
Sign up to save your podcasts
Or


BÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle, Yılbaşı kavramına baktık. 365 gün 6 saat'in sonunun, etimolojik olarak da bize liderlik ettiğini (baş) dolayısıyla nasıl başlarsak öyle gideceği sözünün anlamlılığını konuştuk. Noel ve Yılbaşı arası bir kargaşaya cevap verdikten sonra, "bir dönemin başlayıp bitmesi" üzerinden çeşitli kültürlerdeki takvim dönümlerine baktık ; Perslerde ve Hintlilerde bahar denk gelen kutlamalarda, doğa değişimlerin matematiğe yedirildiğini fark ettik. Ardından, yılbaşını değil yılsonunu kutladığımızı (31 Aralık) söyleyip, dünyadan birkaç gelenek andık : üzüm, nar, kırmızıdan gelen şansı ; Romanyalıların soğan takvimlerini, Dan'ların "gelen yılı yakalamak" için yüksekçe bir koltuktan atlamasının sonunun acilde bitebileceğini, İrlanda'dan ise merhumları anmak üzere sofraya konan boş tabakları öğrendik. Meselenin esasında umut olduğunu hatırladık : işler geçmişte yolunda gitmemiş olsa da, bu devir sürecini (takvimdeki gün devrini) bir yenilenme, acıların ve hatların sıfırlanması, devam etme gücü sağlayıcısı olarak görme eğilimini anladık. Ve devam ettik.
Devamında, bizdeki kutlama türlerini 3 başlığa ayırdık : İlki, evde kutlamaydı. PTT tipi (pijama, terlik, televizyon) eğlencenin inceliklerini konuştuk : gayriresmi verilen 31 Aralık öğleden sonrası tatili eve koşturmacayı, hazırlıkların eğlencesini, sobada kestane ve mandalina gibi klasikleri, saat 12'yi beklerken tombala başında uyuklamayı, geri sayımı, havai fişekleri. Sonra, ikinci kutlama tipi olan "dışarıda yemekte"nin her yıl pahalanışını eleştirdik. Son olarak, "dışarıda partide" tip kutlamaya dair, geçen seneden bir anıyla, "podcast, kurabiye, ev"in değerini anlayışımı anlattım.
Vapur Filozofu, herkese iyi seneler diliyor :)
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
By Eylül SunarBÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle, Yılbaşı kavramına baktık. 365 gün 6 saat'in sonunun, etimolojik olarak da bize liderlik ettiğini (baş) dolayısıyla nasıl başlarsak öyle gideceği sözünün anlamlılığını konuştuk. Noel ve Yılbaşı arası bir kargaşaya cevap verdikten sonra, "bir dönemin başlayıp bitmesi" üzerinden çeşitli kültürlerdeki takvim dönümlerine baktık ; Perslerde ve Hintlilerde bahar denk gelen kutlamalarda, doğa değişimlerin matematiğe yedirildiğini fark ettik. Ardından, yılbaşını değil yılsonunu kutladığımızı (31 Aralık) söyleyip, dünyadan birkaç gelenek andık : üzüm, nar, kırmızıdan gelen şansı ; Romanyalıların soğan takvimlerini, Dan'ların "gelen yılı yakalamak" için yüksekçe bir koltuktan atlamasının sonunun acilde bitebileceğini, İrlanda'dan ise merhumları anmak üzere sofraya konan boş tabakları öğrendik. Meselenin esasında umut olduğunu hatırladık : işler geçmişte yolunda gitmemiş olsa da, bu devir sürecini (takvimdeki gün devrini) bir yenilenme, acıların ve hatların sıfırlanması, devam etme gücü sağlayıcısı olarak görme eğilimini anladık. Ve devam ettik.
Devamında, bizdeki kutlama türlerini 3 başlığa ayırdık : İlki, evde kutlamaydı. PTT tipi (pijama, terlik, televizyon) eğlencenin inceliklerini konuştuk : gayriresmi verilen 31 Aralık öğleden sonrası tatili eve koşturmacayı, hazırlıkların eğlencesini, sobada kestane ve mandalina gibi klasikleri, saat 12'yi beklerken tombala başında uyuklamayı, geri sayımı, havai fişekleri. Sonra, ikinci kutlama tipi olan "dışarıda yemekte"nin her yıl pahalanışını eleştirdik. Son olarak, "dışarıda partide" tip kutlamaya dair, geçen seneden bir anıyla, "podcast, kurabiye, ev"in değerini anlayışımı anlattım.
Vapur Filozofu, herkese iyi seneler diliyor :)
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.