
Sign up to save your podcasts
Or


Uzağa gidiyordun, önündeki kırmızılıkların çok uzağına
Kapılarını parmak izlerinden sıyırdın, yaktın
Ne bir ses istiyordun peşinden gelen ırmaklardan
Ne yüzünü sürdüğün, avuçlarını açtığın sarhoş merhametler
İçeri girdiğini sandığın tüm odalar,
Aslında farkında olmadan yaktığın sokaklardı
Uzağa gittiğini sanıyordun, önündeki kırmızılıkların çok uzağına
Gecikmiş bir yolcunun telaşını yüzünden silebilir miydin?
Zamanı, renklerinden ayıramadın
Demir sürgülerle örülmüş hastalıklı bir çağı sen seçmedin elbet
Yakana iliştirdiğin yabani çocukluğu, uyaksız korkuları...
Dışında kalamadın huzursuz kulübenin
Çıkmadın, çık(a)madın
Anlamını zorlamadın hiçbir kelimenin
Seni yok eden varlığın değil,
Yokluğunu düşündüğün, gergeflere asılı zavallılığındı
Seviştin kimselere veremediğin telaşlı ve titreyen yanınla
Düzensiz bir terk edişti kasvetli yüzlere bıraktığın simgeler
Uzağa gidiyordun
Peşinden sürüklediğin çocuk yanının çok uzağına
Kendini yineleyen yaşamların imgesi gibi tehditkâr,
Ve anaforlardan medet umarcasına
Bir yangında kayboldu usul gözlerin...
Çiseleyen her yağmur, seni beraberinde sürükler sandın
Boşluğun genzini yakan tadı aşktı ve sen bunu unutmadın
Yaşadın,
Yaşadığın her geri dönüş yüzünü kesen bir rüzgar gibi...
Acıttı dudaklarını, sesini, bedenini
Bahar senin evine hiç gelmedi.
Uzak sendin
Ve yakın olmayı hiç bilmedin
Karakalem tablolardan artırdığın tonları erdem saydığından beri
Sabah bilgiç yanını sürüklüyor uzak coğrafyalardan
Kime baksan, kendi suretini yaratıyorsun
Aden bahçelerinden
Killi yontuların menşeinden...
Belki, ruhun kekremsi bedenlerin tanınmaz resmini arıyor
Uzak sendin,
Sen, yakını tanımayan....
By HedablidaUzağa gidiyordun, önündeki kırmızılıkların çok uzağına
Kapılarını parmak izlerinden sıyırdın, yaktın
Ne bir ses istiyordun peşinden gelen ırmaklardan
Ne yüzünü sürdüğün, avuçlarını açtığın sarhoş merhametler
İçeri girdiğini sandığın tüm odalar,
Aslında farkında olmadan yaktığın sokaklardı
Uzağa gittiğini sanıyordun, önündeki kırmızılıkların çok uzağına
Gecikmiş bir yolcunun telaşını yüzünden silebilir miydin?
Zamanı, renklerinden ayıramadın
Demir sürgülerle örülmüş hastalıklı bir çağı sen seçmedin elbet
Yakana iliştirdiğin yabani çocukluğu, uyaksız korkuları...
Dışında kalamadın huzursuz kulübenin
Çıkmadın, çık(a)madın
Anlamını zorlamadın hiçbir kelimenin
Seni yok eden varlığın değil,
Yokluğunu düşündüğün, gergeflere asılı zavallılığındı
Seviştin kimselere veremediğin telaşlı ve titreyen yanınla
Düzensiz bir terk edişti kasvetli yüzlere bıraktığın simgeler
Uzağa gidiyordun
Peşinden sürüklediğin çocuk yanının çok uzağına
Kendini yineleyen yaşamların imgesi gibi tehditkâr,
Ve anaforlardan medet umarcasına
Bir yangında kayboldu usul gözlerin...
Çiseleyen her yağmur, seni beraberinde sürükler sandın
Boşluğun genzini yakan tadı aşktı ve sen bunu unutmadın
Yaşadın,
Yaşadığın her geri dönüş yüzünü kesen bir rüzgar gibi...
Acıttı dudaklarını, sesini, bedenini
Bahar senin evine hiç gelmedi.
Uzak sendin
Ve yakın olmayı hiç bilmedin
Karakalem tablolardan artırdığın tonları erdem saydığından beri
Sabah bilgiç yanını sürüklüyor uzak coğrafyalardan
Kime baksan, kendi suretini yaratıyorsun
Aden bahçelerinden
Killi yontuların menşeinden...
Belki, ruhun kekremsi bedenlerin tanınmaz resmini arıyor
Uzak sendin,
Sen, yakını tanımayan....