Altmış üç yıllık hayatımın üçte ikisini üç harekete adadım: Fikrî yönden Bilim Sanat, siyasi yönden Millî Görüş, iktisadi yönden MÜSİAD. Bilim Sanat, bizim talebelik yıllarımızdaki topyekûn medeniyet muhasebemizin eseriydi. Okuduğumuz üniversitelerde Müslüman olmanın anlamlı bir yeri yoktu. Kitaplar, atalarımızı dünya tarihinde en alt ve karanlık noktalara yerleştiriyordu. (Sadece bizi değil tabii; Hind, Çin ve Batı-dışı tüm dünyayı...) Bu gerçekten böyleyse, efendilerimizin önünde el bağlayıp, peşlerinden gitmeliydik. Değilse, o zaman kim ve ne olduğumuzu, daha da mühimi, ne olabileceğimizi ispat etmeliydik. Hareketin nüvesi, benden birkaç yaş küçük gençler tarafından İstanbul Erkek Lisesi’nde oluşmuştu. Ben onlara Boğaziçi’nde katıldım.