
Sign up to save your podcasts
Or


BÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle, otomatların, kendi kendine işleyebilen makinaların, tarihi sürecine kısaca baktık. M.Ö. 1.yy'da kutsal su ve yağları sunan bir kaldıraç olarak icat edilmesinden, 19.yy sonunda İngiltere'de posta pulu, Amerika'da aburcubur, ardından buzdolaplarıyla kutu içecek satan günümüzdeki hâle nasıl geldiklerini konuştuk. Çalışma prensibini kısaca inceledik. Sakız, zıplayan top, kıskaçla ayı yakalama gibi alışılmışlardan sonra, İstanbul'da karşılaşmış olduğum ilginç otomatları anlattım.
Ve de bölümü, okuldaki otomatlardan bir keşfimle tamamladım.
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
BÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle, « Sevgililer Günü »nü tartıştık. St Valentine’s Day ismiyle bugünün çıkış noktası olan 3.yy’da Roma’da orduya katılımı arttırmak amacıyla evlilik yasağı getiren İmparator II.Claudius’u dinlemeyen Aziz Valentinius’un gençleri evlendirmeye başlaması olduğunu öğrendik. İdamından yaklaşık 1200 sene sonra, 15.yy sonunda dönemin papası VI.Alexandre’ın onu affetmesiyle, « aşkın koruyucusu, aşk şehidi » olarak anılıp Avrupa’ya ününün yayıldığını konuştuk. Hatta 14 Şubat kutlamalarının pagan karşılığı Lupercales’in, kadınların doğurganlığı kutlayan, bir sene 13’ü bir sene 15’ine denk gelen bu geleneğin, zamanla St Valentin’e nasıl dönüştüğüne baktık. Evlilikten ziyade romantizm yönü baskın 14 Şubat’ın ise İngiliz şairlerin, kuşların çiftleşme tarihi 14 Şubat’a methiyeleri ve « lovebirds » kavramını ortaya atmalarıyla gelindiğini söyledik.
Tarihin ardından, kutlama şekillerini kısaca konuştuk, Japonya’da çikolata alan tarafın kadınlar olmasına şaşırdık, hediye mevzularına girdik. İktisatçı bakış açısı « marjinal ödeme isteğini » hatırladık : insanların, bir mal ya da hizmete biçtiği maksimum değer olduğunu, ve bunun üzerinden, neden kutlama zamanlarında zam geldiğini açıkladık. Artan gül fiyatlarıyla örnekledik. Hediyelerden « oyuncak ayı »ya eleştiriler getirdik, reklamlara güldük, Sevgililer Günü Mezatı ve Kırık Kalpler Müzesi’sini andık. Bugünü şevkle kutlayanların, yılın geri kalan 364 günündeki huzurunu sorguladık.
Dolaylı bir anı tamamladık : eski sevgilisini kıskandırmak isteyen bir arkadaşımdan ve bunu yapmak için benden ne beklediğini size anlatıp fikir danıştım. Kendisine gül gönderip göndermeme konusunda yorumlarınızı bekliyorum.
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
BÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle, "Sosyal Medya"yı bir kavram olarak inceledik. Latince "socialis" (bir araya gelmek)ten, "medium"a (orta) sosyal medyanın, "içerik yaratmak ve paylaşmak için bir araya gelinen mecra" tanımlandığını söyledikten sonra meselenin içyüzünü daldık. İtibari ve gerçek değer sistemlerinde, sosyal medyanın da aslında popülist bir yönü olduğunu ; içerikten bağımsız sayıya yönelik değerlendirildiğinizi altın-banknot örneğiyle konuştuk. Ardından, bu mecrayla alakalı 3 grubu inceledik : kullandırıcılar, içerik üreticiler ve kullanıcılar.
Geçmişte kitle yönlendirmek için kullanılan medyanın, eskiden bilgi saklayarak, artık bilgi yığarak yaptığı çeşitli manipülasyonları konuştuk. Buradaki amacın, birine güvenmenizi sağlamak olduğunu ve hikayenin oradan şekillendiğini fark ettik. Ayrıca, sadece iki firma türünün müşterilerine kullanıcı (user) dediğini gördük : madde ve sosyal medya.
Üreticiler kısmında, hangi tip içeriklerin ön plana çıktığına bakıp reels'lerin tehlikesini konuştuk : beynin dopamin mekanizmasını hedef alan bu video tipinin, yol açtığı sorunları özellikle de odaklanma ve hayattan keyif alamama problemini konuştuk.
Son grup olan kullanıcılar'da, filtre kullanımıyla bozulan algılarımızı, body dismorphia ve yeme bozuklukları gibi sıkıntıların artışına bağladık. Oranın sanal bir dünya oluşunun unutturulduğunu, biz unutmamak adına vurguladık. Deneyimlerin içinin boşaldığını, acaba birileri görsün diye mi yaşadığımız anıları düşünmek için biraz bekledik. Konuya dair kısa bir anı, ayrıca kendim de bu mecrada yayın yapan birisi olarak gözlemlerimle bitirdim.
Not : Bu bölümde, sosyal medyayla ilişkilendirilmiş birkaç bağımlığın, davranış eğiliminin ve sağlık durumlarının ismi, bilgi amaçlı kullanılmıştır.
GENEL Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
BÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle, Yılbaşı kavramına baktık. 365 gün 6 saat'in sonunun, etimolojik olarak da bize liderlik ettiğini (baş) dolayısıyla nasıl başlarsak öyle gideceği sözünün anlamlılığını konuştuk. Noel ve Yılbaşı arası bir kargaşaya cevap verdikten sonra, "bir dönemin başlayıp bitmesi" üzerinden çeşitli kültürlerdeki takvim dönümlerine baktık ; Perslerde ve Hintlilerde bahar denk gelen kutlamalarda, doğa değişimlerin matematiğe yedirildiğini fark ettik. Ardından, yılbaşını değil yılsonunu kutladığımızı (31 Aralık) söyleyip, dünyadan birkaç gelenek andık : üzüm, nar, kırmızıdan gelen şansı ; Romanyalıların soğan takvimlerini, Dan'ların "gelen yılı yakalamak" için yüksekçe bir koltuktan atlamasının sonunun acilde bitebileceğini, İrlanda'dan ise merhumları anmak üzere sofraya konan boş tabakları öğrendik. Meselenin esasında umut olduğunu hatırladık : işler geçmişte yolunda gitmemiş olsa da, bu devir sürecini (takvimdeki gün devrini) bir yenilenme, acıların ve hatların sıfırlanması, devam etme gücü sağlayıcısı olarak görme eğilimini anladık. Ve devam ettik.
Devamında, bizdeki kutlama türlerini 3 başlığa ayırdık : İlki, evde kutlamaydı. PTT tipi (pijama, terlik, televizyon) eğlencenin inceliklerini konuştuk : gayriresmi verilen 31 Aralık öğleden sonrası tatili eve koşturmacayı, hazırlıkların eğlencesini, sobada kestane ve mandalina gibi klasikleri, saat 12'yi beklerken tombala başında uyuklamayı, geri sayımı, havai fişekleri. Sonra, ikinci kutlama tipi olan "dışarıda yemekte"nin her yıl pahalanışını eleştirdik. Son olarak, "dışarıda partide" tip kutlamaya dair, geçen seneden bir anıyla, "podcast, kurabiye, ev"in değerini anlayışımı anlattım.
Vapur Filozofu, herkese iyi seneler diliyor :)
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
BÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle diyet meselesine değindik. Düzenli ve dengeli beslenmek olarak tanımladığımız bu kavramın Fransızcadaki anlamının, « hastalıkta ve sağlıkta hayatın devamlılığı için yapılması gereken her şey » olduğunu öğrenip, bunun üzerinden, modern hayatta bunun ne olabileceğini düşündük. Rejim’i ayrıca ele aldık : yediğiniz içtiğiniz hakkında ahkam kesilmesi şeklinde, zira rejim, yönetmek’tir. Diyet meselesine yaklaşımımızın kısıtlama olmasından, piyasada dönen sağlıklı beslenme akımlarının içyüzünü inceledikten sonra tarihe baktık. Kilo problemlerinin esasında, bir tüketim çılgınlığı etkisi olduğunu dolayısıyla bizim kusurumuz olmadığını lakin yeni dünya düzeninde çaba harcamazsak yaşayayacağımız sağlıklı sorunlarına geçip, kişisel anılar üzerinde ilerledim. 10-15 seneye yayılmış diyet yolculuğumda öğrendiğim 3 şeyi sizinle paylaştım : bünyenize uygun ve yerel gıdaların tüketimini, kalori matematiğinin neden işlemediğini, son olarak da algı meselesini konuştuk. Blue Zones adıyla anılan bir sağlıklı yaşam araştırmasını da kısaca konuşup, diyetlerde esas olanın, kendi sağlık tanımlarımızı yapmak olduğunu, « sıfır beden » olma çabasının bizi tüketebileceği, ve artık (bir uzman hariç) başkalarının yediğimize, içtiğimize, hayatımıza karışmasına bir dur deyip nasıl huzurlu olacağımızı anladık.
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
BÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle peynir'i, etimolojik olarak inceledik (kavramsal incelemeyi merkeze aldığımdan, diğer bölümlerdeki çoğul sözcük kullanımı aksine tekil hâliyle yazdım), Farsçadaki "sütten yapılmış"ın, Hintçe "ekşimek" oluşuna, buradan "caesus"a dönüşüp kimimizde kazein hassasiyeti yaratışına değinip tarihe geçtik. Polonya'daki süzgeç kalıntılarından, Orta Doğu'da koyun midesinde süt depolama geleceğine, Odysseus destanındaki cyclope'ların (tepegöz ismiyle Türk mitolojisinde de geçer) mağaralarına ve de Roma'daki caseus formatus'a geldik. İktisadi yönü unutmadık : II.Dünya Savaşı yükselen sanayisine de konuştuk. İşin kimyasına da baktıktan sonra, Türk kültüründe peynirciliği Fransa'yla karşılaştırdık : peynir türlerini, nasıl, ne zaman yendiğini söyledik. Finaldeyse, çoğu hafta olduğu gibi, bir anıyla bitirdik.
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
BÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle saat kelimesinin etimolojisinden yola çıktıktan sonra MÖ 4000'lerdeki Mısır güneş saatinden, mekaniklere, hatta günümüzdeki akıllı modellere kadar gelişimi inceledik. Osmanlıdaki örneklere değindikten sonra zamanı izleme meselesinin dünyadaki yerine, bunun matematiksel boyutuna, meridyen sistemlerine baktık. Ardından, saatlerin bir yatırım aracı olarak nasıl değerlendirildiğini, lüks tüketim üzerinden konuştuk. Finaldeyse, saatler konulu bir anıyla bitirdik.
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
BÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle taksi kelimesinin, vergi ölçüm cihazı'ndan (taximètre'ten) geldiğini, tarihi olarak bakıldığında, at arabalarından günümüze gelişini inceledik. Ardından, taksilerin kendine has özelliklerini, fiyat hesabını, indi-bindi meselesini ve de yolculuk muhabbetlerini konuştuk. Ardından, İstanbul dışındaki dinleyicilerimiz için kısa bir "Takside dikkat edilmesi gerekenler" rehberi sunduk. Finaldeyse, yine bir anı ile bitirdik.
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
BÖLÜM HAKKINDA
Bu hafta sizlerle düzgün konuşma meselesine değindik. Diksiyon kelimesinin esasında bu olmadığını, bir şeyi anlaşılacak sayıda tekrarlamaya dayandığını, bilakis konuşma tarzının bu tekrar sayısını etkilediğini konuştuk. Anlaşılabilirliğin çağlar arası değişiminden, anlaşılabilir olmak için çeşitli tekniklerden bahsedip bu tema üzerine kurslara baktık. Finaldeyse, kişisel önerilerimi sizlere aktardım.
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
BÖLÜM HAKKINDA Bu hafta sizlerle uçuş meselesini inceledik. Etimolojisiyle başlayıp, havacılık sektörünün gelişimine oligopol piyasa örneğiyle baktık ; bilet fiyatlarının hesaplanışına mikroekonomik açıdan yaklaştık. Ardından, uçak içinde nasıl zaman geçirildiğini alaya aldık. Sağlık konusunda bu aracın ne anlama geldiğini söyledik. Uçak kazalarına istatistiki bir yorum ile bitirdik.
GENEL
Ben Eylül Sunar, nam-ı diğer Vapur Filozofu, kimlikte 21, görüntüde 17, ruhunda 57, Kadıköy-Beşiktaş Hattı’nın, hiç de çatlak olduğunu göstermeyen, gözlüklü, sempatik, biraz da tombik müdavimi.
From the publisher's feed