
Sign up to save your podcasts
Or


Bir şey ters gittiğinde ilk refleksin kendini suçlamak mı? Bu bölümde, yaşadığım iki olay üzerinden hemen kendimi hatalı ilan etme alışkanlığımı ve önce ne olduğuna bakmayı nasıl öğrendiğimi anlatıyorum.
Park hâlindeki bir araca çarptığımı sanıp kendimi suçladığım bir kaza… Yağmurlu bir günde istemeden bir kadının üzerine su sıçratınca yaşadığım mahcubiyet… İkisi de bana hatayı kabul etmekle kendimi kötü, beceriksiz ya da düşüncesiz biri ilan etmenin aynı şey olmadığını düşündürdü.
Kendini suçlama, hata yapma korkusu ve kendimize karşı acımasızlığımız üzerine kişisel bir bölüm.
Annelik Halleri — Kusursuz değil. Gerçek.
Çocuklarla Bluey izlerken Chilli'yi gördüm ve "Hey Chilli, sen ben misin?" dedim. Plajda dinlenmeye çalışıyor ama zihni susmuyor. Tıpkı benim gibi. Dinlenmek bile bir görev olunca insan nasıl dinlenir? Bir çizgi film insanı nasıl aydınlatır? Ben Betül. Burası Annelik Halleri. Kusursuz değil, gerçek.
Bu bölümde bahsedilen Bluey, Ludo Studio yapımıdır. Bu bölüm bir hayran yorumudur.
Telefon benim değil, çocuk yanımda değil ama şifreyi benden istiyorlar.
Neden evdeki herkes önce anneye sorar?
Bu bölümde evin görünmez işini konuşuyoruz: Ailenin beyni olmak, karar yorgunluğu ve günün sonunda beynin jöle gibi olması.
Cumartesi sabahı fırtına uyarısı, satranç turnuvasına gidelim mi? Kahvaltıda simit mi tost mu? Akşama kadar bitmeyen sorular...
Ben Betül. Burası Annelik Halleri. Kusursuz değil, gerçek.
Sen de kendini evin santral memuru gibi hissediyor musun?
Anne olduktan sonra kendi işimi kurayım, saatlerimi kendim belirleyeyim, çocuğumla da ilgileneyim, üreteyim de dedim. Olmadı.
Bu bölümde 3 girişimimi anlatıyorum: Önce yurt dışına spa kutuları, sonra polimer kil küpeler, sonra dijital posterler.
Hepsinde aynı döngü: Gündüz çocuklar, akşam masaya, gece 3'e kadar çalış, sabah zombi gibi uyan.
Neden sürdüremedim? Sadece zaman değil. Dört Ocak Teorisi'nin dediği gibi enerji meselesi. Aile, arkadaşlar, sağlık, iş... Hiçbir ocaktan kısmak istemeyince uykumdan kestim. Her yer söndü.
Eğer sen de evden iş kurmak isteyip tek kişilik dev kadro olmaya çalışan bir anneysen, bu bölüm tam sana göre.
Kaynak: The Four Burners Theory - Work-life balance üzerine.
Birinin yüzü düştüğünde hemen “Bir şey mi oldu, ben ne yapabilirim?” diye düşünenlerden misiniz? Ben uzun süre öyleydim. Üstelik sadece insanların duygularında değil; mesaim yok diye herkesin işine yetişmeye çalışırken de kendime görev çıkarıyordum.
Bu bölümde, 40’tan sonra fark ettiğim değişimi konuşuyorum: Yapabilecek olmak, yapmak zorunda olmak demek değil. Müsait olmadığımızı açıklamak için uzun uzun gerekçeler sunmak zorunda da değiliz. İnsanlara destek olmakla herkesin yükünü üstlenmek arasındaki çizgiyi hâlâ öğreniyorum.
Botoksla değişen bakışları okuyup “Bir şey mi oldu?” diye düşünmem de cabası. Kusursuz değil, gerçek bir bölüm.
Bir sınava, aptal olduğum anlaşılmasın diye girmedim.
Ortada henüz bir sonuç yoktu ama ben kendimle ilgili hükmü çoktan vermiştim. Sonra aynı şey farklı biçimlerde devam etti: teslim etmediğim ödevlerde, görünmekten çekindiğim iş hayatında, daha denemeden kendime söylediğim “Ben yapamam”larda…
Bu bölümde, çocukken duyduğum tek bir cümleden yıllarca taşıdığım bir inanca; hata yapmaktan çok, hatanın benim hakkımda ne söyleyeceğinden korkmaya ve bugün hâlâ kendime sormaya çalıştığım o soruya gidiyorum:
Ben yapamam. Peki nereden biliyorum?
Belki senin de kendin hakkında yıllardır hiç sorgulamadan tekrarladığın bir cümlen vardır.
Annelik Halleri — kusursuz değil, gerçek.
Çocukların okula başlamasını aylardır bekliyordum. İkisi de okuldayken sonunda kendime ait birkaç saatim olacaktı.
O gün geldi. Çocukları bıraktım, arabaya bindim ve… ne yapacağımı bilemedim.
Bu bölümde; çocuklar büyüyüp anneye daha az ihtiyaç duymaya başladığında ortaya çıkan boşluğu, annelik dışında kendine yeniden yer bulmayı ve kendi değerini sürekli işe yaramakla ölçmenin bende yarattığı huzursuzluğu anlatıyorum.
Çocukları okulun kapısından uğurladıktan hemen sonra başka bir görevin kapısından içeri girmek zorunda mıyım? Yoksa biraz hiçbir şey yapmamaya da hakkım var mı?
Annelik, kimlik, boş zaman ve “sıra bana geldi” dediğimiz o tuhaf geçiş dönemi üzerine gerçek bir bölüm.
Annelik Halleri — Kusursuz değil. Gerçek.
Çocuklar büyüyünce gerçekten sıra anneye geliyor mu?
Yıllarca “Çocuklar biraz büyüsün, sonra işe dönerim” dedim. Şimdi büyük oğlum 5. sınıfa, küçük oğlum tam zamanlı kreşe başlıyor. Ben 42 yaşındayım ve yıllardır beklediğim o “sonra” nihayet geldi.
Peki şimdi?
İşe dönersem şu anda yaptığım işlerin hangisi hayatımdan çıkacak? Yoksa hiçbir şey eksilmeden üzerine bir de çalışma hayatı mı eklenecek? Üstelik bunun zamanı, enerjisi ve maddi karşılığı ne olacak?
Bu bölümde annelikten sonra işe dönüşü, kadınlardan aynı anda beklenen onlarca rolü ve “kendine zaman ayır” derken o zamanı bile nasıl yeni görevlerle doldurduğumuzu konuşuyorum.
Bir de yıllarca bize bakım rutinleri pompalayan sistemin şimdi neden “geri çekilin, doğal olun, zamanınızı daha faydalı kullanın” dediğine biraz takılıyorum.
Çünkü çocuklar büyüdü.
Sıra geldi.
Ama benim hâlâ bir sorum var:
Ben nereye koşuyorum acaba?
Bir de ne zaman varıyoruz?
🎧 Annelik Halleri — Kusursuz değil. Gerçek.
Instagram: @annelikhalleripodcast
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin anne babasının yanında hâlâ biraz çocuk.
Ama sonra bir gün bir bakıyorsunuz; çocukların programını, anne babanın ihtiyaçlarını, kimin nerede kalacağını, neyin nasıl çözüleceğini siz organize ediyorsunuz.
Bizim iki haftalık aile tatilimizin daha ilk gününde babamın düşüp dört kaburgasını kırması ve hastaneye yatmasıyla ben de tam olarak bunu yaşadım.
Bir anda tatil planından hastane nöbetine geçerken aklımdan tek bir cümle geçti:
“Ben ne ara evin küçük kızından organizatörüne döndüm bilmiyorum.”
Bu bölümde tatil görünümlü mekân değişikliklerinden, yıllar içinde sessizce değişen aile rollerinden ve hâlâ anne babamızın çocuğuyken nasıl olup da bir gün “Şimdi ne yapıyoruz?” sorusunun cevabını veren kişiye dönüştüğümüzden konuşuyoruz.
Kusursuz değil. Gerçek.
Burası Annelik Halleri.
Aynı çocuğu büyütüyoruz ama bazen sanki ebeveynlik yazılımlarımız farklı sürümde çalışıyor.
Çocuk bir oyunu kaybedip ağlıyor. Baba için konu net: “Oyun bu, her zaman kazanamazsın.” Anne tarafında ise sistem çoktan açılmış oluyor: Duygusuna alan açmalı mıyım? Bu yaşta normal mi? Biraz gözlemlemeli miyim? Bunun üzerine çalışmamız mı gerekiyor?
Çünkü yeni nesil annelik artık yalnızca çocuğun ne yaptığıyla değil; neden yaptığıyla, ne hissettiğiyle ve bizim nasıl karşılık verdiğimizle de ilgileniyor.
Bu bölümde çocuk psikolojisi ve ebeveynlik bilgisinin anneliğe eklediği görünmeyen zihinsel yükü, evde tutarlı bir ebeveynlik dili kurma çabasını, “çocuktur, olur” diyen analog babaları ve bizim hiç bitmeyen güncellemelerimizi konuşuyorum.
Peki daha fazla ebeveynlik bilgisi bizi gerçekten daha rahat anneler mi yaptı?
Bir de bilim insanlarına küçük bir çağrım var: Şu kontrolmetreyi artık biri icat etsin.
From the publisher's feed