
Sign up to save your podcasts
Or


Herkes farklı yeteneklerle, bir amaca hizmet etmek için dünyaya gelir. Çalışarak potansiyelini ortaya çıkaramamış olanlar iç sıkıntısı, kırılganlık ve bir kompleks ile yaşıyorlar. Değersizlik hissi de buna eklenince , şartların nispeten diğer insanlara göre iyi olsa bile huzursuzluk yakanı bırakmıyor.
Sevdiği işi yapabilmek bu coğrafyada çok az kişiye nasip olur. Öncelikle sevdiği işi fark edebilmek çok geç yaşlara tekabül ettiğinden bir geç kalınmışlık hissi ile hem maddi kaygılarla hem de toplumun başarı olarak saydığı işlere yönelmekten, heyecan duyularak şevk ile yapılan işlerimiz askıya alınıp mecburi ve kendimize yabancılaştığımız şeylerle meşgul oluruz. Halbuki toplumun büyük bir bölümünün sevdiği işi yapabilmesi hem kişinin hem de çevresinin dolayısıyla bütün bir toplumun huzur seviyesini yükseltir. Başarı seviyesinin yüksek olduğu ama mutlu olmayan kişilerin sayısı belki de bu yüzden gittikçe artıyor. Belki de bu yüzden sosyal medya kalıp mutluluklar ve mutlu gözükmeye çalışanlarla dolu.
Eğitim sistemimiz sözel-sayısal diye ayrılır da sonra tekrar birleşir bir sınavda. Beklenti her ikisinden de yetenekli olmaktır. Kuşların yüzmeye balıkların uçmaya zorlanması değil midir bu ? İnsanın maddi kaygılar ve sistemin tuzakları arasında sıkışıp sevdiği mesleği yapamaması toplumsal bir kaosa neden olur ve huzur gittikçe özlenenler listesine eklenmeye başlar. Halbuki insan verimli olduğu heyecan duyduğu işi yapabilse bunun önünü açıp kolaylaştırabilsek ülkede daha az stresli daha az olaylı günler geçiririz. Esasında daha derin düşünecek olursak insanın dünyaya geliş sebebi de olabilir heyecan duyarak yaptığı eylemler. Çünkü o dairede başarılıdır ve kendini yaratılışına uygun bir yeteneğiyle şereflendirebilmiştir.
İnsanın dönüp dolaşıp atanma =başarı eşitsizliğine itilmesinin sebebi küçük yaşlardan itibaren buna koşullanmış olmaktan mı, toplumun bakış açısı mı ? bilemiyorum. Toplumun bu bakış açısını değiştiremeyeceğini bilen insanlar ya kendine küçük bir dünya kurup burada yaşıyor ya da aynı kapıyı tekrar tekrar zorlayarak bir de üstüne üstlük kusuru kendinde görüyor. “Başkalarının sana nasıl baktığı değil senin kendini nasıl gördüğündür kıymetli olan “ cümlesine kaç kişi tutunup toplumsal baskıdan kendini soyutlayabilir , kaç kişi bunu kendine yakıt yapıp yoluna hızla devam edebilir ?
Toplumda kemikleşmiş olan “işlerin değer sıralaması” yani mesleklerin insanın değerini belirliyor olması, temelde gidecek çok yolumuz olduğunu gösteriyor. Düşünelim ki bir toplumda yerine getirilmediğinde dünyanın yaşanmaz olacağı çöplerin toplanma görevinin (mesleğinin) yüceltildiği ve öneminin vurgulandığını. Bu kişilere saygı gösterilip hürmet edildiğini. Çoğu insan yüceltilen bu mesleği ifa etmek için yarışır konuma gelirdi. Gerçekten de önemli bir iş ama toplumda gözle görülür bir önemi yok. İnsanların bir iş bölümü içinde yaşadığını her meslek erbabına ihtiyaç duyulduğunu anlatırdı ilkokul öğretmenim, kibirsiz bakan o güzel bakış açısı ile.
İnsanın öncelikle bilmesi gereken şey şartlarına, içsel olumsuz engellerine, yetiştirilme tarzına rağmen mücadelesine devam edip etmediği ve geldiği noktayı küçümsememesi. Bir kariyer sahibi olmadan önce özüne değil Rabbine güvenen bireyler olmayı başarabilirsek asıl mutluluk bu olacaktır. Mutluluk ise insanın aradığı başarıyı beraberinde getirebilir. Hep bir memnuniyetsizlik içinde yaşayan amacına ulaşınca da bu alışkanlığını sürdürebilir. Kanaatkarlıkla , şükürle asıl mutluluğu görebilmek ilk hedef olursa bunun adı başarıdan muvaffakiyete evrilir kanaatindeyim.
İnsan insanın kurdu mudur yurdu mudur tartışmalarına birincisinden yana tavır almak isteyenler “hala mı” sorusuna muhatap bırakır bir diğerini. Hala mı ders çalışıyorsun, hala mı atanamadın gibi, bu duruma muhatabından daha çok üzülmüşçesine. Gerçekten bir şeyler başarmış birisinin hala mı sorusu gizli bir rekabetten doğan kendini öne çıkarma ve şanslı hissetme, toplumun kastettiği anlamda başarı sağlamamış olan birinin hala mı sorusu ise işte bak aynı durumdayız diyerek yine örtülü bir emeğe saygısızlık içerme olarak düşünülebilir. Esasen çok zordur nefsini geçip de başkasının mutluluğu ile mutlu olabilme, Allah ‘ın taksimine boyun eğme, elinden geleni yapıp sonucu Allah’a bırakabilme. Asıl başarı bunları yapabilendir benim gözümde. İnsan insanın yurdu olur bazen de. Bir diğerine yurt yuva olabilmektir başarı. Bunu başaranlara da selam olsun !
Hiçbir balığın uçmaya, hiçbir kuşun yüzmeye zorlanmadığı , 657 ye tabi olmayanların da mutlu olabildiği J bir toplum inşası temennisi ile…
By Yeni FikirlerHerkes farklı yeteneklerle, bir amaca hizmet etmek için dünyaya gelir. Çalışarak potansiyelini ortaya çıkaramamış olanlar iç sıkıntısı, kırılganlık ve bir kompleks ile yaşıyorlar. Değersizlik hissi de buna eklenince , şartların nispeten diğer insanlara göre iyi olsa bile huzursuzluk yakanı bırakmıyor.
Sevdiği işi yapabilmek bu coğrafyada çok az kişiye nasip olur. Öncelikle sevdiği işi fark edebilmek çok geç yaşlara tekabül ettiğinden bir geç kalınmışlık hissi ile hem maddi kaygılarla hem de toplumun başarı olarak saydığı işlere yönelmekten, heyecan duyularak şevk ile yapılan işlerimiz askıya alınıp mecburi ve kendimize yabancılaştığımız şeylerle meşgul oluruz. Halbuki toplumun büyük bir bölümünün sevdiği işi yapabilmesi hem kişinin hem de çevresinin dolayısıyla bütün bir toplumun huzur seviyesini yükseltir. Başarı seviyesinin yüksek olduğu ama mutlu olmayan kişilerin sayısı belki de bu yüzden gittikçe artıyor. Belki de bu yüzden sosyal medya kalıp mutluluklar ve mutlu gözükmeye çalışanlarla dolu.
Eğitim sistemimiz sözel-sayısal diye ayrılır da sonra tekrar birleşir bir sınavda. Beklenti her ikisinden de yetenekli olmaktır. Kuşların yüzmeye balıkların uçmaya zorlanması değil midir bu ? İnsanın maddi kaygılar ve sistemin tuzakları arasında sıkışıp sevdiği mesleği yapamaması toplumsal bir kaosa neden olur ve huzur gittikçe özlenenler listesine eklenmeye başlar. Halbuki insan verimli olduğu heyecan duyduğu işi yapabilse bunun önünü açıp kolaylaştırabilsek ülkede daha az stresli daha az olaylı günler geçiririz. Esasında daha derin düşünecek olursak insanın dünyaya geliş sebebi de olabilir heyecan duyarak yaptığı eylemler. Çünkü o dairede başarılıdır ve kendini yaratılışına uygun bir yeteneğiyle şereflendirebilmiştir.
İnsanın dönüp dolaşıp atanma =başarı eşitsizliğine itilmesinin sebebi küçük yaşlardan itibaren buna koşullanmış olmaktan mı, toplumun bakış açısı mı ? bilemiyorum. Toplumun bu bakış açısını değiştiremeyeceğini bilen insanlar ya kendine küçük bir dünya kurup burada yaşıyor ya da aynı kapıyı tekrar tekrar zorlayarak bir de üstüne üstlük kusuru kendinde görüyor. “Başkalarının sana nasıl baktığı değil senin kendini nasıl gördüğündür kıymetli olan “ cümlesine kaç kişi tutunup toplumsal baskıdan kendini soyutlayabilir , kaç kişi bunu kendine yakıt yapıp yoluna hızla devam edebilir ?
Toplumda kemikleşmiş olan “işlerin değer sıralaması” yani mesleklerin insanın değerini belirliyor olması, temelde gidecek çok yolumuz olduğunu gösteriyor. Düşünelim ki bir toplumda yerine getirilmediğinde dünyanın yaşanmaz olacağı çöplerin toplanma görevinin (mesleğinin) yüceltildiği ve öneminin vurgulandığını. Bu kişilere saygı gösterilip hürmet edildiğini. Çoğu insan yüceltilen bu mesleği ifa etmek için yarışır konuma gelirdi. Gerçekten de önemli bir iş ama toplumda gözle görülür bir önemi yok. İnsanların bir iş bölümü içinde yaşadığını her meslek erbabına ihtiyaç duyulduğunu anlatırdı ilkokul öğretmenim, kibirsiz bakan o güzel bakış açısı ile.
İnsanın öncelikle bilmesi gereken şey şartlarına, içsel olumsuz engellerine, yetiştirilme tarzına rağmen mücadelesine devam edip etmediği ve geldiği noktayı küçümsememesi. Bir kariyer sahibi olmadan önce özüne değil Rabbine güvenen bireyler olmayı başarabilirsek asıl mutluluk bu olacaktır. Mutluluk ise insanın aradığı başarıyı beraberinde getirebilir. Hep bir memnuniyetsizlik içinde yaşayan amacına ulaşınca da bu alışkanlığını sürdürebilir. Kanaatkarlıkla , şükürle asıl mutluluğu görebilmek ilk hedef olursa bunun adı başarıdan muvaffakiyete evrilir kanaatindeyim.
İnsan insanın kurdu mudur yurdu mudur tartışmalarına birincisinden yana tavır almak isteyenler “hala mı” sorusuna muhatap bırakır bir diğerini. Hala mı ders çalışıyorsun, hala mı atanamadın gibi, bu duruma muhatabından daha çok üzülmüşçesine. Gerçekten bir şeyler başarmış birisinin hala mı sorusu gizli bir rekabetten doğan kendini öne çıkarma ve şanslı hissetme, toplumun kastettiği anlamda başarı sağlamamış olan birinin hala mı sorusu ise işte bak aynı durumdayız diyerek yine örtülü bir emeğe saygısızlık içerme olarak düşünülebilir. Esasen çok zordur nefsini geçip de başkasının mutluluğu ile mutlu olabilme, Allah ‘ın taksimine boyun eğme, elinden geleni yapıp sonucu Allah’a bırakabilme. Asıl başarı bunları yapabilendir benim gözümde. İnsan insanın yurdu olur bazen de. Bir diğerine yurt yuva olabilmektir başarı. Bunu başaranlara da selam olsun !
Hiçbir balığın uçmaya, hiçbir kuşun yüzmeye zorlanmadığı , 657 ye tabi olmayanların da mutlu olabildiği J bir toplum inşası temennisi ile…