
Sign up to save your podcasts
Or


Tanrı neden kötülüğü yarattı? Kötülük neden öylece silinip atılamıyor?
Tıpkı pozitif ve negatif yüklerin bir gerilim alanı oluşturması gibi; iyi ve kötü de bilincin serpilebileceği ahlaki ve varoluşsal bir gerilim alanı yaratır. Herkes bir rol oynamaktadır: Hırsız çalar, polis hırsızı durdurur. Hiçbir kimlik veya rol tek başına var olamaz. Bunların hepsi bilincin kendi kendine oynadığı bir oyunun parçasıdır. Bu, "Lila"dır; yani Tek olanın çokluk olarak göründüğü, sayısız formda kendini unuttuğu ve bu zıtlıkların dansı aracılığıyla yavaşça kendi bütünlüğüne yeniden uyandığı ilahi oyun.
Tanrısal katta sadece olan vardır. İyi yada kötü ayrımı yoktur. Bu ayrımlar sadece bu boyutta olur çünkü burada kutupluluk yasası çalışır. Oysa bütün bunların ötesinde, olanları iyi yada kötü olarak etiketlemeden sadece olduğu haliyle deneyimleyebiliriz. Çünkü günün sonunda bütün bu ‘’Lila ‘’ (Oyun) bizim için, bizim olgunlaşmamız ve büyümemiz içindir. Aynı tozlu bir halıyı temizlemek için silkelemek gibi… Bizim de tozlarımızdan arınmamız için silkelenmemiz gerekir. Silkelenelim ki uyanalım. Uyanalım ki kendimize bakalım. Kendimize soralım: ben bu durumdan nasıl yükselebilirim? Neyi değiştirebilirim? Çünkü biz değişirsek dünya da değişir. Birilerini, olayları suçlamak yerine kendimize bakabiliriz. Hz. Mevlana bu konuda ‘’Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün ise bilgeyim, kendimi değiştiriyorum’’ der. Aynı şekilde Yunus Emre de ‘’Kader gayrete aşıktır’’ der. O halde bize düşen farkındalıkla, açık bir bir kalple gayret etmeye devam etmektir. Günlük hayatta yaşadığımız deneyimlere bu perspektiften bakarak, deneyimlerimizin içinden bilinçle ve farkındalıkla geçmemiz mümkün. Dilerim bu paylaşım hepimize hatırlatıcı olur, ve deneyimlerimize farkındalıkla bakarak, bilinçle içinden geçerek bir üst versiyonumuza yükselebilir, küllerimizden yeniden doğabiliriz.
Sevgiyle,
Yaren
By Yaren UruncaTanrı neden kötülüğü yarattı? Kötülük neden öylece silinip atılamıyor?
Tıpkı pozitif ve negatif yüklerin bir gerilim alanı oluşturması gibi; iyi ve kötü de bilincin serpilebileceği ahlaki ve varoluşsal bir gerilim alanı yaratır. Herkes bir rol oynamaktadır: Hırsız çalar, polis hırsızı durdurur. Hiçbir kimlik veya rol tek başına var olamaz. Bunların hepsi bilincin kendi kendine oynadığı bir oyunun parçasıdır. Bu, "Lila"dır; yani Tek olanın çokluk olarak göründüğü, sayısız formda kendini unuttuğu ve bu zıtlıkların dansı aracılığıyla yavaşça kendi bütünlüğüne yeniden uyandığı ilahi oyun.
Tanrısal katta sadece olan vardır. İyi yada kötü ayrımı yoktur. Bu ayrımlar sadece bu boyutta olur çünkü burada kutupluluk yasası çalışır. Oysa bütün bunların ötesinde, olanları iyi yada kötü olarak etiketlemeden sadece olduğu haliyle deneyimleyebiliriz. Çünkü günün sonunda bütün bu ‘’Lila ‘’ (Oyun) bizim için, bizim olgunlaşmamız ve büyümemiz içindir. Aynı tozlu bir halıyı temizlemek için silkelemek gibi… Bizim de tozlarımızdan arınmamız için silkelenmemiz gerekir. Silkelenelim ki uyanalım. Uyanalım ki kendimize bakalım. Kendimize soralım: ben bu durumdan nasıl yükselebilirim? Neyi değiştirebilirim? Çünkü biz değişirsek dünya da değişir. Birilerini, olayları suçlamak yerine kendimize bakabiliriz. Hz. Mevlana bu konuda ‘’Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün ise bilgeyim, kendimi değiştiriyorum’’ der. Aynı şekilde Yunus Emre de ‘’Kader gayrete aşıktır’’ der. O halde bize düşen farkındalıkla, açık bir bir kalple gayret etmeye devam etmektir. Günlük hayatta yaşadığımız deneyimlere bu perspektiften bakarak, deneyimlerimizin içinden bilinçle ve farkındalıkla geçmemiz mümkün. Dilerim bu paylaşım hepimize hatırlatıcı olur, ve deneyimlerimize farkındalıkla bakarak, bilinçle içinden geçerek bir üst versiyonumuza yükselebilir, küllerimizden yeniden doğabiliriz.
Sevgiyle,
Yaren