
Sign up to save your podcasts
Or


İnsan doğası gereği bir çevreye, konuşacak birine, bir arkadaşa ihtiyaç duyar. İnsanın kendini tanımasının en dolaylı yollarından biri de kimlerle vakit geçirdiğine bakmaktır. Yüzyıllardır söylenen “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü bu gerçeği en sade biçimde anlatır. İnsan yalnızca kendi seçimleriyle hareket etmez; arkadaş çevresinin de davranışlar üzerindeki etkisi tartışılmaz bir gerçektir.
Bir insanın dostu, aynadaki yansıması gibidir. Nasıl ki aynaya hangi açıdan bakarsak bakalım kendimizi görürüz; arkadaşımıza baktığımızda da kendimizden bir parça görürüz. Bu parça bazen düşünceler, bazen davranışlar, bazen de ortak ilgi alanlarıdır. Kurduğumuz arkadaşlıklar, kimliğimizi oluşturan yapboz parçaları gibidir. Gülmeyi çok seven bir insan, karamsar bir kişinin yanında ışığını kaybedebilir. Kişi, kendini huzurlu hissettiği yerde çiçeklenir.
Elbette bu söz “Herkes arkadaşına benzer” gibi yüzeysel bir anlam taşımaz. Asıl vurgulanan, ortak paydanın bulunmadığı arkadaşlıkların insanı yalnızlaştırdığıdır. Arkadaşlık, kişinin seçtiği aile gibidir. Aileden gördüklerimiz hamurumuzu yoğurur; arkadaşlıklar ise bu hamurun şeklini verir. Bu hamuru besleyen de söndüren de insan ilişkileridir.
İyi dostluklar insanı büyütür, kötü dostluklar ise yavaşça tüketir. Yaşam yolculuğunda elini tuttuğun kişi ya düşmene izin verir ya da seni tutar. Bu yüzden insan, kim olduğunu anlamak için sadece aynaya değil, yanındaki insana da bakmalıdır. Dostlarımız eksik yanlarımızı tamamlar; birlikte yürüdüklerimiz, bize usulca kim olduğumuzu fısıldar. İnsan, dostunu seçerken aslında kendi geleceğini seçer. Dostluk bir zorunluluk değil, bir tercihtir. Bu nedenle çevremizde kimleri tuttuğumuz, kalbimizde kimlere yer verdiğimiz, bize kim olduğumuzu gösteren küçük ipuçlarıdır.
Sonuçta, insanın kim olduğunu anlamak için uzun sözlere gerek yoktur. Yalnızca yanında kimlerin olduğuna, kimlerle sustuğuna, kimlerle güldüğüne bakmak çoğu zaman yeterlidir. Çünkü insan, arkadaşının aynasında kendini görür; o aynada ne kadar ışık varsa, içinde de o kadar ışık vardır.
By Yeni Fikirlerİnsan doğası gereği bir çevreye, konuşacak birine, bir arkadaşa ihtiyaç duyar. İnsanın kendini tanımasının en dolaylı yollarından biri de kimlerle vakit geçirdiğine bakmaktır. Yüzyıllardır söylenen “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” sözü bu gerçeği en sade biçimde anlatır. İnsan yalnızca kendi seçimleriyle hareket etmez; arkadaş çevresinin de davranışlar üzerindeki etkisi tartışılmaz bir gerçektir.
Bir insanın dostu, aynadaki yansıması gibidir. Nasıl ki aynaya hangi açıdan bakarsak bakalım kendimizi görürüz; arkadaşımıza baktığımızda da kendimizden bir parça görürüz. Bu parça bazen düşünceler, bazen davranışlar, bazen de ortak ilgi alanlarıdır. Kurduğumuz arkadaşlıklar, kimliğimizi oluşturan yapboz parçaları gibidir. Gülmeyi çok seven bir insan, karamsar bir kişinin yanında ışığını kaybedebilir. Kişi, kendini huzurlu hissettiği yerde çiçeklenir.
Elbette bu söz “Herkes arkadaşına benzer” gibi yüzeysel bir anlam taşımaz. Asıl vurgulanan, ortak paydanın bulunmadığı arkadaşlıkların insanı yalnızlaştırdığıdır. Arkadaşlık, kişinin seçtiği aile gibidir. Aileden gördüklerimiz hamurumuzu yoğurur; arkadaşlıklar ise bu hamurun şeklini verir. Bu hamuru besleyen de söndüren de insan ilişkileridir.
İyi dostluklar insanı büyütür, kötü dostluklar ise yavaşça tüketir. Yaşam yolculuğunda elini tuttuğun kişi ya düşmene izin verir ya da seni tutar. Bu yüzden insan, kim olduğunu anlamak için sadece aynaya değil, yanındaki insana da bakmalıdır. Dostlarımız eksik yanlarımızı tamamlar; birlikte yürüdüklerimiz, bize usulca kim olduğumuzu fısıldar. İnsan, dostunu seçerken aslında kendi geleceğini seçer. Dostluk bir zorunluluk değil, bir tercihtir. Bu nedenle çevremizde kimleri tuttuğumuz, kalbimizde kimlere yer verdiğimiz, bize kim olduğumuzu gösteren küçük ipuçlarıdır.
Sonuçta, insanın kim olduğunu anlamak için uzun sözlere gerek yoktur. Yalnızca yanında kimlerin olduğuna, kimlerle sustuğuna, kimlerle güldüğüne bakmak çoğu zaman yeterlidir. Çünkü insan, arkadaşının aynasında kendini görür; o aynada ne kadar ışık varsa, içinde de o kadar ışık vardır.