
Sign up to save your podcasts
Or


Akşam üzeri Bakırköy sahili her zamanki telaşlı kalabalığıyla doluydu. Vapur düdükleri, martıların aç çığlıkları, simitçilerin “Sıcak simit!” bağırışları… Şehir ritmini hiç bozmuyordu. Ama kalabalığın tam ortasında, yirmi sekiz yaşındaki grafik tasarımcı Efe, içinden yavaş yavaş bir şeylerin çöktüğünü hissediyordu.
Banklardan birine oturmuş, dizlerine yasladığı defterine boş boş bakıyordu. Son aylarda her sabah aynı soruyu soruyordu kendine:
“Hayatın anlamı gerçekten bu mu? Sabah uyan, ekrana yapış, gece yorgun düş, ertesi gün aynı döngü… Çalış, yorul, unutul.”
Birden bileğine küçük bir sivrisinek kondu. Efe sinirle elini salladı. Tam o sırada yanındaki banka yaşlı bir adam sessizce oturdu. Adam denize bakıyordu. Bir süre sonra Efe’ye döndü ve yumuşak bir sesle sordu:
“Evlat… o sivrisinek sana ne yaptı ki?”
Efe omuz silkti, sesinde yorgun bir öfke vardı.
“Sinirimi bozdu işte. Bir de o mu eksik?”
Adam hafifçe gülümsedi. Gözlerinde hem anlayış hem de derin bir sükûnet vardı.
“İnsan en küçük şeye bile kızacak hâle geldiğinde, içinde büyük bir kopuş başlamış demektir.”
Efe şaşırdı. Bu yabancı adamın bu kadar kolay içini okuması onu hem rahatsız etti hem de tuhaf bir şekilde rahatlattı.
“Ben… sadece çok yorgunum,” dedi kısık bir sesle. “Her şey anlamını yitirmiş gibi.”
Yaşlı adam cebinden küçük, eski bir mushaf çıkardı. Sayfaları yavaşça açtı ve tane tane okumaya başladı:
﴾إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا﴿
“Allah, sivrisinek gibi küçük bir şeyle bile misal vermekten çekinmez.”
Sonra usulca ekledi:
“Çünkü her şey, küçüğüyle büyüğüyle O’nun san’atidir. İnsan ‘önemsiz’ dediği şeyle bile büyük hakikatleri öğrenebilir.”
Efe adamın yüzüne baktı. “Yani… bir sivrisinek bile mi?”
“Evet evlat. Hatta tefsirlerde denir ki, sivrisinek en küçük hissedilen canlılardandır. Ama Allah onunla bile insanın kibrini, küçümsemesini, hakikati görememesini anlatır. İnkârcılar bu örneklere güler, ‘Allah bu kadar küçük bir şeyle ne demek istiyor?’ derler. Ama iman edenler için böyle misaller hakikati daha da büyütür.”
Denizden esen rüzgâr ikisinin arasına girip Efe’nin saçlarını dağıttı. Bir süre sessiz kaldılar. Efe’nin gözleri dolmuştu.
“Peki ben… hangisiyim?” diye sordu titreyen bir sesle. “Küçümseyenlerden mi, yoksa anlamaya çalışanlardan mı?”
“Sen şu anda anlamaya aç birisin,” dedi adam nazikçe. “O yüzden buradasın. O yüzden bir sivrisinek bile seni durdurdu.”
Efe başını öne eğdi. Sesini zor duyulur bir fısıltı halinde çıkardı:
“Neden sürekli kaybediyormuşum gibi hissediyorum? İşimde, ilişkilerimde, hatta kendi hayatımda… Her şeyi koparıp atıyorum sanki.”
Adam mushafı biraz daha çevirdi ve devam etti:
﴾الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ ۚ أُولَٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ﴿
“Onlar Allah’ın ahdini bozarlar… O’nun bağlanmasını emrettiği bağları koparırlar… İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.”
Adamın sesi daha da yumuşadı:
“İnsan kendi içindeki bağları koparınca kaybeder evlat. Ailesiyle, dostlarıyla, işiyle, en önemlisi kendi özüyle olan bağını… Sen de o bağları koparmışsın. Bu yüzden kalbin yoruldu, ruhun daraldı.”
Efe’nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Burnunu çekti.
“Gerçekten koptum… İşimi sevmiyorum artık. İnsanları anlamıyorum. Kendimi bile tanıyamıyorum. Sanki her şeyi boş yere yapıyorum.”
Adam bir süre sustu. Sonra elini Efe’nin omzuna hafifçe koydu.
“Hakikat çoğu zaman sivrisinek kadar küçük bir şeyde gizlidir. Onu fark eden, ahdini yeniden kurar.”
Ayağa kalktı. Cebinden katlanmış küçük bir not çıkarıp Efe’nin avucuna bıraktı.
“Şimdi açma. Eve gidince aç.”
Kalabalığın içinde yavaş yavaş kayboldu. Efe arkasından bakakaldı.
Gece eve döndüğünde, yatağın kenarına oturdu. Titreyen parmaklarla kâğıdı açtı. İçinde tek bir cümle yazılıydı:
“En küçük şeylerde bile büyük anlam arayan, ahdini tazeleyendir.”
O cümle Efe’nin içini önce yaktı, sonra usulca aydınlatmaya başladı. Gözyaşları arasında gülümsedi.
Ertesi sabah işe gittiğinde bilgisayar ekranında duran çizimler arasında bir sivrisinek ikonu dikkatini çekti. Bir an durdu. Sonra içinden gelen bir dürtüyle yeni bir dosya açtı. Proje başlığı koydu: “Küçük Mucizeler – Doğadaki En Ufak Canlıların Büyük Hikâyeleri”.
İlk kez uzun zamandır unuttuğu bir şeyi hissetti: İçinde hafif bir kıpırtı… bir umut… bir huzur.
Bir hafta sonra Bakırköy sahiline tekrar gitti. Aynı bankın yanına oturdu. Yaşlı adam yoktu. Ama bankın üzerinde küçük bir not duruyordu. Efe titreyen ellerle aldı. Notta sadece şu yazıyordu:
“Devamı sende.”
Gözleri doldu. Tam o sırada omzuna bir sivrisinek kondu. Bu sefer elini sallamadı. Usulca üfledi, sivrisinek uçup gitti.
Efe derin bir nefes aldı. Bakırköy rıhtımı aynı rıhtımdı. Şehir aynı şehirdi. Ama o artık aynı Efe değildi.
Hikâyesi burada bitmedi.
Tam tersine, Bakırköy rıhtımında bir sivrisineğin dokunuşuyla, kendi ahdini yeniden kurmanın eşiğinde… yeni başlıyordu.
Efe’nin bu akşamına ilham olan Bakara Suresi 26. ayet, bize çok ince ve çok derin bir gerçeği hatırlatıyor:
Allah, sivrisinek de olsa, ondan daha büyük de olsa, bir misal vermekten çekinmez.
Çünkü hakikat, bazen en küçük şeylerde gizlidir.
İnsan büyükleri küçümser, küçükleri fark etmezse bağlarını koparır ve kaybeder.
Ama en ufak ayrıntıda bile anlam aramaya başlayan, ahdini tazeleyen ve kalbindeki kopukluğu onarmaya başlayan kişidir.
Tıpkı Efe gibi…
Tıpkı hayatın koşturmacasında yorulan, bağlarını kopardığını fark eden ve bir sivrisineğin dokunuşuyla kendine dönen her birimizin yaşadığı o samimi anda olduğu gibi.
Ve o anda, en küçük şey bile büyük bir kapı aralayabilir.
Yeter ki kalbimiz o kapıyı görmeye hazır olsun.
Efe’nin Hikayesine İlham Olan, Bakara Suresi 26-27. Ayetleri:
26. Bakınız bir sivrisinek ya ondan büyük ya da daha küçük bir şeyi,
Allah örnek vermekten çekinmez. İman edenler bilir bunları;
Kesinlikle bu gerçek misaller yerli yerindedir. Ama inkar edenler,
“Allah bu örnekle ne kastediyor?” derler. Allah bir çoğunu saptırır,
Rıfkıyla da bir çoğunu hidayete erdirir. Doğru yola eriştirir.
Allah ancak, dosdoğru yoldan çıkıp giden kimseleri saptırır.
27. Bu (fasıklar) Allah’ın ahdini, kesin onayladıktan sonra bozarlar.
Allah’ın kendisiyle birleştirilip ulaştırılmasını emrettiği şeyi keser,
Karışıklık çıkarırlar yeryüzünde. İşte kayba uğrayanlar onlardır.
By Asım İşlerAkşam üzeri Bakırköy sahili her zamanki telaşlı kalabalığıyla doluydu. Vapur düdükleri, martıların aç çığlıkları, simitçilerin “Sıcak simit!” bağırışları… Şehir ritmini hiç bozmuyordu. Ama kalabalığın tam ortasında, yirmi sekiz yaşındaki grafik tasarımcı Efe, içinden yavaş yavaş bir şeylerin çöktüğünü hissediyordu.
Banklardan birine oturmuş, dizlerine yasladığı defterine boş boş bakıyordu. Son aylarda her sabah aynı soruyu soruyordu kendine:
“Hayatın anlamı gerçekten bu mu? Sabah uyan, ekrana yapış, gece yorgun düş, ertesi gün aynı döngü… Çalış, yorul, unutul.”
Birden bileğine küçük bir sivrisinek kondu. Efe sinirle elini salladı. Tam o sırada yanındaki banka yaşlı bir adam sessizce oturdu. Adam denize bakıyordu. Bir süre sonra Efe’ye döndü ve yumuşak bir sesle sordu:
“Evlat… o sivrisinek sana ne yaptı ki?”
Efe omuz silkti, sesinde yorgun bir öfke vardı.
“Sinirimi bozdu işte. Bir de o mu eksik?”
Adam hafifçe gülümsedi. Gözlerinde hem anlayış hem de derin bir sükûnet vardı.
“İnsan en küçük şeye bile kızacak hâle geldiğinde, içinde büyük bir kopuş başlamış demektir.”
Efe şaşırdı. Bu yabancı adamın bu kadar kolay içini okuması onu hem rahatsız etti hem de tuhaf bir şekilde rahatlattı.
“Ben… sadece çok yorgunum,” dedi kısık bir sesle. “Her şey anlamını yitirmiş gibi.”
Yaşlı adam cebinden küçük, eski bir mushaf çıkardı. Sayfaları yavaşça açtı ve tane tane okumaya başladı:
﴾إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا﴿
“Allah, sivrisinek gibi küçük bir şeyle bile misal vermekten çekinmez.”
Sonra usulca ekledi:
“Çünkü her şey, küçüğüyle büyüğüyle O’nun san’atidir. İnsan ‘önemsiz’ dediği şeyle bile büyük hakikatleri öğrenebilir.”
Efe adamın yüzüne baktı. “Yani… bir sivrisinek bile mi?”
“Evet evlat. Hatta tefsirlerde denir ki, sivrisinek en küçük hissedilen canlılardandır. Ama Allah onunla bile insanın kibrini, küçümsemesini, hakikati görememesini anlatır. İnkârcılar bu örneklere güler, ‘Allah bu kadar küçük bir şeyle ne demek istiyor?’ derler. Ama iman edenler için böyle misaller hakikati daha da büyütür.”
Denizden esen rüzgâr ikisinin arasına girip Efe’nin saçlarını dağıttı. Bir süre sessiz kaldılar. Efe’nin gözleri dolmuştu.
“Peki ben… hangisiyim?” diye sordu titreyen bir sesle. “Küçümseyenlerden mi, yoksa anlamaya çalışanlardan mı?”
“Sen şu anda anlamaya aç birisin,” dedi adam nazikçe. “O yüzden buradasın. O yüzden bir sivrisinek bile seni durdurdu.”
Efe başını öne eğdi. Sesini zor duyulur bir fısıltı halinde çıkardı:
“Neden sürekli kaybediyormuşum gibi hissediyorum? İşimde, ilişkilerimde, hatta kendi hayatımda… Her şeyi koparıp atıyorum sanki.”
Adam mushafı biraz daha çevirdi ve devam etti:
﴾الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ ۚ أُولَٰئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ﴿
“Onlar Allah’ın ahdini bozarlar… O’nun bağlanmasını emrettiği bağları koparırlar… İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.”
Adamın sesi daha da yumuşadı:
“İnsan kendi içindeki bağları koparınca kaybeder evlat. Ailesiyle, dostlarıyla, işiyle, en önemlisi kendi özüyle olan bağını… Sen de o bağları koparmışsın. Bu yüzden kalbin yoruldu, ruhun daraldı.”
Efe’nin gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Burnunu çekti.
“Gerçekten koptum… İşimi sevmiyorum artık. İnsanları anlamıyorum. Kendimi bile tanıyamıyorum. Sanki her şeyi boş yere yapıyorum.”
Adam bir süre sustu. Sonra elini Efe’nin omzuna hafifçe koydu.
“Hakikat çoğu zaman sivrisinek kadar küçük bir şeyde gizlidir. Onu fark eden, ahdini yeniden kurar.”
Ayağa kalktı. Cebinden katlanmış küçük bir not çıkarıp Efe’nin avucuna bıraktı.
“Şimdi açma. Eve gidince aç.”
Kalabalığın içinde yavaş yavaş kayboldu. Efe arkasından bakakaldı.
Gece eve döndüğünde, yatağın kenarına oturdu. Titreyen parmaklarla kâğıdı açtı. İçinde tek bir cümle yazılıydı:
“En küçük şeylerde bile büyük anlam arayan, ahdini tazeleyendir.”
O cümle Efe’nin içini önce yaktı, sonra usulca aydınlatmaya başladı. Gözyaşları arasında gülümsedi.
Ertesi sabah işe gittiğinde bilgisayar ekranında duran çizimler arasında bir sivrisinek ikonu dikkatini çekti. Bir an durdu. Sonra içinden gelen bir dürtüyle yeni bir dosya açtı. Proje başlığı koydu: “Küçük Mucizeler – Doğadaki En Ufak Canlıların Büyük Hikâyeleri”.
İlk kez uzun zamandır unuttuğu bir şeyi hissetti: İçinde hafif bir kıpırtı… bir umut… bir huzur.
Bir hafta sonra Bakırköy sahiline tekrar gitti. Aynı bankın yanına oturdu. Yaşlı adam yoktu. Ama bankın üzerinde küçük bir not duruyordu. Efe titreyen ellerle aldı. Notta sadece şu yazıyordu:
“Devamı sende.”
Gözleri doldu. Tam o sırada omzuna bir sivrisinek kondu. Bu sefer elini sallamadı. Usulca üfledi, sivrisinek uçup gitti.
Efe derin bir nefes aldı. Bakırköy rıhtımı aynı rıhtımdı. Şehir aynı şehirdi. Ama o artık aynı Efe değildi.
Hikâyesi burada bitmedi.
Tam tersine, Bakırköy rıhtımında bir sivrisineğin dokunuşuyla, kendi ahdini yeniden kurmanın eşiğinde… yeni başlıyordu.
Efe’nin bu akşamına ilham olan Bakara Suresi 26. ayet, bize çok ince ve çok derin bir gerçeği hatırlatıyor:
Allah, sivrisinek de olsa, ondan daha büyük de olsa, bir misal vermekten çekinmez.
Çünkü hakikat, bazen en küçük şeylerde gizlidir.
İnsan büyükleri küçümser, küçükleri fark etmezse bağlarını koparır ve kaybeder.
Ama en ufak ayrıntıda bile anlam aramaya başlayan, ahdini tazeleyen ve kalbindeki kopukluğu onarmaya başlayan kişidir.
Tıpkı Efe gibi…
Tıpkı hayatın koşturmacasında yorulan, bağlarını kopardığını fark eden ve bir sivrisineğin dokunuşuyla kendine dönen her birimizin yaşadığı o samimi anda olduğu gibi.
Ve o anda, en küçük şey bile büyük bir kapı aralayabilir.
Yeter ki kalbimiz o kapıyı görmeye hazır olsun.
Efe’nin Hikayesine İlham Olan, Bakara Suresi 26-27. Ayetleri:
26. Bakınız bir sivrisinek ya ondan büyük ya da daha küçük bir şeyi,
Allah örnek vermekten çekinmez. İman edenler bilir bunları;
Kesinlikle bu gerçek misaller yerli yerindedir. Ama inkar edenler,
“Allah bu örnekle ne kastediyor?” derler. Allah bir çoğunu saptırır,
Rıfkıyla da bir çoğunu hidayete erdirir. Doğru yola eriştirir.
Allah ancak, dosdoğru yoldan çıkıp giden kimseleri saptırır.
27. Bu (fasıklar) Allah’ın ahdini, kesin onayladıktan sonra bozarlar.
Allah’ın kendisiyle birleştirilip ulaştırılmasını emrettiği şeyi keser,
Karışıklık çıkarırlar yeryüzünde. İşte kayba uğrayanlar onlardır.