
Sign up to save your podcasts
Or


Olmadım!
Dağların sabrına sığındığımdan beri, olduğum yok artık benim.
Bulamadım...Taş neden yüzünü döndü bana?
Ne söyleyecekti eğilip baktığım su?
Rüzgâra kapılmış sağrısı bana ne dileyecekti?
Ah ki....Durmadım dünyada soluklanmak için.
Çok gözler gelip geçti canımdan,
ama olmadım!
Hepsi birdi,
Nasılsa sonunda hepsi birdi.
Filizkıran fırtınasıydı hayatım!
İyi hatırla!
Kimin yüzüyle gelmişti bana?
Bir begonvil, bir serçe, bir sabah ıslığı...Kimin yüzüyle hayatım?
Ayrıldığımızda kimdik?
Bağışla!
Bazı zamanlar unutuyorum yola uzun bakmayı.
Bazı şarkılardan geçmeyi...
Otların hışırtısına kulak verdiğimiz o geceyi unutma. İçinde çok dönmüş paslı bir anahtarla gelirdi sana...
Halkalanan bir deftere yazdık geceyi,
Kimselere demeden çözdük iplerimizi
Konuştuklarımız değil,
Bazen bir musluk sesine bile uyandı gözlerim. Bazen hiçbir şeye uyanmadı. Senden önce bin cümleye açılan ağzım, senden sonra bir harfe bile uzanmadı. Bulut geçti, rüzgârın geçti, yağmurun geçti. Bütün gün elimde bir dal parçası; ikiye bölüp durdum toprağı.
Bir eve döndüm bazen. Oyuklu bir kayaydım. Bu taşı kaldırmama yardım edecek misin?
Bir sığırcık sürüsü geçmeyegörsün, bakır çalığı bir dağdım bazen...Her yangına ateş taşıdım. Bazen gökyüzüne baktım, bazen toprağa. Her taş gediğinde, bilmediğim bir şey aradım. Hayattı, çekiyordu içine. Dünyaya sığdım da, bir yatağa sığmadım bazen...
Bir yel esiyor alnımda,
Saçlarımı karıştıran bir el,
Göğsünü karla ovduğum bir kış bitiyor.
Görüyor musun?
Yıllar önce attığım ok, şimdi düşüyor.
Çok seneler geçti...Adın hâlâ, bir alaçiçek gibi duruyor, büyüyor şuramda.
Adın geçtiğinde susmasını öğrenecektim güya.
Tutunduğum zifir sonuna kadar yandı gittiğin gece
Yedi tas su içtim bir divandan
Yedi kat göğün yetimiydin göğsümde,
Yol kokusu başın, şimdi kimin sesinde uyuyor?
Kimin ırmağındasın şimdi?
Yeşerdi mi tarlan?
Acı kök tadı aldın mı dünyadan?
Bir avlunun karanlığından bakıp: Her aşk, kusur soyundandır
Dedin mi her kapıda?
Adını bilmediğim bir kuşun, suya batıp çıkan gagası
Akasya ağacının altında uyuklayan bir adam,
Ellerini rüzgâra uçak yapan bir çocuk,
Gün akşam olunca, etekliğini taşlara yayıp oturan bir kadın,
Yamaçtan aşağı yuvarlanan bir çakıl taşı mesela: yamaçtan aşağı kayan çocuklar… Yok yere saklanmış bir fıkra diyelim ya da.
Leyleklerin sadakati üzerine, gazeteden koparıp saklanmış bir haber.
Döne dolaşa dinlenmiş, beraber söylenmeyi beklenmiş bir şarkı:
Büyüsü bozulmasın diye, adını yazmadığım çok ağlanmış bir film ya da…
Sırt ağrılarını dindiren bir ilaç. bazı atların neden ağladığına dair önemli bir bilgi.
Gelip bende duran bazı kelimeler mesela....
Kırık kolumun sargılarında senden bir işaret ya da…
Biriktirdim hepsini...Kar topladım. Çığım bu yüzden kopuyor. çığlığım bu yüzden kapkara!
O büyülü aynada, ki herkes kendisiyle sınanır
Denize dokunsam, dönemem suyu geri.
By HedablidaOlmadım!
Dağların sabrına sığındığımdan beri, olduğum yok artık benim.
Bulamadım...Taş neden yüzünü döndü bana?
Ne söyleyecekti eğilip baktığım su?
Rüzgâra kapılmış sağrısı bana ne dileyecekti?
Ah ki....Durmadım dünyada soluklanmak için.
Çok gözler gelip geçti canımdan,
ama olmadım!
Hepsi birdi,
Nasılsa sonunda hepsi birdi.
Filizkıran fırtınasıydı hayatım!
İyi hatırla!
Kimin yüzüyle gelmişti bana?
Bir begonvil, bir serçe, bir sabah ıslığı...Kimin yüzüyle hayatım?
Ayrıldığımızda kimdik?
Bağışla!
Bazı zamanlar unutuyorum yola uzun bakmayı.
Bazı şarkılardan geçmeyi...
Otların hışırtısına kulak verdiğimiz o geceyi unutma. İçinde çok dönmüş paslı bir anahtarla gelirdi sana...
Halkalanan bir deftere yazdık geceyi,
Kimselere demeden çözdük iplerimizi
Konuştuklarımız değil,
Bazen bir musluk sesine bile uyandı gözlerim. Bazen hiçbir şeye uyanmadı. Senden önce bin cümleye açılan ağzım, senden sonra bir harfe bile uzanmadı. Bulut geçti, rüzgârın geçti, yağmurun geçti. Bütün gün elimde bir dal parçası; ikiye bölüp durdum toprağı.
Bir eve döndüm bazen. Oyuklu bir kayaydım. Bu taşı kaldırmama yardım edecek misin?
Bir sığırcık sürüsü geçmeyegörsün, bakır çalığı bir dağdım bazen...Her yangına ateş taşıdım. Bazen gökyüzüne baktım, bazen toprağa. Her taş gediğinde, bilmediğim bir şey aradım. Hayattı, çekiyordu içine. Dünyaya sığdım da, bir yatağa sığmadım bazen...
Bir yel esiyor alnımda,
Saçlarımı karıştıran bir el,
Göğsünü karla ovduğum bir kış bitiyor.
Görüyor musun?
Yıllar önce attığım ok, şimdi düşüyor.
Çok seneler geçti...Adın hâlâ, bir alaçiçek gibi duruyor, büyüyor şuramda.
Adın geçtiğinde susmasını öğrenecektim güya.
Tutunduğum zifir sonuna kadar yandı gittiğin gece
Yedi tas su içtim bir divandan
Yedi kat göğün yetimiydin göğsümde,
Yol kokusu başın, şimdi kimin sesinde uyuyor?
Kimin ırmağındasın şimdi?
Yeşerdi mi tarlan?
Acı kök tadı aldın mı dünyadan?
Bir avlunun karanlığından bakıp: Her aşk, kusur soyundandır
Dedin mi her kapıda?
Adını bilmediğim bir kuşun, suya batıp çıkan gagası
Akasya ağacının altında uyuklayan bir adam,
Ellerini rüzgâra uçak yapan bir çocuk,
Gün akşam olunca, etekliğini taşlara yayıp oturan bir kadın,
Yamaçtan aşağı yuvarlanan bir çakıl taşı mesela: yamaçtan aşağı kayan çocuklar… Yok yere saklanmış bir fıkra diyelim ya da.
Leyleklerin sadakati üzerine, gazeteden koparıp saklanmış bir haber.
Döne dolaşa dinlenmiş, beraber söylenmeyi beklenmiş bir şarkı:
Büyüsü bozulmasın diye, adını yazmadığım çok ağlanmış bir film ya da…
Sırt ağrılarını dindiren bir ilaç. bazı atların neden ağladığına dair önemli bir bilgi.
Gelip bende duran bazı kelimeler mesela....
Kırık kolumun sargılarında senden bir işaret ya da…
Biriktirdim hepsini...Kar topladım. Çığım bu yüzden kopuyor. çığlığım bu yüzden kapkara!
O büyülü aynada, ki herkes kendisiyle sınanır
Denize dokunsam, dönemem suyu geri.