Okulsuz Toplum Podcast

14 - OBSKÜRANTİZMİN GÖLGESİNDE


Listen Later

Sis Koridoru (2016 Yazı)

Gri bir sabah.Kamera yavaşça yükselir; şehri baştan sona kaplayan ağır bir sis vardır. Binalar, arabalar, insanlar—her şey yarı görünür, yarı kayıp.

Yüksek bir kuleden yayılan loş bir ışık, sisin içinde yol almaya çalışan insanların üzerine düşer. Bu kule, hikâyenin sinematik metaforu olan Karanlık Kule’dir—propaganda, karalama ve korkunun merkezî motoru.

Bir ses yankılanır:

“Bugünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”

Milyonlarca insan bu cümlenin ardından hayatının yönünün değişeceğini bilmeden televizyona bakmaktadır.

Aynı anda ülkenin dört bir köşesinde sessizlik yayılır.Bir şey kırılmıştır sanki; fakat kırığın sesi duyulmamıştır.

2. Sahne – Aynaların Kırılması

Bir sınıf.Duvarlarda dünyanın çeşitli ülkelerinden çocukların fotoğrafları—Afrika, Asya, Latin Amerika.Türkçe öğrenen çocuklar, yapılan sosyal projeler, olimpiyatlardan alınmış kareler…

Sınıfın ortasında Emre (40’lı yaşlarda, öğretmen) oturur.Tüm o fotoğraflar, bir anda kuşatıcı bir yalan kampanyasının hedefi hâline gelmiştir.

Televizyondan yayılan gürültülü bir haber:“SİZ BUNLARI BİLMİYORDUNUZ! GERÇEKLER ÇOK FARKLI!”

Emre, ekrandaki manipülatif görüntülere bakar.Montajlanmış kareler, çarpıtılmış cümleler, yüzbinlerce insanın emeğini yok sayan sloganlar…

Kameranın odaklandığı çerçeveli bir fotoğraf:Bir zamanlar coşkuyla kutlanan Türkçe Olimpiyatları.

Sahnedeki ışık yavaşça kararır.Aynalar çatlamaya başlar.Gerçeklik eğilip bükülür.

3. Sahne – Karanlık Kule’nin Yükselişi

Kulede çalışan figürler görünür:Yargıdan kesitler, medya stüdyoları, karanlık odalarda belge uyduran insanlar…

Obskürantizmin en çıplak hâli.

Hakikati bulandır, sis yarat, boşluk doldur.Bir şeyin doğru olup olmaması önemli değildir; toplumun neye inanacağı belirlenir.

Bir stratejist şöyle der:

“Karanlık iyidir. Ne kadar az bilirlerse, o kadar çok yönetilirler.”

Bu cümle kulenin içindeki tüm mekanizmaların ortak zihniyetidir.

4. Sahne – Yolcuların Sessizliği

Bir havaalanı.Yakın plan: Küçük bir bavul.Üzerine iliştirilmiş bir etiket: “Sadece gerekli eşyalar.”

Hizmet mensupları ülkeden ayrılmaktadır.Kimi öğrenci, kimi akademisyen, kimi iş insanı, kimi öğretmen…

Hiçbiri bir suçtan kaçmıyordur aslında.Kaçtıkları şey Karanlık Kule’nin ürettiği sistir.

Sis, insanı zehirler.İnsanın üzerine çöker, onu hem görünmez hem suskun kılar.

Terminalde birbirine sarılan insanlar, boğazları düğümlenen çocuklar, bir daha dönüp dönemeyeceğini bilemeyen anne-babalar…

Bu göç, fiziksel değil sadece; aynı zamanda epistemik bir kaçıştır.Hakikat karanlığa gömüldüğünde, insanların kendilerini koruyacak tek yer vicdanlarının sığındığı başka coğrafyalardır.

5. Sahne – Diasporanın Aynası

Yıl 2018.Berlin’de küçük bir kafe.Camdan dışarı bakıldığında karın altında yürüyen insanlar görülür.

Kafenin arka tarafında, her biri farklı ülkelerden gelmiş bir grup gönüllü oturmaktadır.Ellerinde dizüstü bilgisayarlar, hesap defterleri ve kitaplar…

Küçük fakat kararlı bir ses yankılanır:

“Hakikat boğulmasın. Ne biliyorsak yazacağız. Ne görüyorsak anlatacağız.”

Bu diaspora, obskürantizmin kararttığı alanları açmaya kararlıdır.Gönüllüler videolar çekmekte, raporlar hazırlamakta, eğitim projeleri kurmaktadır.

Göç ettikleri her yerde yeni okullar açılmasa da, yeni hikâyeler açılmaktadır.

Kameranın gözünden görülen şey, karanlığa rağmen içte yanmaya devam eden fenerdir.

6. Sahne – İçeride Kalanlar

Türkiye’de kalan gönüllüler, sürekli bir sis perdesi altında yaşamaktadır.

Bir öğretmenin kapısı çalınır.Polisler içeri girer.Evdeki kitaplar, ödüller, eski öğrencilerden gelen mektuplar toplanır.

O sırada öğretmen sessizce düşünür:

“Bu kadar iyiliği nasıl bu kadar kötü gösterebildiler?”

Cevap aslında obskürantizmin mantığında gizlidir:İyi ya da kötü değildir önemli olan—görünür olandır.Bir şey görünmezse, yok sayılır; eğer sürekli kötü ışıkla görünürse, kötülük zannedilir.

Bu sahne sinematik olarak yarım ışıkla çekilir.Odada gölgeler dolaşır.Gerçeklik bir görüntü değildir artık; bir kurguya dönüştürülmüştür.

7. Sahne – Kırık Pusula

Bir gazeteci, sistemin içinden ayrılmış, vicdanı sızlayan biri, gizli bir arşiv kutusu açar.

İçinde montajlanmış videoların orijinalleri, iftiraların hazırlanış notları, karalama planlarının taslakları vardır.

Gazeteci şöyle fısıldar:

“Hakikatin üstünü örtseler bile tozun altında kalır; yok olmaz.”

Kırık pusulanın akrep ve yelkovanı bir süre sonra kendi yönünü bulur.Toplumsal hafıza, uzun sürse de en sonunda doğruyu ayıklar.

Bu sahne, bir uyanışın başlangıcıdır.

8. Sahne – Fenerlerin Toplanışı

2022’den itibaren dünyanın çeşitli yerlerinde gönüllüler buluşmayı sürdürür.Küçük gruplar hâlinde eğitim, insani yardım, kültürel etkinlikler düzenlenir.

Kamera, Londra’dan Nairobi’ye, Toronto’dan Tokyo’ya hızlı geçişlerle dünyanın farklı noktalarında çakan küçük ışıkları gösterir.

Bu ışıklar, bireysel fenerlerdir.Obskürantizmin karartmaya çalıştığı alanlarda yeniden görünürlük üretmektedirler.

Her sahnede farklı bir cümle duyulur:

* “Biz hâlâ buradayız.”

* “Biz yok olmadık.”

* “Bizim hikâyemiz karanlıkla değil, ışıkla yazılır.”

9. Sahne – Gölgeden Çıkan Hakikat

Bir panel odası.Bir akademisyen, Hizmet Hareketinin eğitim, diyalog ve toplumsal katkı yönlerini anlatmaktadır.Yüzlerce insan dinlemektedir.

Soru-cevap kısmında biri ayağa kalkar:

“Peki 2016’da anlatılanlara ne diyorsunuz?”

Akademisyen durur, gözlerini kapar ve sonra der ki:

“Obskürantizm, inkârdan daha ağır bir suçtur.Bir toplumu bile isteye karanlığa mahkûm etmektir.Ama karanlık, hakikati yok edemez.Sadece geciktirir.”

Salonda derin bir sessizlik olur.

Bu söz, senaryonun en yoğun dramatik düğüm noktasıdır.

10. Sahne – Sislerin Dağılışı

Son sahne tekrar sisli şehirde geçer.Aynı şehir, aynı caddeler…Fakat bu kez sis hafiflemeye başlamıştır.

Küçük bir çocuk yürürken bir şey fark eder:Yerde kırık ama temiz bir ayna parçası.

Aynayı kaldırır.Güneş ışığı parçaya vurur ve etrafa parlak bir yansıma saçar.

Sembolik olarak bu, hakikatin geri dönüşüdür.

Arka planda anlatıcı konuşur:

“Hakikati karartmak için sis, duman ve gürültü yetmez.Çünkü insan, düşünür;düşünen insan soru sorar;soru soran insan, bir gün mutlaka ışığa ulaşır.Ve karanlık ne kadar güçlü olursa olsun,tek bir fener bile gecenin büyüsünü bozar.”

Kamera yükselirken şehir artık görünür hâle gelmiştir.Gök yavaşça açılır.



Get full access to Amish Insha at okulsuztoplum.substack.com/subscribe
...more
View all episodesView all episodes
Download on the App Store

Okulsuz Toplum PodcastBy Asım İşler