İnsanoğlunun dili, koklanır dünyayı betimlemeye yaramıyor.Patrick Suskind, Koku
Duyular, zihnin fiziksel dünyaya ait bilgi üretmesini sağlarlar ve evrimsel süreçte koku duyusunun, hayatta kalma şansımızı arttırmak üzere geliştiği gösterilmiştir1. Feromon adı verilen kimyasal sinyaller periferal kemoreseptörlerde algılandıktan sonra; diğer duyulardan farklı olarak talamusta işlenmeden, doğrudan limbik sisteme iletilmekte ve amigdala ve hipokampal komplekste işlenmektedir. Nörosinaptik ağdaki bu farklılık koku duyusunun uyarılmasıyla oluşan otonomik davranışları ve yine kokunun diğer duyulara kıyasla, duygu ve hafıza ile daha fazla ilişkili olmasını açıklamaktadır.
İnsan günde ortalama 20.000 defa nefes alır ve her solukla birlikte milyonlarca koku molekülü beyinde binlerce sinaptik ağın aktive olmasını sağlar1. Bu nöroanatomik bağlar sayesinde kokular bellek, yaratıcılık, ağrı algısı, güven duygusu ve karar verme süreçleri (ki buna eş seçimi de dahil :) ) gibi birçok üst bilişsel fonksiyon ile direkt bağlantılıdırlar. Dolayısıyla gündelik yaşamda diğer duyular kadar önemini kavrayamasak da, koku derin benliğimizi etkileyen göz ardı edilemeyecek kadar karmaşık bir sistemin duyumsal komponentidir.
Kokuların insanlık tarihinde ne derece önemli yer kapladığı ile ilgili birazcık gereksiz bilgi vermek gerekirse şu satırları da buraya yazmam gerekli. Milattan önce 4000’li yıllardan itibaren Çin, Arabistan ve Mısır’da güzel kokulu bitkilerin yakılarak Tanrı’ya mesaj gönderilmeye çalışıldığı bilinmektedir. Eski Mısırda bazı kokular altından daha değerli kabul edilmiş ve binlerce yıl sonra açılan mezarlardan, içerisindeki kokunun halan hissedildiği parfüm şişeleri çıkmıştır. Doğu medeniyetleri yasemin banyosu yapar Miski-Amber sürerken, koku kullanımının Avrupa’ya ulaşması 14.yy’ı bulmuştur. 1370’de ilk alkol temelli parfüm olan Macar Suyu, Macar Kraliçesi Elizabeth’e ithafen yapılmıştır. Öyle ki bu koku sayesinde kraliçe (72) kendisinden 47 yaş küçük Polonya Kralından (25) evlenme teklifi alabilmiştir. Rönesans ile birlikte gelişen koku bilimi, 1806’da Eau de Cologne’un üretilmesiyle birlikte bildiğimiz modern parfümeriye dönüşmüştür2.
Peki, yüzyıllardır güzel kokmak uğruna bu kadar uğraş varken ve farkında olmasak da kokular birçok bilişsel olayı bilinç dışı yönetiyor iken, ya koku alamasaydık?
Anosmi nedir?
Anosmi kokuları algılayamamaya denilmektedir. Geçici veya kalıcı, kazanılmış veya konjenital birçok nedene bağlı olabilir. ABD’de 40 yaş üzeri nüfusta anosminin sıklığı %3’tür, ancak yapılan çalışmalarda yaş ilerledikçe sıklığının arttığı ve 80 yaş üzerinde %39’lara ulaştığı gösterilmiştir3.
Solunum fizyolojisinde, hava ile nasal kaviteye ulaşan koku molekülleri nasal kavitenin superiorunda bulunan olfaktör epiteldeki reseptörleri uyarır. Bu uyarı affarent olfaktör nöron (I. Kraniyel sinir) aracılığıyla olfaktör bulbustan limbik kortexe taşınır. Bu sürecin herhangi bir basamağında meydana gelecek aksamalar anosmi ile sonuçlanmaktadır. En sık karşılaşılan nedenler (%50-70) inflamatuar ve obstruktif nedenlerdir (rinit, nasal polip vs.). Bunlar dışında anosmi; kafa travması, yaşlanma, nörodejeneratif hastalıklar (başta Parkinson olmak üzere), konjenital nedenler (Kallman sendromu, Turner sendromu) ve enfeksiyonlara (özellikle viral) bağlı olarak gelişebilir. Nadiren de olsa diyabet ve hipotroidiye bağlı da anosmi gelişebilmektedir3.
Anosmi ile başvuran hastanın değerlendirilmesi
Her klinik durumda olduğu gibi anosmi değerlendirilirken de iyi bir öykü almak oldukça önemlidir. Eğer koku kaybı aniden gelişmişse öncelikle kafa travması ve viral enfeksiyonlar akla gelmelidi...