"Binlerce yıl önce aralarında bazı insanların insanlar gibi yaşadığı mermerler bile, kendilerini asırlarca örtüp koruyan anlayışlı toprağın altından çıkarıldıklarına küsmüşçesine, kararıp kirleniyordu." (sf. 93)
Çocukluğunun bir kısmını geçirdiği Çirkince'ye gitmek ister sonra.
O dönem zeytin ağaçlarıyla, yeşilliklerle dolu, son derece şirin ve huzurlu bir yer olarak aklında kalan bu kasabaya vardığında gördükleri korkunçtur.
Eski canlılığı, yeşilliği kalmamış, çirkin ve yaşanmaz bir kasaba halini almıştır.
Bir kahveye oturur. Kahveciyi tanır. Onunla kasabanın hali hakkında konuşmaya başlar.
"Bizim elimize geçen her yer böyle mi olacak!" (sf. 104)
Kahveci ise bu serzenişe sert ama doğru bir yanıt verir:
"Bizim ne kabahatimiz var be? (...) Buraya getirip oturttukları mübadillerin de kabahati yoktu. İskeçe'nin, Kavala'nın tütüncüleri... zeytinden, incirden ne anlasınlar? Ağaç dediğin bakım ister, masraf ister... Kıymetini bilmeyene nimetini verir mi? Muhacirler iki sene üst üste mahsul alamayınca ya kestiler, ya sattılar... Cahillikle fakirlik bir olmuş, Sultan Süleyman'ın mülkü dağılmış.(...) Rumeli'nde koca çiftlik bırakan adama yüz ağaç zeytin düşmedi de, köyünde bir baskısı olan burda üç fabrikaya sahip çıktı. Senin anlayacağın, hakkı olan alamadı, hakkı olamayan binlerce aldı. Ama onlara yaradı mı? Ne gezer!... Anafor malın kıymetini bilmediler, yok fiyatına elden çıkardılar.(...) Para da, devlet de ağaların elinde. Bunlarla baş olur mu?.. Patronlar istemedikçe, kimse ağacının meyvesini toplatacak işçi bulamaz. Çoluk çocuk kendisi toplasa, yağını çıkartacak fabrika bulamaz.(...) Eskiden burada oturan herkesin kendine göre malı vardı. İncirden, zeytinden ne alırsa burda yer, burda bırakırdı. (...) Şimdi buraların sahibi olan beyler, ne alıyorlarsa başka yere götürüyorlar. Apartman dikiyor, köşk alıyorlar.(...) Cennet gibi yerler virane oldu diyene gavurda keramet, Müslümanda keramet arama! Eskiden buraların sahipleri burada yaşar, burada işlerdi. Sen sahipli memleketi sahipsiz eden beylerin yakasına yapış.(...) Bizim elimize geçen her yer neden böyle olsun? Burası bizim elimize geçti mi ki? Merak etme, milletin eline bir şey geçmedi; ovalar, dağlar, üç beş fırsat düşkününün elinde toplandı... İşte o kadar..." (sf. 104-105)
~
1947 yılında yayımlanan Sabahattin Ali’nin birkaç kısa öyküsünden ve “büyüklere masallar” şeklinde tabir edilebilecek masallarından oluşan Sırça Köşk, dönemin devlet yönetimine ve düzenine eleştirel bir bakış sunmaktadır. Kitap, bir dönem yasaklı kitaplar arasında bulunmuştur.
• Sırça Köşk kitabı içerisinde; Portakal, Beyaz Bir Gemi, Katil Osman, Böbrek, Cigara, Millet Yutmuyor, Bahtiyar Köpek, Çilli, Dekolman, Hakkımızı Yedirmeyiz, Cankurtaran, Çirkince ve Kurtla Kuzu adında hikayeler yer alıyor. Bu hikayeler Anadolu yaşamını, o dönemdeki Anadolu insanını tüm gerçekliği ile aktarıyor. Birbirinden farklı içeriklere sahip olan bu hikayeler Sabahattin Ali'nin duyguyu ve insanı anlatma gücü ile birleşince oldukça etkileyici bir hale geliyor. Sırça Köşk içerisinde yer alan hikayeler 1944 ve 1947 yılları arasında birbirinden farklı zamanlarda kaleme alınıyor. Sırça Köşk kitabı içerisinde yer alan masallar ise; Bir Aşk Masalı, Devlerin Ölümü, Koyun Masalı ve Sırça Köşk eserlerinden oluşuyor. Bu masalların içerisinde en çok beğenilen ve ses getiren ise Sırça Köşk oluyor. Kitap içerisinde yer alan masallar da 1945 ve 1946 yılları arasında yazılıyor. Daha sonra tüm bu hikaye ve masallar birleştirilerek bir kitap halini alıyor.
~
Tüm Videolar: https://bit.ly/2EyYErA
Abone Olmayı Unutmayınız: https://bit.ly/2IObl6a
~
Sosyal Medya Hesaplarım:
https://facebook.com/muhammetkalemm
https://instagram.com/MuhammetKalemm
https://twitter.com/MuhammetKalemm #SesliKitap #SabahattinAli #SırçaKöşk