Yeni Fikirler

Aldatma: Sebep mi, Sonuç mu?


Listen Later

Aldatılma sadece aldatanın ahlaksızlığı mı? Yoksa ilişkide yaşanan sorunların bir yansıması mı?

Orada ne oluyor?

Bir kadın geliyor ve çok mutlu giden bir evliliği yerle bir mi ediyor?

İkinci kadın evliliğin bitmesinin sebebi mi? Yoksa sonucu mu?
Aslında bu durum bitmiş ve evcilik oyununa dönüşmüş bir evliliğin sonucu mu?
Yoksa mesele “erkek tek eşli olamaz, elinin kiridir” anlayışı mı?
Peki, eğer öyleyse bir erkek eşini düzenli bir kadınla neden aldatır? Bu durumda sık sık oyuncu değişikliği yaşaması gerekmez mi?

Aldatılan Kadının Konumu

Peki aldatılan kadın? Zavallı, saçını süpürge eden, çocuk bakan, kocasını seven o kadın… Onun ne suçu var, bunu mu hak ediyor?

Hayır, kimse aldatılmayı hak etmez.

Ama biriyle gerçekten derin bir bağınız varsa, bunu nasıl hissetmeden hayatınıza devam edebilirsiniz?

Belki amacınız gerçekten aile olmak, evli olmak ya da bir ilişki sürdürmek değildir. Belki de asıl amaç topluma karşı bir fotoğraf vermektir. Sosyal medyada mutluluk pozları paylaşmak, alkış toplamaktır.

Derin bir ilişki düşünün… Bu bir arkadaşınız, ailenizden biri ya da eşiniz olabilir.

Ses tonu, dalgınlığı, davranış şekli… Bütün bunlar size bir sinyal vermez mi?

Mesele sadece telefonunda bir aşk mesajı görmek, üzerine sinen parfüm kokusu ya da yakasındaki ruj lekesi midir?

Bunları görmediniz diyelim. Eşiniz zamanının büyük bir kısmını sizinle geçiriyor, işe gidip eve geliyor, taleplerinizi geri çevirmiyor. Seks hayatınız da çok kötü değil. “E daha ne olsun?” mu?

Oysa derin bir ilişkide bunlara mı bakılır? Hiçbir şey olmasa da bakışından, dokunuşundan, ses tonundan, davranışlarından bunu hissedersiniz.

İyi de paranoyak mıyız biz, ortada hiçbir sebep yokken?

Evet, muhtemelen paranoyak olmakla suçlanacaksınız. Ama belki de sezgileriniz size bir şey anlatmaya çalışıyordur.

Belki de sadece mantık bu hayatı anlamak için yeterli değildir. Belki de konfor alanından çıkmak ve gerçeklerle yüzleşecek güce gelmek gerekiyordur.

Hırsızın Hiç mi Suçu Yok?

Peki hırsızın hiç mi suçu yok?

Bütün bunları yapıp edecek ve sırf eşi ortada bariz bir şey olmadığı için mi sorumluluktan kurtulacak?

Burada mesele bağcıyı dövmek değil, üzümü yemek.

Çünkü burada derin bir ilişkisel sorun vardır.

Bir ilişkide yaşanan sorunları çözmenin iki yolu vardır:

1. Farkına varıp, çözüm yolları aramak; kendi üzerine düşeni yapmak. Eğer tek başınıza halledemiyorsanız bir terapistten destek almak.

2. Her şeyi denediniz ve olmadı. Olma ihtimali de yok. O zaman yolları ayırmak.

Aslında üçüncü bir seçenek yoktur.

Ama bazen kişiler öyle yorulur ki, ne gidecek güçleri vardır ne de çözüm bulmaya dermanları.
Ve bir baston bulup eşleriyle o yolu yürümeye devam ederler.

Evet, doğru duydunuz. Genelde ikinci kadın “baston” görevindedir.

Karşı tarafa güç verir: yaşama gücü, yürüme gücü…

Baston ne kadar sağlamsa yol o kadar rahat yürünür.

Ama bazen baston yürüyenin elini acıtır. “Yeter artık, ben yalnız yürüyebilirim” dersiniz ve fırlatırsınız onu. Biraz yürürsünüz, sonra dizlerinizin bağı çözülür.
“Yok, ben bastonsuz yürüyemiyorum” der, geri dönersiniz.
Eğer baston hâlâ oradaysa onunla devam edersiniz.
Ta ki baston bu yüke dayanamayıp parçalanıncaya kadar.

Peki baston neden buna katlanır?

Kurtarıcı olmak ister. Tercih edilen olmak ister. Sevilmek ister.

Ama kardeşim, erkek kıtlığı mı var? Başka erkek mi yok?

Niye evli biri?

Çünkü burada kurulan bağ çoğu zaman sevgiden değil, travmalardan kaynaklıdır. Eğer ortada maddi bir çıkar yoksa ve ilişki yalnızca duygularla devam ediyorsa, bir insan kendine neden böyle bir kötülük yapar ki?

Çoğunlukla bu, görülmeyen, seçilmeyen, sevilmeyen bir çocuğun benzer bir senaryoda farklı bir final yaşama umududur.

—Peki “asıl kadın”!

Ona biçilen toplumsal rol bellidir: kendisine verilen görevleri yerine getirmek. Çevreye güzel fotoğraflar vermek. Alkışlanmak., like almak.Çünkü asıl başarı, ilişkinin kalitesi değil, devam ediyor gibi görünmesidir.

Ya aldatan?

O hep sırtını birine yaslamak ister. Kendisi olabilmek adına bir bastona ihtiyaç duyar. Çok zayıftır; güç almadığı biri yoksa mutsuzdur. Her iki ilişkiyi de muhafaza etmek ister.
Biri diğerinin ikamesidir. Biri olmadan diğeri anlamını yitirir.

Sevgi Tek Başına Yeter mi?

İnsan iki kişiyi sever mi?

Üzgünüm ama sever.

Peki sevgi, bir ilişki için tek başına yeterli midir?

Üzgünüm ama hayır.

Bir ilişkinin asıl bel kemiği güvendir.

Ve bu tür ilişkilerde güven hep askıdadır; bir gün ulaşılabileceği umuduyla çırpınılır.
Aldatma çoğu zaman bir sebep değil, bir sonuçtur.
Çünkü bir ilişkide sadece sevmek yetmez; sevilmek, var olmak, görülmek, duyulmak, anlaşılmak, değerli hissetmek ve güvenmek gerekir.
Eksik kalan her duygu, bir çatlak açar. Ve o çatlaklardan sızan ışık bazen ikinci kişidir.

O ışık, yolunu kaybeden için bir aydınlık, tükenen için bir nefes, yürüyemeyen için bir bastondur.

Ama unutulmamalıdır ki bastonun da bir yük sınırı vardır; ışık da fazla parladığında göz alır, gerçeği görmeyi zorlaştırır.

Ve işte tam da bu yüzden aldatma, aslında bitmiş bir yolun, bitmemiş gibi yürünmeye çalışılmasının sonucudur.

...more
View all episodesView all episodes
Download on the App Store

Yeni FikirlerBy Yeni Fikirler