Açılış – Kül Rengi Bir Sabah
DIŞ – ANADOLU’NUN KÜÇÜK BİR ŞEHRİ – GÜN DOĞUMU
Güneş, tıpkı çekingen bir çocuk gibi ufuk çizgisinden yavaşça yükselir. Havanın keskin soğuğu, sokakların bomboş oluşu ve evlerin perdelerinin arkasında gizlenen endişeli yüzler… Hepsi, şehirde olan bitenleri anlatmadan anlatır gibidir.
Kameranın yavaşça döndüğü bir sokakta, eski bir okul binasının kapısında zincir vardır. Kapıdaki tabela yağmurdan solmuştur: “Işıklar Eğitim Merkezi”.
Kamera tabelanın üzerine yaklaşır.
VO – (ANLATICI, sakin ama hüzünlü bir tonla):“Bazı binalar sadece tuğladan ibaret değildir. Kimi binalar, yılların emeğini, binlerce çocuğun hayalini, bir toplumun umutlarını taşır. Ama bazen rüzgâr değişir… ve bir kapının kilidi, sadece bir binayı değil, bir geleceği de mühürler.”
Görüntü solarken, tabela rüzgârda titrer.
Sahne 1 – Çöküşün Sabahı
İÇ – EV – MÜHÜR ANININ ARDINDAN
İçeri girildiğinde loş bir salon görünür. Bir masa üzerinde ders kitapları, beyaz bir tahta kalemi ve yarım bırakılmış çay bardakları vardır.
Bu evin sahipleri olan SELİM (40’larında, idealist bir matematik öğretmeni) ve ZEHRA (30’larında, Türkçe öğretmeni) koltukta oturmuş, açılmamış gazetelere bakmaktadır. Gazetenin manşetinde büyük harflerle:“Soruşturma genişliyor.”
Zehra gözleri kızarmış bir halde fısıldar:
ZEHRA“Selim… okulun kapısına mühür vuruldu. Öğrenciler ne olacak?”
Selim cevap veremez. Sadece masasındaki kırılmış kalemi sıkıca tutar. Kalemi kırdığı anı hatırlar. 20 yılını verdiği eğitimin, birkaç gün içinde “suç” sayılıverdiği o anı.
VO:“Bir toplumun kalemini kırmak… en derin sessizliği doğurur.”
Bir anda kapı çalar. Selim irkilir.
Zehra korku dolu bir bakışla:
ZEHRA“Açma… lütfen…”
Dışarıdan sert bir ses:“Selim Bey, ifadenizi alacağız. Kapıya gelir misiniz?”
Selim başını öne eğer, Zehra’nın elini tutar.
SELİM“Sadece doğruları söyleyeceğim.”
ZEHRA(bir damla gözyaşıyla)“Artık doğruların kimseye faydası yok…”
Kapı açılır.
Kamera Selim’in arkasından koridora doğru uzaklaşırken sahne ağır çekimde kararır.
Sahne 2 – Sorgu Odası
İÇ – SORGULAMA ODASI – GECE
Soğuk bir masa, metal sandalyeler, neon lambanın göz alıcı ışığı… Duvarlarda gölgeler dans eder. Selim karşısındaki memurun sorularına yorgun bir sakinlikle cevap verir.
MEMUR“Çocuklara ne öğrettiniz?”
SELİM“Matematik… ve iyi bir insan olmayı.”
Memur masaya vurur.
MEMUR“Siz bize hikâye anlatıyorsunuz! Bu masumiyet rolünü bırakın!”
Selim başını kaldırır.
SELİM“Eğitimin olduğu yerde karanlık barınmaz. Biz sadece ışık yaktık.”
Memur hiddetle ayağa kalkar, dosyayı masaya fırlatır. Kâğıtlar havada dağılır.
VO:“Karanlık, en çok ışığa kızar…”
Sahnenin sonunda Selim’in silueti giderek küçülür. Bir kapı kapanır. Bir hayat kapanır gibi.
Sahne 3 – Dağılış
MONTAGE – TÜRKİYE’NİN FARKLI ŞEHİRLERİ
* Mühürlenen okullar, yıkılan tabelalar.
* Kitapların çöplere atılışı.
* Öğrencilerin sessizce sıraya dizilip “artık oraya gidemeyeceğiz” fısıltıları.
* Öğretmenlerin gözaltına alınması, evlerin aranması.
* Akrabaların arkasını dönmesi.
* Bir zamanların saygı duyulan isimlerinin, sokakta sessizce yürüyen gölgelere dönüşmesi.
VO:“Bir hareketin üzerinden yıllarca yükseldiği itibar, dakikalar içinde yok edilebilirdi. Ama bir ruh, yok olmayı seçmediği sürece… küllerin altından bile nefes alır.”
Sahne 4 – Sürgün Yolu
DIŞ – NEHİR SINIRI – SOĞUK BİR GECE
Selim, Zehra ve küçük kızları MERYEM (7) karanlıkta ilerler. Nehrin kenarında bekleyen başka aileler vardır.
Bir kadın bebek battaniyesine sarılmış halde “Sessiz olun, ışıklar yaklaşıyor” diye fısıldar.
Jandarma araçlarının uzaktan gelen ışıkları belirir. Bir panik dalgası yayılır.
ZEHRA(korkuyla)“Selim… yapmayalım. Dönelim geriye. Belki… belki düzelir.”
Selim karısının gözlerine bakar.
SELİM“Düzelmez Zehra… ama belki kızımızın kaderi düzelir.”
Zehra ağlayarak başını eğer.
Botlara binilir. Sessizlik, yalnızca suyun keskin sesiyle bölünür.
Kamera, karanlığın içinden yavaşça uzaklaşan botu takip eder.
VO:“Sınırlar… sadece topraklar arasındaki çizgiler değildi. Bazen insanın içindeki kırılmanın, kopuşun ve yeniden başlama isteğinin sınırıydı.”
Sahne 5 – Yeni Coğrafya, Yeni Yara
İÇ – AVRUPA’DA MÜLTECİ KAMPI – SABAH
Sabah ışığı çadırların arasındaki çamur birikintilerinde kırılır. Çocuklar plastik şişelerden yapılmış top ile oynar.
Selim ve Zehra yeni geldikleri çadırda otururken, bir görevli onları karşılar.
GÖREVLİ“Adınız Selim Yalçın, değil mi? Öğretmen olduğunuza dair bilgiler gördüm. Burada çocuklar için bir dil ve matematik sınıfı açmayı düşünüyoruz. Yardım edebilir misiniz?”
Selim şaşırır.
SELİM“Ben artık… öğretmen değilim.”
Görevli gülümser.
GÖREVLİ“Burada herkes, olması gerektiği şey olabilir. Burası… yeni bir başlangıç yeri.”
Selim gözlerini kısmış bir umutla çevreye bakar. Sessiz bir gülümseme dudaklarında belirir.
Sahne 6 – Mandela’nın Sözleri
İÇ – KAMP ÇADIRI – İLK DERS GÜNÜ
Yağmur dışarıda ritmik bir müzik gibi yağmaktadır. Çadırın içinde bir tahta ve yere oturmuş çocuklar vardır. Hepsi Selim’e bakar.
Selim elinde eski defterini çıkarır. İlk sayfasına yıllar önce öğrencilerinden birinin yazdığı cümle görünür:
“Öğretmenim, bir gün dünyanın her yerinde insanlara umut olacağım.”
Selim derin bir nefes alır.
SELİM“Çocuklar… bugün size bir söz söylemek istiyorum.”Tahtaya yazar:‘Education is the most powerful weapon which you can use to change the world.’– Nelson Mandela
Çocuklar merakla bakar.Selim devam eder:
SELİM“Bu sözü söyleyen insan, yıllarca haksız yere hapiste tutuldu. Ama bir gün özgür kaldı… ve ülkesinin kaderini değiştirdi.”
Bir kız çocuğu parmak kaldırır.
KIZ“Öğretmenim, peki biz… dünyayı değiştirebilir miyiz?”
Selim durur. Gözleri dolar.Meryem ona bakar ve gülümser.
SELİM“Evet. Çünkü değişim, bir insanın kalbinde başlar…”
Kamera bu anda Selim’in yüzünü yakın planda gösterir. Yılların yorgunluğu vardır ama gözleri ilk kez ışıldar.
Sahne 7 – Yeniden Doğuşun İlk Kıvılcımı
MONTAGE – EUROPEAN CITY
* Çadırdan sınıfa taşınan eğitim faaliyetleri.
* Selim’in göçmen çocuklarla matematik problemleri çözdüğü anlar.
* Zehra’nın dil öğretimi yaptığı sahneler.
* Gönüllülerin artması.
* Yerel halkla tanışmalar.
* Küçük bir toplum merkezinin kurulması.
* Duvarlara asılan hedefler: “Yeni Başlangıç”, “Birlikte Öğreniyoruz”.
VO:“Yıkılan duvarlar, bazen insanın içini daha geniş bir dünyaya açar. Küller, rüzgârla savrulur ama içindeki kor… doğru şartı bulduğunda yeniden parıldar.”
Sahne 8 – Karanlıkla Yüzleşme
İÇ – TOPLUM MERKEZİ – GECE
Selim masasında çalışırken kapı çalar. İçeri, Türkiye’den yeni kaçmış bir öğretmen girer: HALİL (50’lerinde, kırılmış, neredeyse susmuş bir adam).
HALİL“Ben eskiden fizik öğretmeniydim… ama artık konuşmayı bile unuttum.”
Selim onu dinler, bir sandalye uzatır.
SELİM“Buraya gelen herkes bir şey kaybetti. Ama bir gün kaybettiklerimizin bizi güçlendirdiğini fark edeceğiz.”
Halil gözyaşlarını siler.
HALİL“Peki ya itibarımız? Şerefimiz? Öğrencilerimizin güveni?”
Selim başını eğer.
SELİM“İtibar… rüzgârla gelen bir şey değil. Yeniden inşa edilen bir dağdır. Biz o dağı tekrar kuracağız. Çocuklarla, kitaplarla, iyilikle.”
Bu konuşma, merkezdeki gönüllülerin de dönüm noktası olur.
Sahne 9 – Uluslararası Konferans
DIŞ – BÜYÜK BİR ÜNİVERSİTE SALONU – GÜN
Bir konferans düzenlenmektedir: “Eğitimde Göçmen Çocukların Entegrasyonu”.
Selim davetlidir. Sahneye çıktığında kalabalık alkışlar.
Kameralar, mikrofonlar, yabancı basın…Selim kürsüde durur, kalabalığa bakar. Sesinde titrek bir kararlılık vardır.
SELİM“Ben bir zamanlar, memleketimde idealist bir öğretmendim. Sonra bir gün… kapılar kapandı. Biz suçlu ilan edildik. Adımız karalandı. Okullarımız mühürlendi.”
Salonda derin bir sessizlik.
SELİM“Ama bir şey asla değişmedi: Eğitime olan inancım. Çünkü eğitim… karanlığa atılan ışıktır. Bir ülkenin geleceğini kimse karartamaz; yeter ki bir yerlerde bir öğretmen nefes almaya devam etsin.”
Kalabalık alkışlar.
Selim konuşma notlarını kaldırır.
SELİM“Biz dünyayı değiştirmeye çalışmıyoruz. Biz sadece bir çocuğun dünyasını değiştirmeye çalışıyoruz. Ve bir çocuğun dünyası değişirse… dünya zaten değişir.”
Ayakta alkışlar yükselir.
Final – Küllerin Arasındaki Kalem
DIŞ – SAHİL – GÜN BATIMI
Selim, Zehra ve Meryem sahilde yürür. Gökyüzü kızıl. Dalga sesleri huzur verir.
Meryem kumların üzerine bir şey çizer:Bir kalem.
Selim gülümser.
MERYEM“Baba… öğretmenler hiç ölmez, değil mi?”
Selim kızını kucağına alır.
SELİM“Hayır kızım. Bir öğretmen ölmez. Çünkü bıraktığı her bilgi… başka bir kalemin ucuna gizlenir.”
Zehra da yanlarına gelir.
ZEHRA“Biz… yeniden başardık, değil mi?”
Selim göğe bakar. Gülümsediğinde yüzündeki yorgun çizgiler bile huzur taşır.
SELİM“Hayır Zehra… daha yeni başlıyoruz.”
Kamera yavaşça yükselir. Sessiz bir sahil, üç kişilik bir aile ve ufka doğru uzanan bir ışık çizgisi.
Get full access to Asım İşler at okulsuztoplum.substack.com/subscribe