
Sign up to save your podcasts
Or


Konuğumuz besteci ve ses tasarımcısı Emre Akdeniz’le yaratıcılığın sınırlarını konuşuyor; grup müziğinden dizi sektörünün sıkışık üretim temposuna, oradan oyunlarda dinamik müzik ve interaktif hikâye anlatıcılığına uzanan bir yolculuğa çıkıyor, bir yandan da dış onaya bağlanan üretim isteğinin nasıl yeniden kişisel bir yaratıcı alana dönüşebildiğine bakıyoruz.
Bu bölümde ikinci sezonun rotasını çıkarıyor; oyunun ekrandan taşarak hayatın başka alanlarına nasıl sızdığını konuşuyoruz.
🔹Oyun yapmak ne demek?
🔹Oyun kültürü nasıl değişti?
🔹Rol yapma oyunlarından siberpunk’a, e-spordan yapay zekâya, oyunlaştırmadan ruh sağlığına kadar hangi başlıkların peşine düşeceğiz?
Sezon finalinde dört ay boyunca açtığımız oyun alanına dönüp bakıyor; oyunlardan hikâyeye, müzikten bedene, teknolojiden topluluğa uzanan sezon boyunca aslında neyi konuştuğumuzu, “oynayan insan”ın bizi nerelere götürdüğünü ve bütün bu yolların sonunda nasıl bir homo ludens ortaya çıktığını konuşuyoruz.
Oyun tasarımı öğretilebilir mi, bir oyun eğlencenin ötesinde ne yapabilir, oyunlar eğitimde, sosyal etkide ve kültürel mirasta nasıl bir alan açabilir?
Konuğumuz Güven Çatak ile kendisinin mimarlıktan oyun eleştirmenliğine, akademiden Bahceşehir Üniversitesi Game Lab’in kurucu direktörlüğüne uzanan kişisel yolculuğu üzerinden Türkiye’de oyun kültürünün son 20 yılda geçirdiği dönüşümü konuşuyoruz.
Bir de yıllardır oyunlar üzerine düşünen, yazan ve ders veren Güven Çatak'a en temel soruyu soruyoruz: Bunca yıldan sonra oyunlarda onu hâlâ ne heyecanlandırıyor?
Konuğumuz Zeynep Burcu Kaya Alpan ile mimarlıktan oyun tasarımına, XR’dan feminist oyun çalışmalarına uzanan pratiği üzerinden dijital oyunlarda kadın bedenini, oyun motorlarının ve hazır asset’lerin taşıdığı görünmez varsayımları, kapsayıcı tasarımı konuşuyor ve hatta şu soruyu soruyoruz: Bir yürüyüş animasyonu feminist olabilir mi?
Video oyunları tarihinin en büyük kültürel fenomenlerinden biri olan GTA yani Grand Theft Auto’ya bakıyoruz.
1997’de yukarıdan gördüğümüz küçük şehirlerden; GTA III, Vice City, San Andreas ve GTA V’in dev açık dünyalarına uzanan serinin nasıl değiştiğini; şehirleri birer oyun alanına, kuralları çiğnemeyi ise başlı başına bir oyun biçimine nasıl dönüştürdüğünü konuşuyor; GTA VI’nın yaklaşması ve yeni “Extended Look” videosunun yayınlanması vesilesiyle, 30 yıla yaklaşan bu serinin özgürlük, kaos, en kibar ifadesiyle hiciv ve “acaba bunu yaparsam ne olur?” duygusuyla kurduğu ilişkiye dönüyoruz.
Konuğumuz Türkiye’de oyun geliştiricileri arasındaki en önemli topluluklardan ÜNOG’un (Üniversiteli Oyun Geliştiricileri) kurucusu olan Sercan Muhlacı ile oyun yapmanın teknik tarafının yanı sıra insanları bir araya getiren yönünü, game jam kültürünü, Türkiye’de oyun sektörünün dönüşümünü ve bir oyun topluluğu kurmanın ne anlama geldiğini konuşuyor ve şunu soruyoruz: Bir oyun yapmak yalnızca kod yazmak ve tasarlamak mıdır, yoksa oyunun mümkün olduğu ortamı da kurmak ve geliştirmek gerekir mi?
Bir hikâyeyi okumakla, izlemekle ve oynamak arasında ne fark var?
Oyuncu devreye girdiğinde anlatının sahibi kim oluyor?
Konuğumuz akademisyen ve oyun araştırmacısı Diğdem Sezen ile interaktif anlatılardan oyunların sanatsal ve politik imkânlarına, spekülatif geleceklerden yapay zekânın oyun yazımını nasıl değiştirdiğine uzanan bir sohbet gerçekleştiriyor; oyunların bir yandan bir hikâye anlatırken, bir yandan da dünyayı ve henüz var olmayan dünyaları düşünmemizi sağlayan sistemler olup olmadığını konuşuyoruz.
Farklı bir haritaya atlayarak bilgisayar oyunlarının dışına çıkıyor; oyunun çok daha eski ama hâlâ yenilikçi biçimlerine bakıyoruz.
Konuğumuz yönetmen, dramaturg ve performans sanatçısı Ayşe Draz ile kurallar, roller, katılım ve birlikte deneyimleme üzerinden oyunun gösteri sanatlarındaki vazgeçilmez yerini konuşuyor; Huizinga’nın Homo Ludens’inden Müzede Sahne’ye uzanırken, seyircinin ne zaman oyuncuya, mekânın ne zaman oyun alanına dönüştüğünü soruyoruz.
Homeros’un Odysseia’sı bir video oyunu olsaydı, oyuncu yalnızca Odysseus’u mu yönetirdi, yoksa hikâyeyi her oynayışında bambaşka bir yerinden, yeniden anlatan bir ozana mı dönüşürdü?
Sözlü destan geleneğinden Assassin’s Creed Odyssey’ye, Hades ve Hades II’den Christopher Nolan’ın The Odyssey’sine uzanıyor; oyunların eski hikâyeleri yalnızca uyarlamakla kalmayıp onları nasıl yeniden oynanabilir hâle getirdiğine bakıyoruz. Çünkü, yan görev çok seven oyuncular olarak, Odysseus’u Odysseus yapanın yalnızca İthaka’ya dönmesi değil, oraya düz yoldan dönememesi olduğunu düşünüyoruz.
From the publisher's feed