
Sign up to save your podcasts
Or


“Atatürk’ün ilahlaştırılması, gözden kaçan bir aşırılık mıydı; yoksa bizzat sistemce beslenen bir anlatı mıydı?” Konuştuğumuz belgeler, ders kitapları, piyes ve roman komisyonları, bayram kutlama metinleri ve dönemin köşe isimlerinin kariyer seyirleri aynı tabloyu gösteriyor: “diktatör” diyenler cezalandırılırken, “ilah/peygamber” yakıştırmaları yapanlar yükseldi; metinler okullara girdi, piyesler devletçe bastırılıp dağıtıldı, miting dili “övgü”den “ibadet”e evrildi. Üstelik bu, marjinal bir coşku değil; merkezî bir örgü ve onayla yaygınlaştı.
Özetle üç çıplak hakikat:
Kadro paralelliği: Atatürk’ü teolojik dille yücelten kalemler (şairler, siyasetçiler, münevverler) aynı dönemde yüksek makamlara taşındı; itiraz veya yaptırım yok.
Müfredat ve ritüel: Nutuk’a “kutsal kitap” muamelesi, çocuklara “mucizevi kurtarıcı” dilinin telkini, 10. yıl törenleri ve özel kanunlarla kurumsal bir kişi kültü inşa edildi.
Sessiz rıza: “Diktatör” nitelemesine hukukî ve siyasî refleks verilirken, “ilah/peygamber” yakıştırmalarına sistematik bir red/uyarı üretilemedi; böylece söylem meşrulaştı.
Bir Müslüman perspektiften ilkemiz açık: Tevhid. Kimseye zorbalık yok; fakat putlaştırmanın siyasî-toplumsal sonuçlarını da saklamıyoruz. Bu seri, “kişiyi ebedîleştiren” kalıpların nasıl devlet ritüellerine, ders kitaplarına ve kamusal dile yerleştiğini gösteriyor. Tartışmayı sloganlarla değil, belgelerle sürdürelim: Arşiv konuşsun, hükmü siz verin.
By Fehmi İlkay Çeçen“Atatürk’ün ilahlaştırılması, gözden kaçan bir aşırılık mıydı; yoksa bizzat sistemce beslenen bir anlatı mıydı?” Konuştuğumuz belgeler, ders kitapları, piyes ve roman komisyonları, bayram kutlama metinleri ve dönemin köşe isimlerinin kariyer seyirleri aynı tabloyu gösteriyor: “diktatör” diyenler cezalandırılırken, “ilah/peygamber” yakıştırmaları yapanlar yükseldi; metinler okullara girdi, piyesler devletçe bastırılıp dağıtıldı, miting dili “övgü”den “ibadet”e evrildi. Üstelik bu, marjinal bir coşku değil; merkezî bir örgü ve onayla yaygınlaştı.
Özetle üç çıplak hakikat:
Kadro paralelliği: Atatürk’ü teolojik dille yücelten kalemler (şairler, siyasetçiler, münevverler) aynı dönemde yüksek makamlara taşındı; itiraz veya yaptırım yok.
Müfredat ve ritüel: Nutuk’a “kutsal kitap” muamelesi, çocuklara “mucizevi kurtarıcı” dilinin telkini, 10. yıl törenleri ve özel kanunlarla kurumsal bir kişi kültü inşa edildi.
Sessiz rıza: “Diktatör” nitelemesine hukukî ve siyasî refleks verilirken, “ilah/peygamber” yakıştırmalarına sistematik bir red/uyarı üretilemedi; böylece söylem meşrulaştı.
Bir Müslüman perspektiften ilkemiz açık: Tevhid. Kimseye zorbalık yok; fakat putlaştırmanın siyasî-toplumsal sonuçlarını da saklamıyoruz. Bu seri, “kişiyi ebedîleştiren” kalıpların nasıl devlet ritüellerine, ders kitaplarına ve kamusal dile yerleştiğini gösteriyor. Tartışmayı sloganlarla değil, belgelerle sürdürelim: Arşiv konuşsun, hükmü siz verin.