
Sign up to save your podcasts
Or


Ne çıkar, unuttuysak konuşmayı?
İnsan ilişkilerinin incelikli diliyle tanımayı öğrendik ya birbirimizi
Yıkansam,
Yıkansam,
Hep o güneşlerle yıkansam...
Dişleri tenime geçse yaz rüzgarlarının
İzine pek rastlamasam
Ama kalbini sert ve serin tutan bir denizciye
Bunu bir daha sorsam,
Ne çıkar bir daha sorsam?
Sonra hiç konuşmasam,
Hiç konuşmasam....
Ve bu yorgun,
Bu üzünçlü yüreği
Benim değilmiş gibi,
Benim değilmiş gibi
Kimse görmeden, şöyle bir yol kenarına bıraksam?
Bir katkısı yoksa da mutluluğumuza,
Biliyoruz ya artık hayata ilişkin pek çok şeyi
Bir anlam katmadan kendimizce
Bir çaba harcamadan...
Kolayından...hazır...ezbere...
Kendi insanlığımı,
Kendi haklarımı unuttum.
Hayatımı başkalarının saadetine vakfettim
Kendimi, kendi ihtiyarımla, en basit emellerden mahrum ettim...
Biliyorum ki bir şeyi pençenize taktınız mı, bırakmayacaksınız
Onu er geç nasıl olsa koparıp alacaksınız
Böyle olduktan sonra, niye kendimi de, sizi de beyhude yere yorayım?
Derler ki:
Aşk, birine seni yok etme kudreti verip, bunu kullanmama hususunda ona itimat etmekmiş.
İnsan kendi halini bilmeli,
Elde edemeyeceği bir şeyi mümkünse istememeli
Mümkün değilse, bu arzuyu gönlünde gibi gizlemeliydi...
Ben bir kan gölüyken,
İçimde seni doğduğumu sananlar olmuş
Buzdan yapraklarında, gençliğim bir çiçek gibi soluyor
Ben her şeye rağmen, insanların gönüllerini kiraya çıkardığı bu çağda,
Bir gönülün bir gönüle yeteceğine inanıyorum.’
Olur ya, belki bir gün kalbimi kırmayan birine denk gelirim diye yaşıyorum.
By HedablidaNe çıkar, unuttuysak konuşmayı?
İnsan ilişkilerinin incelikli diliyle tanımayı öğrendik ya birbirimizi
Yıkansam,
Yıkansam,
Hep o güneşlerle yıkansam...
Dişleri tenime geçse yaz rüzgarlarının
İzine pek rastlamasam
Ama kalbini sert ve serin tutan bir denizciye
Bunu bir daha sorsam,
Ne çıkar bir daha sorsam?
Sonra hiç konuşmasam,
Hiç konuşmasam....
Ve bu yorgun,
Bu üzünçlü yüreği
Benim değilmiş gibi,
Benim değilmiş gibi
Kimse görmeden, şöyle bir yol kenarına bıraksam?
Bir katkısı yoksa da mutluluğumuza,
Biliyoruz ya artık hayata ilişkin pek çok şeyi
Bir anlam katmadan kendimizce
Bir çaba harcamadan...
Kolayından...hazır...ezbere...
Kendi insanlığımı,
Kendi haklarımı unuttum.
Hayatımı başkalarının saadetine vakfettim
Kendimi, kendi ihtiyarımla, en basit emellerden mahrum ettim...
Biliyorum ki bir şeyi pençenize taktınız mı, bırakmayacaksınız
Onu er geç nasıl olsa koparıp alacaksınız
Böyle olduktan sonra, niye kendimi de, sizi de beyhude yere yorayım?
Derler ki:
Aşk, birine seni yok etme kudreti verip, bunu kullanmama hususunda ona itimat etmekmiş.
İnsan kendi halini bilmeli,
Elde edemeyeceği bir şeyi mümkünse istememeli
Mümkün değilse, bu arzuyu gönlünde gibi gizlemeliydi...
Ben bir kan gölüyken,
İçimde seni doğduğumu sananlar olmuş
Buzdan yapraklarında, gençliğim bir çiçek gibi soluyor
Ben her şeye rağmen, insanların gönüllerini kiraya çıkardığı bu çağda,
Bir gönülün bir gönüle yeteceğine inanıyorum.’
Olur ya, belki bir gün kalbimi kırmayan birine denk gelirim diye yaşıyorum.