"HZ. RESULULLAH(sav) MÜRİDE NASIL GÖRÜNÜR?" Bir gece dediler ki “Abdurrahim Efendi Hazretleri (k.s) yok haşa Resullullah Efendimiz (s.a.v) geliyor.” dediler. Fırladım, kalktım. Yataktayım ama yatmıyorum, uyumuyorum, yemin ederim. Öyle fırladım kalktım. Zaten yatacak zamanım mı oluyor ki? Saat ikiye kadar sohbet, ikiden sonra gidiyorum; orada biliyorsunuz yani Bayburt’ta biraz daha erken okunuyor İstanbul’a göre, en azından kırk beş dakika var. Yani çok az zamanım kalıyor; yatıyorum, uzanıyorum, kalkıyorum. Teheccüt namazım var, şuyum var… Teheccüt namazı ekseriyetle zaten kılıp yatıyorum. Efendim öyle emretti bana. “Oğlum!” dedi. “Sen kıl yat yav! Ne teheccüt namazı? Sen bir daha iki de yatıp üçte nasıl kalkacaksın? Sen kıl yat.” derdi. Kılıp yatıyordum çoğu zaman. Böyle bir hal. Dediler ki Resulullah Efendimiz(s.a.v) geliyor; fırladım, ayağa kalktım, Efendim geldi, girdi içeri. Efendim hacda o dönem. Yetmiş sekiz. Mürşidim hacda. Efendim geldi, oradan içeri girdi… “Selamün aleyküm.” Ses ayrı. “Aleyküm selam.” Bendeki durumu bir düşünün siz. Ses ayrı bir ses. Ama öyle bir ses ki insanın her tarafını kaplıyor sanki. Sanki her tarafından yara olmuş, kan sızıyor her duyuşumda o sesi. Öyle bir ses. Ama öyle bir kan ki aynı zamanda insana zevk veriyor. Hani o dertlerin zevk vermesi gibi Aşkta. Hem de zevk veriyor ve o ses; “Efendim hoş geldiniz.” “Hoş bulduk.” Ama yine farklı. Sonra, bir dönüyorum ki sakalı değişmiş. Abdurrahim Efendim Hazretleri’nin(k.s) nispeten sakalları biraz daha seyrekti. Bir dönüyorum ki üfff… Bir dönüyorum ki saçı yoktu mesela Abdurrrahim Efendim’in (k.s). Olan saçını da üç numaraya vuruyordu zaten mürşit tıraşı derler ona. Bizimkisi de Aşık tıraşı oğlum, ne bakıyorsunuz? Biz onları pek uygulamıyoruz. Cübbemizle, sakalımızla uygulamıyoruz ki onları da uygulayalım. Üç numara. Zaten seyrek bir saç ve de üç numara. Başından da hiç takkesini çıkartmazdı. Yani... Bakıyorum ki sakalları daha gür. Gözlerine dikkat ediyorum. Yani Efendim’in bazen kahverengi olurdu gözleri bazen ela olurdu ama simsiyah. Ama bunların hepsi ayrı bir bakışımda oluyor yani aynı anda değil. Yani birinde diyelim sakallar değişiyor, birinde gözleri değişiyor, birinde işte değişiyor hep değişiyor ama... Efendim diyelim 1.65 boylarında birisiydi. O bir görüntüsü vardı, onu geçin. Bazen 1.80 ‘lik adamın yanında dururdu 1.85 ‘lik adamın, onun boyunda görünürdü. Biz normal görüntüden bahsediyoruz, o görüntüden değil. Efendi, böyle, böyle böyle, böyle böyle böyle, böyle; değişe, değişe, değişe, değişe birkaç ay içerisinde, şükrolsun elhamdülilllah, Resulullah Efendimiz’i (s.a.v) gördük, yaşadık. Ve ondan sonra o görüntüler bu sefer; o çok uzun sürmüyor sebebi şu: Yani Fenâfirresul âlemi en kısa geçtiği âlemdir müridin. Niye? Çünkü Fenâfişeyhte hepsini yaşıyor. Öbürleri tekrar oluyor. Bir kere tekrarlanınca yetiyor. Bu sefer haşa haşa kendimizi peygamber olarak görmeye başladık. Yani insanların hepsi bizim ümmetimiz haşa haşa. Öyle bir his doğuyor yani o hali yaşarken o haşa o küfür değil. O hali yaşarken böyle bir his doğuyor işte, bazen birileri bunu dillendiriyorlar. Yani ehli bir mürşidin elinde değilse o sıra meczup oluyorlar işte deli oluyorlar. Çıkıyor diyor “Ben mehdiyim.” misal birisi. Haydiii, deli. Tefe koyuyorlar. O dönemde beni konuştursalar ben de diyeceğim ki “Ben Hz. Resulullah’ım (s.av). Kur’an’da bahsedilen kişi benim.” Haşa haşa. Ama dedirtmiyorlar, yutuyorum. Yani öyle bir yere gidiyorum ki mesela orada bir şeye şey yapıyorum ama onu yutmak zorunda kalıyorum. İşte diyelim İmam Hatipli bir hoca efendi bana geliyor, işte bir yaptığım bir hareketten dolayı “Bu hareketin sünnete uygun değil.” diyor. Tam patlayacağım, kendimi tutuyorum, kendimi tutuyorum “Aman aman sus, aman sus rezil olacaksın.” diyorum.