Duygular Sözlüğü (Tiffany Watt Smith)
**
• Inside Out
https://letterboxd.com/film/inside-out-2015/
• Good Will Hunting
https://letterboxd.com/film/good-will-hunting/
• The Banshees of Inisherin
https://letterboxd.com/film/the-banshees-of-inisherin/
From the publisher's feed
Bu podcast; kendini gerçekleştirmeye çalışan, hayatı fazla sorgulayan, korkularına rağmen aksiyon almaya çalışan birinin ses kayıtları. Burada bazen sanatı, bazen psikolojiyi, bazen üretmeyi, bazen…
Hayatta bir şeyler yaptım. Ama içimde hep aynı his vardı: Sanki anlatılan hikâye başka, benim derdim başka. Belki de adımın hakkını vermeye çalışıyorum.
Hoş geldin.