V1-Bahçeler, şarap bağları, sebze bahçeleri ve değirmenler Venedik, dün ve bugün, her zaman saray ve manastırların içinde bahçe ve parklarla bezenmiş yeşil bir şehir olmuştur. Castello’nun içinde Barbaria de le Tole ve Dorsoduro’nun içinde Santa Marta’da şarap bağı, sebze ve meyve bahçesi ve ormanlar ile yeşil alanlar vardı. Birçok yerde gelgit enerjisiyle çalışan değirmenleri ve gondollar ile kanalların bir kıyısından diğerine geçmek için gondolları kullanan Venediklileri görüyordum.
V2-San Marco meydanı Venedik hakkında konuştuğum zaman, 1266’da pişmiş toprakla döşenmiş, şehrin kalbi, San Marco’yu hatırlıyorum. Soylular ve tüccarların at sürdükleri sokaklar topraktan yapılmıştı. Görkemli mozaikleri ve İstanbul’dan getirilmiş dört bronz at ile San Marco Bazilikası, meydanı taçlandırıyordu. Kule, mevcut olandan daha kısa, deniz feneri gibi kullanılıyordu.
V3-Türk Hanı San Marcuola’da Büyük Kanal’ın karşısında bulunan Türk Hanını kim bilmez? Cumhuriyet, onu doğudan gelen tüccarlara, özellikle 1838’e kadar onu işleten Türklere, tahsis etmişti. Üç katlı bir evdi, zemin katında ürün depoları ve bir mescit vardı. İstanbul’da olan babama kendimi yakın hissetmek için onu izlemeye gidiyordum.
V4-Büyük Kanal ve Rialto köprüsü En önemli su yolu olan Büyük Kanal ahşap, açılabilir Rialto köprüsüyle geçiliyordu. Dünya’nın renkleri, sesleri ve dilleri, tüccarlarla dolu bir ticaret yeri olan Rialto’da buluşuyordu. Orada baharatlar, ipekler, altın ve meyveler görüyordum. Tüccarlar sadece Venediklilerden ürün alıp satabiliyorlardı. San Giacomo meydanında çanlar pazarın açılışını ve kapanışını haber veriyordu.