
Sign up to save your podcasts
Or


İstanbul’un son 20 yılda değişen sanat mekânlarını ve bu mekânların mahallelerle kurduğu ilişkiyi konuşuyoruz.
2000’lerin sonlarından itibaren Beyoğlu ve çevresinde ortaya çıkan küçük ve bağımsız sahneler nasıl çoğaldı, bugün neden önemli bir bölümü artık yok?
Bir sanat mekânı bulunduğu mahalleyi nasıl dönüştürüyor; sanatçılar, çoğu zaman güvencesiz koşullarda üretirken, kentsel dönüşümün hangi noktasında bu dönüşümün aktörlerine dönüşebiliyor?
Tiyatro, kent ve politik performansın kesişiminde çalışan oyun yazarı, dramaturg ve tiyatro araştırmacısı Deniz Başar ile İstanbul’un kültür-sanat haritasına biraz da mekânların ve mahallelerin içinden bakıyoruz.
Karaköy, Perşembe Pazarı’nda beş asırdır yaşayan Kurşunlu Han’a gidiyoruz ve hanın içindeki ArtHan Gallery’de 25 Eylül 2026 Cuma günü açılacak “AZİZE THEKLA * HADDE” başlıklı disiplinlerarası karma sergiyi, küratörü Özcan Geçer ile konuşuyoruz.
Kurşunlu Han, yüzyıllardır ticaretin, üretimin ve zanaatın sürdüğü bir çalışma mekânı. Bugün hâlâ farklı üretim biçimleriyle yaşayan hanın bulunduğu alanda, Hıristiyanlık tarihinin en önemli kadın figürlerinden Azize Thekla’ya adanmış erken dönem bir kilisenin bulunduğu kabul ediliyor. “AZİZE THEKLA * HADDE” sergisi, bir yanda bu kadim kadın figürünün hafızasını, diğer yanda Perşembe Pazarı’nın metal, zanaat ve üretim kültürünü yan yana getiriyor. Sanat, Kurşunlu Han’da nasıl yeni bir katman açıyor?
İlhan Tekeli’nin İstanbul’un Planlanmasının ve Gelişmesinin Öyküsü kitabını ele alıyor; İstanbul’un modernleşme, planlama ve imar operasyonlarıyla geçirdiği dönüşümü ve yaklaşık 40 yıl önce kaleme alınan bu çalışmanın bugün neden hâlâ önemli olduğunu konuşuyoruz.
Aşırı sağcı AfD’nin Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerini birinci parti olarak tamamladığı bu kritik haftada, Berlin’den konuğumuz sosyal coğrafyacı Doç. Dr. Sezai Ozan Zeybek ile göçmen temsilleri üzerinden Almanya’ya bakıyoruz. Yaklaşık 10 yıldır Berlin’de yaşayan ve kendisini Türkiye’den Almanya’ya giden “new wave” göçmenlerden biri olarak konumlandıran Zeybek, içeriden ama aynı zamanda dışarıdan bakan bir göçmen olarak Almanya’yı nasıl gördüğünü dile getiriyor.
İklim krizinin en görünür sahnesi artık kentler: aşırı sıcaklar, seller, kuraklık ve yangınlar şehirlerin nasıl planlanıp yönetildiğini yeniden sorgulatıyor. Ama bu yükü herkes aynı şekilde taşımıyor. Yaşadığımız mahalle ve erişebildiğimiz kaynaklar, krize karşı ne kadar kırılgan olacağımızı belirliyor. Bu yüzden "iklim dirençli kentler" küresel iklim gündeminin önemli başlıklarından biri haline geldi.
Biz de bu konuyu konuğumuz Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği genel sekreter yardımcısı Doç. Dr. Dalya Hazar ile 9-20 Kasım 2026'da Antalya'da düzenlenecek COP31 ekseninde ele alıyoruz.
17 Ağustos 1999 Marmara depreminin üzerinden 27 sene geçti. Biz de Türkiye’de depremleri nasıl hatırladığımızı ve bu hafızayı gelecek kuşaklara aktarmanın önemini konuşuyoruz. Konuğumuz, McGill Üniversitesi Peter Guo-hua Fu Mimarlık Okulu öğretim üyesi İpek Türeli.
Mekânsal Adaletin Mimarileri (Architectures of Spatial Justice) Programı’nda Türkiye Deprem Hafızası Projesi’ni birçok farklı disiplinden gelen bir ekiple yürüten Türeli ile projenin nasıl ortaya çıktığını, hangi yöntemlerle ilerlediğini ve yaşayan bir arşive dönüşmesi için neler yaptıklarını konuşuyoruz.
Afetlerin ardından sözlü tarih ve arşiv çalışmalarıyla oluşturulan toplumsal hafıza, yaşanan travmalarla baş etmemize, geçmişin deneyimlerini geleceğe aktarmamıza ve afetlere daha hazırlıklı olmamıza nasıl yardımcı olabilir?
20. yüzyıl başlarında İstanbul’un önemli ticaret hanlarından biri olan Ömer Abed Hanı’nın arşivinden yola çıkarak bir iş hanının bize dönemin ticari ilişkileri, toplumsal ağları ve mekânın kullanım biçimleri hakkında neler anlatabileceğini konuşuyor; Salt Araştırma’nın dijital koleksiyonunda yer alan arşivin yanı sıra, hanın banisi ve II. Abdülhamid’in Mabeyn Kâtibi İzzet Holo Paşa’nın yıllar sonra ortaya çıkan günlüklerinden hareketle, farklı arşiv malzemelerinin birbirini nasıl tamamlayabileceğini de ele alıyoruz.
Konuğumuz sanat tarihçisi ve arşiv uzmanı Nurtaç Buluç. Kendisi aynı zamanda Mustafa Ergül’le birlikte, kentin seramik ve mozaik panolarını, rölyeflerini belgeleyerek bir kent hafızası arşivi oluşturan Şehrin Panoları projesini yürütüyor.
Bu hafta Yer Yüzleri’nde dünyanın en büyük canlı müzik etkinliklerinden Eurovision’a, şarkılar ve puanlar üzerinden değil sahnede kurduğu Avrupa imgesi üzerinden bakıyoruz. Konuğumuz Dr. Can Merdan Doğan, “Ulusal Bayraklar ile Gökkuşağı Bayrağı Arasında: 2000’li Yıllarda Eurovision Şarkı Yarışması’nda LGBT+ Temsillerinin Sahnelenmesi” başlıklı doktora tezinden yola çıkarak Eurovision sahnesindeki LGBT+ temsiller üzerinden Avrupa’yı ve Avrupalılık fikrini tartışıyor.
Eurovision yani “Avrupa vizyonu” ne? Camp estetiğin, abartının ve teatralliğin hüküm sürdüğü Eurovizyon sahnesinde nasıl bir Avrupalılık ve LGBT temsili kuruluyor? Eurovision, ulusal kimliklerin ötesinde bir kuir imkanı barındırıyor mu?
Kente ağlar ve ilişkiler üzerinden bakıyor; su ve ulaşım altyapılarından ticaret yollarına, dijital bağlantılardan gündelik karşılaşmalara kadar kentin nasıl birbirine bağlı sayısız ilişki sayesinde işlediğini konuşuyoruz.
Modern şehircilikten günümüz sosyal bilimlerine uzanan bu yolculukta, kentin neden yalnızca mekânlardan değil, akışlardan ve bağlantılardan oluşan canlı bir sistem olduğunu birlikte keşfediyoruz.
Konuğumuz Bilgi Üniversitesi öğretim görevlisi Ebru Thwaites Diken ile Ti West'in Pearl filmini konuşuyor; ışıltılı büyük kent hayallerine rağmen Texas'taki çiftlik evinde sıkışıp kalan Pearl'ün hikâyesi üzerinden, korku sinemasında kadın, mekân ve öfke arasındaki ilişkiyi tartışıyoruz.
Canavarlaşmış bir kız evlada dönüşen Pearl'ün öfkesi, feminist bir politik kurtuluş biçimine evrilebilir mi? Bu sorudan yola çıkan Thwaites Diken, korku janrında mekânın, kadın öznelliğini ve şiddeti biçimlendiren bir unsur olarak nasıl işlediğini ele alıyor.
From the publisher's feed