Hasta yakını KPR sırasında içeri alınmalı mı?
Kardiyopulmoner Resüsitasyon (KPR) tüm acil ekibinin
koordine olarak çalışmasını gerektiren, yüksek efor ve konsantrasyonun esas
olduğu bir müdahale. KPR’de yaşanabilen medikal sıkıntıların yanında işin etik
ve sosyokültürel boyutları da uygulayıcılar açısından sorun yaratıyor.
Geçen ay Twitter üzerinde hasta yakınlarının İngiltere’de KPR sırasında müdahale alanına alındığına şahit olduğumu ve bunun etkilerini çok pozitif bulduğumu paylaşmıştım.
Bu sayede birçok meslektaşımın bulundukları hastanelerde bunu başarıyla uyguladıklarını öğrenmiş oldum ancak onların tecrübeleri kadar sıkıntılı senaryolar da paylaşıldı.
Bu yazıda literatür desteği ile tanıklı resüsitasyon (TR) olarak anılan olguyu tartışmak istedim. Bu yazıya kılavuzluk eden, Finlandiyalı araştırmacının tezine buradan ulaşılabilir.
Tanıklı resüsitasyonla aile bireylerinin, KPR’nin başından sonuna kadar oda içerisinde bulunmasından söz ediyoruz. Bu konsept 80’li yılların sonunda tartışmaya açılmış.
Doyle ve ekibinin 1987’de (1) ve Robinson ve arkadaşlarının 1998’de (2) yaptıkları araştırmalar bu konudaki önerilerin kaynağını oluşturuyor. Eichhorn ve arkadaşlarının 2001'deki çalışmaları ( 3) da TR'u savunan literatürün sıkça başvurduğu bir kaynak. Ancak birçok derneğin 20 yılı aşkın süredir önerilerini dayandırdığı bu çalışmalar pek o kadar da ikna edici değil gibi. Hem küçük popülasyonlarda yapılan, hem de metodolojisi pek güçlü olmayan araştırmalar. Daha güncel çalışmalardan da faydalanarak akla gelen birkaç soru üzerinden devam edelim:
1 – Ailenin odada bulunmasına ne gerek var?
KPR’ye yalnızca bir tıbbi müdahale olarak bakarsak aslında
hasta yakınının içeride bulunmasının bir anlamı yok sonucuna varabiliriz. Ama
ölüm ve yaşamın sınırının bu kadar belirginleştiği başka bir yaşam tecrübesi de
yok sanırım. Dolayısıyla bir insanın yakınlarının bu süreçte olanlardan
haberdar olması, sürece şahit olması başarısız resüsitasyon sonrasında ölüm
olgusunu kabullenmeyi kolaylaştırıyor.
Finlandiyalı araştırmacının tezinde , aralarında Türkiye’den bir araştırmanın da olduğu, 10'dan fazla makalenin verileri özetlenmiş. Buna göre çalışmaların tümünde hasta yakınları yas dönemini daha kolay atlattıklarını bildiriyor. İçeri alınan hasta yakınları yeniden sorsalar aynı kararı vereceklerini bildirmişler. Hatta dışarı çıkarılan hasta yakınları içeride olamadıkları için pişmanlık duyduklarını bildirmiş. Bir çalışmada 24 ailenin hepsi, Robinson'un başta söz ettiğim kontrollü alışamasında(2) ise 13 ailenin hepsi KPR’ye tanık olmaktan memnun olduklarını ve yeniden karar verecek olsalar yine içeride bulunmayı tercih edeceklerini bildirmiş.
Yine önceden değindiğim 2001 yılındaki çalışmada(3), yapılan bir ankette, çoğu kişinin tanıklı resüsitasyon fikrine daha sıcak baktığı bildirilmiş ve sağlık personeline vakanın “bir insan olduğunu hatırlatabileceği” fikri öne sürülmüş.
Yani anlaşılan, birçok anket veya görüşme temelli çalışma gösteriyor ki, kendilerine sorulduğunda insanlar içeride bulunmak istiyor. Ancak sağlık hizmetinin ana öğesi olan hastanın perspektifinden de bakalım.
Hastaların konuyla ilgili görüşleri anketlerde pozitife yakın olsa da (unutmamalıyız ki yakın zamanda KPR görme ihtimali olduğunu düşünmeyen ...