
Sign up to save your podcasts
Or


2007'de bir ocak sabahı, dünyanın en iyi kemancılarından biri Washington'da bir metro istasyonunda, çöp kutusunun hemen yanında keman çalmaya başlıyor. Kırk üç dakika boyunca önünden bin kişiden fazla insan geçiyor. Peki kaç kişi durup dinliyor?
Bu bölümde yeniden bakmak üzerine düşünüyoruz. Her sabah önünden geçtiğimiz simitçiden yıllardır görmediğimiz duvardaki tabloya, durmak isteyen çocuklardan dünyaya yapıştırdığımız etiketlere, bir şeyi görmemizi asıl neyin engellediğine biraz yakından bakıyoruz. Dikkatsizlik mi, yoksa çok iyi bildiğimizi sandığımız şeyler mi?
Bölümde geçenler:
Joshua Bell, L'Enfant Plaza metro istasyonu (Washington, 12 Ocak 2007)
Pearls Before Breakfast (2007), Gene Weingarten, The Washington Post
Bir hikâye, bir konu, biraz düşünce.
Forrest Gump bir sabah evinin önünden kalkıyor ve koşmaya başlıyor. Hiçbir sebebi yok. Üç yıl boyunca yağmurda, karda, sıcakta koşuyor. Arkasında, ona bir anlam yüklemeye çalışan koca bir kalabalık birikiyor. Sonra bir gün çölün ortasında duruyor, arkasını dönüyor ve şunu diyor: Çok yoruldum, sanırım eve gideceğim.
Bu bölümde durmak üzerine düşünüyoruz. Devam etmek için kimse bizden sebep istemiyor, ama durmak istediğimizde hemen bir bahane lazım. Hiçbir şey yapmadığımız bir pazar akşamının sızısından dizilerdeki otomatik oynatmaya, oradan Forrest'ın arkasındaki kalabalığa, durmanın neden bu kadar zor geldiğine biraz yakından bakıyoruz. Ve yoruldum demenin yeterli bir sebep olup olamayacağını soruyoruz.
Bölümde geçenler:
Forrest Gump (1994), Robert Zemeckis
Bir hikâye, bir konu, biraz düşünce.
Bir adam koca bir kayayı dağın tepesine kadar itiyor. Kaya tepeye varınca yuvarlanıp başladığı yere dönüyor. Adam aşağı iniyor ve yeniden itmeye başlıyor. Yarın da, ertesi gün de, sonsuza kadar. Ölümü kandırdığı için Zeus'un ona verdiği ceza bu. Adamın adı Sisifos.
Bu bölümde tekrar üzerine düşünüyoruz. Aynı yol, aynı masa, aynı sohbet. Bizi yoran tekrarın kendisi mi, yoksa tekrarın içinde hiçbir şeyin değişmemesi mi? Sevdiğimiz şarkının nakaratından bir kamp ateşinin başına, oradan Camus'nün Sisifos'una, tepeden aşağı inerken nereye baktığımıza biraz yakından bakıyoruz.
Bölümde geçenler:
Albert Camus, Sisifos Söyleni
Bir hikâye, bir konu, biraz düşünce.
Doksan yaşında bir adam, görevinden alınınca kendini yatağa yatırıyor ve ev halkına onun için yas tutturuyor. Seneca bu hikâyeyi iki bin yıl önce anlatıyor ve tek bir soru soruyor: Meşgul ölmek bu kadar mı tatlı?
İlk bölümde meşguliyet üzerine düşünüyoruz. "Nasılsın?" sorusuna neden hep "yoğunum" diye cevap veriyoruz? Gerçekten yoğun muyuz, yoksa öyle hissetmeyi mi seviyoruz? Seneca'nın fırtınada savrulan gemisinden Pascal'ın sessiz odasına, meşguliyetin bize ne yaptığına biraz yakından bakıyoruz.
Bölümde geçenler:
Seneca, Hayatın Kısalığı Üzerine
Blaise Pascal, Düşünceler
Bir hikâye, bir konu, biraz düşünce.
From the publisher's feed