
Sign up to save your podcasts
Or


Bazı insanların yanında neden kendimizi daha iyi, daha hafif ve daha çok “kendimiz gibi” hissediyoruz?
Bu bölümde; duygusal bulaşmayı, insanlar arasındaki görünmez senkronizasyonu ve “aynı frekansta olmak” dediğimiz şeyin aslında ne kadar gerçek olabileceğini konuşuyorum. Bize iyi gelen insanların ortak noktalarını düşünürken, bir yandan da şu soruya bakıyoruz: Biz, başkalarının yanında nasıl bir his bırakıyoruz?
Aynı Frekans’ın sezon finalinde, ilişkilerin görünmeyen ama en güçlü taraflarından birine yakından bakıyoruz.
1999'da gerçekleştirilen ve psikoloji tarihinin en ünlü deneylerinden birine dönüşen “Görünmez Goril” çalışmasında insanlar, pasları saymaya odaklanırken ekranın ortasından geçen goril kostümlü bir insanı fark etmeyebildi.
Peki bu yalnızca bir dikkat oyunu mu?
Bu bölümde inattentional blindness ve change blindness araştırmalarından beynin dünyayı nasıl tahmin ettiği üzerine geliştirilen predictive processing yaklaşımına uzanıyoruz.
Ve sonunda belki de asıl soruyu soruyoruz:
Hayatımızda neler gözümüzün önünde olduğu halde onları görmeyecek kadar başka şeylerle meşgulüz?
Çünkü bazen hiçbir şey aniden değişmez.
Biz sadece bir gün fark ederiz.
Bu bölümde, “beni yanlış anladın” cümlesinin arkasındaki o anlaşılma ihtiyacımızı konuşuyoruz. Çünkü bazen ne kadar açık anlattığımızı düşünsek de karşımızdaki bizi kendi deneyimleri, duyguları ve bakış açısı kadar duyuyor.
Peki her yanlış anlaşılmada kendimizi biraz daha açıklamak gerçekten çözüm mü, yoksa bazen kelimeleri çoğalttıkça aradaki mesafeyi de mi büyütüyoruz?
“Anlattıklarımız, karşımızdakinin anladığı kadardır” düşüncesinden yola çıkarak; iletişimde haklı çıkmakla anlaşılmak arasındaki farkı, bazı açıklamaların neden işleri daha da karmaşıklaştırdığını ve bazen anlatıp bırakmanın neden en sağlıklı seçenek olabileceğini gündelik hayatın içinden örneklerle konuşuyoruz.
Geçen bölümde sorduğum “Önünüzde yepyeni bir defter olsa, ilk sayfasına ne yazardınız?” sorusunun cevabını bu bölümde birlikte arıyoruz.
Doğum günümde aldığım kitapların ilk sayfalarına yazılan notlardan, beni gerçekten tanıyan insanların seçtiği anlamlı hediyelerden ve birileri tarafından gerçekten tanınmanın ne kadar kıymetli olduğundan bahsediyorum.
Biraz doğum günleri, biraz yaş almak, biraz da hayatımıza dokunan iyi kalpli insanlar üzerine… Çünkü yaş almak yalnızca takvimde değişen bir sayı değil; biriken anılar, kurulan bağlar ve hala yazılmayı bekleyen yepyeni sayfalar demek.
Daha yazacak çok şey var.
Dijital dünyanın hızına rağmen ben hala defter taşıyor, not alıyor ve kalemi kağıda değdirmenin verdiği hissi seviyorum.
Bu bölümde çocukluğumdan beri süren defter ve kalem merakımı, yazmanın hayatımdaki yerini ve bazı şeylerin neden hala elle yazıldığında daha gerçek hissettirdiğini anlatıyorum.
Bu bölümde her gün kullandığımız ama hikayesini neredeyse hiç düşünmediğimiz üç sıradan şeyin peşine düşüyoruz.
Q klavye neden alfabetik değil? Uçaklarda sigara yasak olmasına rağmen neden hâlâ kül tablası var? Ve bir fincan kahve, tarihin akışını gerçekten değiştirmiş olabilir mi?
Bazen en büyük hikayeler, her gün elimizin değdiği en sıradan nesnelerin içinde saklıdır.
Gel, bu kez birlikte biraz daha dikkatli bakalım.
Bu bölümde Tara Westover'ın Talebe kitabından yola çıkarak eğitimin yalnızca okul olmadığını, bazen insanın kendini yeniden inşa etme cesareti olduğunu konuşuyoruz.
Bir aile hikâyesi...
Bir özgürleşme hikâyesi...
Ve belki de hepimizin içinde taşıdığı görünmez sınırlar üzerine küçük bir yolculuk.
Bu bölüm bittikten sonra kendine şu soruyu sorma ihtimalin yüksek:
"Bugün inandığım hangi düşünce gerçekten bana ait?"
Bu bölümde yapay zekanın yeni nesil hafıza teknolojilerini konuşuyoruz.
Bir gün cüzdanınızı, anahtarınızı ya da önemli bir anınızı kaybettiğinizde, yapay zekanın size "en son nerede gördüğünü" söyleyebildiği bir dünyaya ne kadar yakınız?
Hayatımızın her anını kaydeden ve bizim yerimize hatırlayan sistemler artık bilim kurgu olmaktan çıkıyor. Peki hiçbir şeyi unutmayan bir teknoloji hayatımızı nasıl değiştirecek? Daha üretken ve düzenli mi olacağız, yoksa unutmanın insan olmanın önemli bir parçası olduğunu mu fark edeceğiz?
Hafıza, teknoloji, mahremiyet ve insan doğası üzerine düşündüren bir bölüm.
Keyifli dinlemeler.
Üniversite yıllarında çıktığım bir gönüllülük yolculuğu, yıllar sonra bile kalbimde en özel yerlerden birini koruyor.
Bu bölümde, çocuklarla geçirdiğim günleri, onların dünyasından öğrendiklerimi ve büyürken unuttuğumuz bazı şeyleri konuşuyoruz.
Çünkü bazen çocuklar, bizim bilmediğimiz değil; zamanla unuttuğumuz şeyleri biliyor.
Bir çekilişle başladı. Birkaç kişinin katılacağını düşündüğüm küçük bir davetti sadece. Ama o gün bir araya gelen insanlar, yıllar içinde hayatımın en değerli topluluklarından birine dönüştü.
Bu bölümde Şirin Kahvesi Kitap Kulübü'nün hikayesini, birlikte büyümenin güzelliğini ve neden artık “kitaplar bahane” dediğimi anlatıyorum.
Çünkü bazen bir kitap hayatınızı değiştirir; bazen de o kitap sayesinde tanıştığınız insanlar.
From the publisher's feed