
Sign up to save your podcasts
Or


Çocuk yetiştirirken hepimiz iyi niyetliyiz. Ama bazen korumak için fazla müdahale ediyor, üzülmesin diye önüne çıkan tüm engelleri kaldırıyor, hata yapmasına izin vermiyor, sınırsız-çerçevesiz bırakıyor, bazen de sevgimizi farkında olmadan başarıya, usluluğa ya da beklentilerimize bağlıyoruz.
Peki bütün bunların çocuklarımızın yetişkinliklerinde nasıl izleri olabilir?
Bu bölümde Uzman Psikolojik Danışman, Aile-Çocuk-Ergen Terapisti Özlem Mumcuoğlu ile "Çocuk yetiştirirken farkında olmadan yaptığımız hatalar" dedik ve aşırı korumacılığı, sınırlarla kontrol arasındaki ince çizgiyi, çocukların duygularını reddetmenin sonuçlarını, “Beni üzme”, “Sen bizim umudumuzsun” gibi cümlelerin getirdiği yükü ve çocuklarımızın hatalarıyla yüzleşmesine izin vermenin önemini konuştuk.
Ama bu bölüm dinleyip de kendinizi suçlayın diye kaydedilmedi haliyle. Unutmayın, kusursuz ebeveynlik mümkün değil. Önemli olan nerelerde hata yaptığımızı fark etmek ve ilişkiyi onarabilmek. “İçinizde saklanan anne ve babanızı çıkarıp, kendi ebeveynliğinizi ortaya koyun” diyen Özlem Mumcuoğlu ile iyileşmeyi ve özür dilemeyi de konuştuk: Çocuğumuza zarar verdiğimizi fark ettiğimizde ne yapabiliriz ve onarım gerçekten mümkün mü?
Laylu ve Ben’e hoşgeldiniz! İyi dinlemeler.
Support the show: https://linktr.ee/evrimsumer
Matematiği neden bazı çocuklar daha en baştan bırakıyor? Liseye 500 tam puanla gelen öğrenciler bile gerçekten anlayarak mı ilerliyor, yoksa ezberle mi? Matematik bir performans dersi mi, yoksa bir düşünme biçimi mi?
Laylu ve Ben’in bu bölümünde, 30 yıllık matematik öğretmeni Jale Kızılel ile psikolog Füsun Aygölü’nün şu cümlesinin izini sürüyoruz: “Matematik zihinsel kapasitede düşünme ve muhakemeyle ilgilidir. Blokaj varsa kaldırmak gerekir.”
Yani mesele formüller değil, düşünme biçimi.
Ezberle gelen başarıyı, lisede sökülen ilmeklere benzetiyor Jale Hanım: İlk ilmek yanlışsa, bir yerde mutlaka hata verir. Anlamadan öğrenilen matematik, sözlerini bilmediğimiz bir yabancı şarkıyı taklit etmek gibidir, diyor.
Bir başka başlık da ADHD (DEHB) ve beyin sisi. Jale Hanım’ın oğlu DEHB’li ve müthiş bir lisede okuyor. Kendisi de dikkat dağınıklığı ve “brain fog” yaşadığını söylüyor. Ama matematiksel düşünme bundan etkilenmiyor. Şahane değil mi?
Erken yaşta matematik baskısı neye yol açar? Oyun neden vazgeçilmez?.. Sohbetimizde ebeveyn şartlamalarının, sağ beyin–sol beyin mitlerinin ve “yetenek mi, emek mi” tartışmasının ötesine geçtik.
Çünkü belki de sorun matematikte değil, onunla kurduğumuz ilişkide!
Support the show: https://linktr.ee/evrimsumer
Bu bölüm, sadece bir sohbet değil… bir büyüme hikayesi!
Kızım Leyla’yla yan yana otururken fark ettim: Bir küçük kız demişim, bir koskocaman genç kız demişim… Ergenlik tam da böyle bir yer… arada bir hal; hem çocuk hem yetişkin, hem çok uzakta hem de yanı başında.
Bu bölümde, Bebek, Çocuk ve Ergen Psikoloğu, aynı zamanda aile dostumuz sevgili Füsun Aygölü sordu, kızım “Laylu” Leyla Smyrna Cabas cevapladı.
Füsun Abla’nın sakin rehberliği, Leyla’nın samimi cevapları ve benim araya maydanoz olan anne hallerimle okuldan, IB programından, karanlık sabahlardan, LGS kabusundan, ilk gece gezmesinden, makyajdan, modadan, oyunculuktan ve büyümeye dair bilumum kalp sızılarından konuştuk.
LGS'nin hala zaman zaman üzerimizden geçen gölgesini, sınav stresinin çocuklarda bıraktığı yaraları, adaletsiz bir sistemde ilerlemeye çalışan gençleri ve özel ders mecburiyetini de masaya yatırdık.
Leyla’nın, “LGS’de travma sonrası stres yaşadım,” derken gözlerinin dolmasını, benim ise “bitti o günler” diye şükretmemi de duyacaksınız. Ve inanmazsınız ama; Leyla LGS’ye gireceklere, kendisinden asla beklenmeyecek bir tavsiye verdi!
Ve sanat… Sohbetimizde Leyla’nın film yolculuğunun kamera arkasına da baktık. “Filmlerde oynuyorum ama oyuncu değilim,” derken sesine yansıyan samimi merakını ve kendini sorgulamasını, adaylıklar karşısında yaşadığı kalp çarpıntılarını, oyuncu olmak için gerçekten ne gerektiğini konuştuk. Oynadığı iki filmin çekimlerinde hissettiklerinden, bir anda “Okulu bırakıp terzinin yanında çalışsam mı acaba?” diyecek kadar da özgür ruhlu hayallerine tanıklık ettik.
Dinlerken belki kendi çocuğunuzu duyacak, belki de kendi çocukluğunuzu, ergenliğinizi hatırlayacaksınız.
Hazırsanız… Leyla, Füsun Abla ve ben samimi, yer yer kahkahalı, yer yer iç burkan bu sohbette sizi bekliyoruz.
Support the show: https://linktr.ee/evrimsumer
Bu bölümde, benim için çok özel bir isim olan bebek–çocuk–ergen psikoloğu Füsun Aygölü ile ebeveynliğin sıklıkla yanlış anlaşılan kavramlarından birini konuşuyoruz: Çerçeve.
Çerçeve, çoğu zaman “kısıtlama” gibi algılansa da, aslında çocuğun güven duygusunun temelidir. Çerçevesiz bir çocuk yönsüz, fazla sıkı çerçeveli bir çocuk ise nefessiz kalır. Ebeveynlikte mesele, sevgi ve şefkatle birleşen esnek ama kararlı sınırlar koyabilmek.
Bu bölümde:
• Çocuğun neden sevgi + şefkat + çerçeveye aynı anda ihtiyaç duyduğunu,
• Anne-baba arasındaki tutarlılığın neden kritik olduğunu,
• Çerçevenin bebeklikten ergenliğe nasıl değiştiğini,
• Ekran, uyku, yemek gibi günlük konularda sınırların nasıl çizilebileceğini,
• Sınırsız ya da aşırı kontrollü büyüyen çocukların yetişkinlikte neler yaşadığını konuşuyoruz.
Füsun Aygölü’nün söylediği gibi, tek bir doğru ebeveynlik yok; ama her çocuk, bireyliğine saygı duyan ve şefkatle rehberlik eden bir yetişkine ihtiyaç duyuyor.
Ebeveynlikte sınır koymakta zorlanan, “hayır” derken suçluluk hisseden ya da çerçevenin ne olduğunu anlamaya çalışan herkes için rehber niteliğinde bir bölüm.
Laylu ve Ben’e hoş geldiniz! Keyifli dinlemeler.
Support the show: https://linktr.ee/evrimsumer
Doğanın Kalbinde Ebeveynlik
Eski bölümlerimizin birinde, Kokopelli Şehirde’de ile, “doğayla çocukların arasına girmeyin” demiştik… Bu bölümde o cümlenin peşine düşüp, doğayı, ebeveynliği ve umudu aynı potada eriten bir sohbet için peyzaj mimarı Sibel Senna’yla buluştuk.
Bana sorarsanız, meslek seçimi bile doğaya olan sevgisiyle şekillenmiş biri o. Sohbetimizde Doğanın romantizm değil; akış, mücadele ve sezgi olduğunu… Çocuklarımızın telefondan önce gökyüzüne bakmayı öğrenmesi gerektiğini… Ebeveynliğin tıpkı doğa gibi koruduğunu ama bizim yerimize yaşayamadığını ve çok daha fazlasını konuştuk.
Sibel’in, bir ağaca sarılmadan önce bile, “O nasıl hisseder?” diye düşünen o inceliğiyle; doğanın bize nasıl umut verdiğini, çocuğun merakını nasıl canlı tuttuğunu konuştuk. Ve belki de en önemlisi: toprağı çocuklarımızın eline değil, kalbine vermekten bahsettik.
Bu bölümün eşlikçisi olarak belki bir yaprağa bakmak, belki de bir sonraki yağmurda gök gürültüsüne kulak kabartmak isteyeceksiniz… İyi dinlemeler.
Ve işte, sohbette bahsi geçen kitap önerileri:
Rainer Maria Rilke: Genç Şaire Mektuplar ve Duino Ağıtları ile başlanabilir. Rilke, bütün yazım ve varoluşunu doğa ile kuran bir yazar.
Shakespeare, Shakespeare in Flower: Shakespeare birçok şiirinde bitki metaforu kullanır.
Yaşar Kemal, özellikle de İnce Memed; Çukurova doğasını çok iyi betimler.
Botanikçi Robin Wall Kimmerer, Serviceberry: Bitkilerin nesne değil öğreten varliklar olduğunu işler. Yabani yemiş ağacı bunun metaforudur: Meyvesini herkese sunar — kuşlara, toprağa, insanlara — ve herkes kazanır. Zenginlik gerçekten nedir? Sahip olmak mı, yoksa paylaşmak mı çokluğu yaratır? Doğa bize nasıl öğretir? Biz doğaya nasıl karşılık verebiliriz? Ekonomi nasıl daha şefkatli olabilir? Kimmerer, doğayı sadece gözlemlemez: onunla konuşur. Ve okuru da bu ilişkiye davet eder. Doğayı “kaynak” olarak değil, ortak bir akraba olarak ele alır.
Stefano Mancuso (Floransa Ünv. Nörobiyolog Profesör), Bitki Zekası, Bitki Ulusu, Bitki Devrimi: İnsan - doğa ilişkisine bitki bakışıyla eleştrel yaklaşımlar sunar. Bitkilerin dünyayı kavrama şekillerini aktarır. Zekaları ve çevreleriyle ilişkilerini bilimsel verilerle akışkan bir şekilde ortaya koyar.
Michael Pollan (Newsweek’in 2009’da seçtiği yeni düşünce liderinden), Arzunun Botaniği: İnsan - bitki arasındaki ilişkiyi ters açıdan ele alır. Biz bitkileri kendi isteğimizle yetiştirdiğimizi düşünüyoruz fakat Pollan’a göre aslında bitkiler bizi yönlendirir. Okuru; Bitkiler bizim arzularımızı kullanarak kendilerini dünyaya mı yaydılar? Sorusuyla bırakırJ
Deniz Gezgin, Bitki Mitoslari: Bitkilere ait mitoslardan çok şey öğrenebiliriz. Onların bilgeliklerine ve çağlar arası deneyimlerine dair güzel bir birikim. Bu kitapta farklı coğrafya ve kültürlerde, bitkilerin kültür dünyasında yer buluş biçimleri aktarılıyor.
Bebekler ve küçük çocuklar için:
Küçük Prens (Antoine de Saint-Exupery)
Çocuk, Köstebek, Tilki ve At (Charlie Mackesy)
Support the show: https://linktr.ee/evrimsumer
Okula giden her 4 çocuktan 3’ü akran zorbalığıyla iç içe yaşıyor. Üstelik zorbalığın %95’i, çocuklarımızın güvende olduğunu sandığımız yerde, yani okulda gerçekleşiyor. Zorbalık ilkokul, ortaokul, lise ayırt etmiyor, üstelik hem devlette hem de özel okullarda tablo aynı.
Bu bölümde konuğum Başak Abdula ile Türkiye’de yapılan en kapsamlı çalışmalardan biri olan FutureBright Group’un “Türkiye’de Akran Zorbalığı Araştırması” raporunu konuşuyoruz.
Bu araştırma, Başak ve Akan Abdula'nın 12 yaşındaki kızlarının İstanbul’da özel bir okulda yaşadığı ciddi akran zorbalığı deneyimi üzerine açığa çıkan içsel dinamikler ve toplumsal yankılarla başlıyor. Araştırmaya ilham veren tatsız deneyim, Haziran 2024’te Akan Abdula’nın X (eski Twitter) platformundaki 24 Haziran 2024 tarihli paylaşımlarıyla kamusal farkındalığa taşınmıştı.
Sosyolog ve FutureBright Group’un kurucu ortağı Başak Abdula ile çok kere sesimiz titreyerek gerçekleştirdiğimiz bu sohbette,
Ben gerçekten merak ediyorum; neden akran zorbalığı konusunda standart bir yönerge yok?
Neden, her sene marifetle bir araya gelip zamlara karar veren özel okul yöneticileri bu konuda da birleşmekten aciz?
Araştırmaya katılan bir çocuk şöyle demiş: “Zorbalık ancak bu dünya baştan yaratılırsa biter.” Bu kabulleniş, bu çaresizlik korkunç değil mi?
Ama unutmayalım; o dünyayı yeniden kurmak da bizim elimizde!
Laylu ve Ben’in yeni bölümü, “Akran Zorbalığı” şimdi yayında!
Support the show: https://linktr.ee/evrimsumer
Asperger sendromu nedir, otizm spektrumunda nereye oturur, bir çocuğun ya da yetişkinin yaşamında nasıl görünür?
Bu bölümde Çapa Çocuk Psikiyatrisi Kliniği’nde 40 yıl görev yapmış deneyimli Klinik Pedagog Zeynep Aydoğmuş ile nöroçeşitlilik kavramından yola çıkarak Aspergerli bireylerin dünyasına yakından bakıyoruz.
Zeynep Aydoğmuş’un yıllara dayanan klinik deneyimiyle tanının anlamını, ailelerin fark ettiği ilk belirtileri, eğitim sürecinde izlenebilecek yolları, yetişkinlikte tanı almayı ve Aspergerli bireylerin güçlü yönlerini konuşuyoruz.
Sohbetimizde Dr. Temple Grandin’in bakışına, Sherlock Holmes ve Sheldon Cooper gibi popüler karakterlerin toplumun Asperger algısına etkisine de değiniyoruz.
Bu bölüm, Asperger’e sadece bir “tanı”dan değil, anlayıştan ve empatiyle yaklaşmaktan bakmak isteyen herkes için.
Support the show: https://linktr.ee/evrimsumer
*Her anne menopozu tadacaktır dediğime bakmayın; bu bir ebeveynlik podcasti diye öyle yazdım… yoksa bu sohbet sadece annelere değil, tüm kadınlara ve çevresindeki erkeklere de önemli bir içerik sunuyor!
Postane İstanbul’da kaydettiğim bu bölümde, gazeteci, yazar ve hak savunucusu Melis Alphan ile menopozu konuşuyoruz.
Menopoz Rehberi- Kendini Yeniden Keşfetme ve Güçlenme Yolculuğu kitabı, Melis Alphan’ın bir gecede cerrahi menopoza girmesiyle başlayan kişisel deneyimi ve 10 doktorla yapılan görüşmelerle ortaya çıktı.
Kitabı bir cümleyle özetle, derseniz, “menopoz bir son değil, bir dönüşüm ve yeniden yapılanma fırsatı” derdim size... Neden peki? Çünkü Türkiye'de kadınların yaş ortalaması 80. Bir kadın ortalama 50 yaşında menopoza girse, 30 sene eder! Anlamamız, öğrenmemiz gerekiyor!
Menopoz, Türkiye’de belki hala tabu ama dünyada, başta da İngiltere ve Amerika’da fırtınalar koparıyor. Melis’e göre menopozun artık bu kadar konuşulmasının iki sebebi var: “Longevity” kavramının hayatımıza girmesiyle çok daha görünür olması ve östrojenin aslında ne kadar önemli olduğunun anlaşılması.
Sohbetimize menopozun toplumsal ve politik boyutundan girdik; iş hayatında, ailede ve erkeklerin menopoz algısında nelerin değişmesi gerektiğine baktık, menopozun biyolojik, psikolojik ve duygusal boyutlarını, hormonların rolünü ve vücudun verdiği işaretleri de konuştuk. Menopozal Hormon Tedavisinin önemi, meme kanseri ve hormon kullanımı hakkında yanlış bilinen, kafa karıştıran WHI araştırması, cerrahi ve doğal menopoz, semptomlar, başa çıkma yolları, yaşam tarzı değişiklikleri ve alternatif yöntemler… hepsini konuştuk.
Ben daha gencim, bana çoook uzak, diyenler vardır mutlaka. Siz de bir şans verin bu bölüme (aslında kendinize)! Hem şimdiden neler yapabileceğinizi öğrenmek hem de empati sahibi olmak için...
İyi dinlemeler!
Support the show: https://linktr.ee/evrimsumer
Laylu ve Ben’in bu bölümünde Postane Istanbul’da konuğum, avukat, feminist ve podcast komşum Beste Demir Keki. Anneannesi, Atatürk “kızlar okusun” dediği için evden kaçıp öğretmen olan bir kadın. “Tatlı Su Feministi” podcast’iyle feminizmi hayatın içinden, anlaşılır ve samimi bir dille anlatan Beste ile; feminizm nedir, ne değildir, Türkiye’de kadın olmak ne demektir, tüm bunları konuştuk.
Kız çocukları neden susturuluyor? Yapılan araştırmalara göre 6 yaşındaki kızlar bile, erkek öğrencilerin daha zeki olduğunu düşünüyor! Buyurun, buradan başlayalım konuşmaya!
Evde başlayan eşitsizliklerden, sesini yükselten kadınlardan duyulan rahatsızlığa; hakların varlığına rağmen teamüllerin önümüze nasıl duvar ördüğüne; kadının “ihtimam yükümlüsü” olarak görülmesinden, özgürleşmenin sorumluluk almakla ilişkisine kadar pek çok konuya değindik.
Beste'nin önerileri arasında belki en önemlisi şu: Kız çocuklarını susturmayın! Ve unutmayın, ev içi dengede iktidar sadece bir kişinin elindeyse, orada eşitlikten söz edemeyiz.
Size bir sorum var: Feminizm gerçekten pratikte de evde başlasaydı?.. Belki o zaman meydanları doldurmak zorunda kalmazdık. Ne dersiniz?
Support the show: https://linktr.ee/evrimsumer
Müzik sadece kulakta mı başlar, yoksa tüm bedende mi hissedilir? Bu bölümde, bedenini enstrümana, hareketini nota defterine dönüştüren bir müzisyeni ağırlıyorum: Gökçe Gürçay, nam-ı diğer, “CheChe.”
Gevende’nin davulcusu, KeKeÇa (Kendin Kendini Çal) topluluğunun parçası, soundpainting ustası ve, “Kendi çocukluğum için yaptım,” dediği MANG Akademi’nin kurucusu Gökçe ile “beden müziği”ni, “soundpainting”i, çocukların (ve büyüklerin!) müzikle gelişen potansiyelini ve yaratıcı eğitimin sınırlarını konuşuyoruz. İyi-kötü müzik nedir, sorusunu da masaya yatırdığımız; Hatay’dan Paris’e, işitme engelli gençlerden mülteci çocuklara kadar uzanan ilham verici bu sohbete kulak verin.
Ve unutmayın: Müzik sadece duyulmaz, hissedilir!
Gökçe Gürçay’ı takip etmek isterseniz:
https://www.instagram.com/cece.gurcay/
https://www.youtube.com/user/gokcegurcay
Support the show: https://linktr.ee/evrimsumer
From the publisher's feed
Kızım Leyla'nın, nam-ı diğer Laylu'nun 2010'da hayatıma girmesiyle birlikte Radikal'deki köşe yazılarımla paylaşmaya başladığım ebeveynlik serüvenimi Laylu ve Ben'de genişleterek anlatmaya…