Amerika Defteri

Eski Radyo


Listen Later

Yıllar yıllar öncesinde Antalya’da Çandır Yaylası’nda zirveye çok yakın Kavuşuk Tepesi’nde elma bahçesi vardı.
Bahçenin üst sol köşesinde iki odalı mütevazi bağ evi, evin önünde her daim oturup muhabbet etmeyi çok sevdiğimiz kayalık ve onun yanında da meşe ağacına sırtını yaslamış Murat dedemizin tefekkür köşkü.
Köşkte bağdaş kurup iki elini önde kavuşturmuş ve göğsüne doğru düşen kafası geçmişin tatlı anılarına dalmış ihtiyat dedem…
Bu elma bahçesinde her bir köşenin kendince ayrı bir işlevi vardı: Köşkte meşe ağacının gölgesinde sessizlik ve tefekkür hakimken bağ evinin önündeki kayalıklar kahkahaların ve tatlı muhabbetlerin sıcaklığına ev sahipliği yapardı gelen misafirlere hızlıca uzatılan kömürde demlenmiş siyah çaylarla.
Peki evin içine girince…
İşte orada bambaşka bir dünyanın kapısı açılırdı ruhunuza.
Karşıda hem uyumak hem de gelenlerle dertleşmek için kullanılan somya, sol köşede küçük mutfak ve hemen yanında da uzun dalgadan kimi zaman dertli türkülerin kimi zaman da neşeli havaların çaldığı Radyo 1 gediklisi yatayına uzun eski hatıralık eskitme ahşap radyo.
Her saat başı çan sesinden ilham almış gibi üç defa dıt dıt dıt sesi ve ardından Ankara haber stüdyosundan sıralanmaya başlayan haberler...
Her saat başı aynı ama hiç bıkılmadan dinlenilen havadislerle dünyayı anlama çabası.
Kimi zaman düşen bir uçakla Pakistan liderinin ölümüne duyulan hüzün, kimi zaman kalpten giden Özal’a yapılan eleştirilere perde gerip hayırla yâd etmek, benzine elektriğe yağa yapılan zamlara efkârlanıp Birinci marka filtresiz cigarayla dumanlanıp efkâr sisine gömülmek.
Sonra ansızın biten haberlerin ardından o havadisleri bir kez bile dinlemediği belli olan spikerin neşeyle esprilerle tanıttığı uzun havaların, türkülerin peşine takılıp gitmek.
Bir elde cigara ve tütüp yükselen duman, öbür elde ince belli bardaktaki çayın buğusunun cigara dumanını takibi…
Elektrik yok, günde bir kez geçen yayla dolmuşundan inen bir dostun havadisleri dışında civar köylüler dışında kimseyle sosyalleşme imkansız.
Çok şükür ki eski radyo ve biter korkusuyla stoklanan koca pilleri var: Bir zamanların sosyal medyası; elbette tek taraflı iletişimle, önce hoparlörden kulağa oradan da kulaktan kulağa...
Nereden aklına geldi bunlar diye sorabilirsiniz bana!
Birkaç gün önce Beryl Kasırgası uğradı Houston‘da semtimize: Sugar Land’a.
Şimdilerde telefonlarımız, bilgisayarlarımız, sınırsız internetlerimiz, istediğimiz an dünyadaki istediğimiz insana ulaşabilme ve bilgi edinebilme şansımız…
Her şeye sahibiz gibi.
O sabah Beryl Kasırgası sabah namazı vaktiyle ansızın girdi hayatımıza: Sert rüzgarlar, bardaktan boşanırcasına dökülen sonu gelmeyen yağmur ve devrilen çitler, yıkılan ağaçlar, sökülen çatılar…
Elektrik, internet, telefon hattı… her şey kesildi ve dünya ile iletişimi bırakın yan evdeki dostlarımızla konuşamadık bile. Kapana kısılmıştık çok sevdiğimiz ama şimdi bizi korkutan evlerimizde.
Ne yapsak dedik ve oğlum Yusuf buldu eski radyoya benzeyen taklit eskitmeyi. Taktı pillerini ve yakaladı NPR radyo dalgasını. Dinledik haberleri, anlamaya çalıştık bütün Houston’da olan biteni.
“Sabır” diyordu radyoda konuşan ses: “Elbirliğiyle aşacağız dertlerimizi!”
İşte o an dedemin eski radyosu geldi aklıma: Çandır Yaylası’nda elma bahçesindeki bağ evinin en değerli parçası. Dünya ile sizi birbirine bağlayan en değerliniz…
İnsan böyle işte… ânı yaşıyorum, geleceğe yürüyorum derken çağrışımlar gelip duruyor geçmişten ve çarpıp duruyor ânınıza!
Kim bilir belki de ânı oluşturan her şey anı dünyasından bıkmaksızın her an koşturup gelmekte olan hatıralarımızdır.
Siz ne dersiniz?

Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/amerika-defteri--6284017/support.
...more
View all episodesView all episodes
Download on the App Store

Amerika DefteriBy Murat Yilmaz