
Sign up to save your podcasts
Or


Bu söz kalıbının doğru olduğuna inanıyor musunuz? Fazlasıyla umut verici duruyor. Zor bir deneyimden sonra “öldürmeyen şey güçlendirir” cümlesini duymak belki de yaşadığımız acıya bir anlam kazandırıyor hatta. Ancak bu ifade gündelik dile bu kadar yerleşmiş olsa da, psikolojik açıdan her zaman doğru kabul edilemez. Zorlayıcı yaşantıların birey üzerindeki etkisi, tek başına olayın şiddetiyle değil; bireysel, çevresel ve zamansal birçok faktörle birlikte değerlendirilmelidir.
Bazı insanlar gerçekten de yaşadıkları zor deneyimlerden sonra daha güçlü, daha dayanıklı hissedebilir. Hayata bakışları değişir, önceliklerini yeniden belirlerler. Ama bu herkes için geçerli değildir. Bazı zorluklar insanı güçlendirmekten çok yorar veya daha fazla zarar verebilir. Bu da bir başarısızlık ya da zayıflık değildir. Çünkü hayatın zorluklarıyla baş etme gücümüzün artması veya azalması hayatımızdaki risk ve koruyucu faktörlerin dengesine bağlıdır. Bu faktörler sağlık sistemine erişimimizin ne kadar kolay olduğundan etrafımızdaki insanların bize ne derece destek olduğuna kadar uzanır. Destekleyici bir sosyal çevreye sahip olmak ve kaynaklara kolay erişim imkanı bir insanın hayatın zorluklarına karşı baş etme yetisini yani psikolojik dayanıklılığını artırabilir.
Buna karşılık, hayatımızdaki risk faktörleri arttıkça psikolojik dayanıklılığımız da bu koşullardan etkilenerek azalabilir. Mesela, sosyal çevremizden destek görmemek, ekonomik sıkıntılar yaşamak ya da eğitim ve sağlık gibi temel sistemlere sınırlı erişime sahip olmak, bireyin yaşamın olumsuz yönleriyle daha iyi başa çıkmasını kolaylaştırmaz. Nitekim araştırmalar, bir çocuğun maruz kaldığı risk sayısı arttıkça, ruhsal ve davranışsal sorun yaşama ihtimalinin de belirgin bir şekilde yükseldiğini göstermektedir.
Fakat şuna da değinmek lazım ki, psikolojik dayanıklılık yalnızca çevresel koşullarla da açıklanamaz. Genetik faktörlere, kişilik özelliklerimize ve kontrolümüz dışındaki yetiştirilme tarzımız gibi etmenlere de bağlıdır. Dolayısıyla, kişiden kişiye ve zamana göre değişen bir yapıdır. Psikolojik dayanıklılık, her darbede daha sert olmak değil; gerektiğinde durabilmek, esneyebilmek ve zamanla yoluna devam edebilmektir. Bazı deneyimler insanı değiştirir; bu değişim her zaman “daha güçlü” olmak şeklinde ortaya çıkmaz. Bazen daha hassas, daha temkinli ya da daha seçici olmak da son derece uyum sağlayıcı bir tepkidir.
Toplumsal düzeyde ise “güçlü” ya da “dayanıklı” olarak gördüğümüz kişilerin, çoğu zaman duygularını bastırdığını ya da daha fazla zarar görmemek adına dışarıya sert bir maske sunduğunu gözden kaçırabiliriz. Hayal kırıklığını önlemek için en kötü senaryoya hazırlanmak, kişiyi güçlü gösterse de şu soruyu sormak gerekir: Bu gerçekten psikolojik dayanıklılık mıdır, yoksa yalnızca öyleymiş gibi davranmak mı?
By Yeni FikirlerBu söz kalıbının doğru olduğuna inanıyor musunuz? Fazlasıyla umut verici duruyor. Zor bir deneyimden sonra “öldürmeyen şey güçlendirir” cümlesini duymak belki de yaşadığımız acıya bir anlam kazandırıyor hatta. Ancak bu ifade gündelik dile bu kadar yerleşmiş olsa da, psikolojik açıdan her zaman doğru kabul edilemez. Zorlayıcı yaşantıların birey üzerindeki etkisi, tek başına olayın şiddetiyle değil; bireysel, çevresel ve zamansal birçok faktörle birlikte değerlendirilmelidir.
Bazı insanlar gerçekten de yaşadıkları zor deneyimlerden sonra daha güçlü, daha dayanıklı hissedebilir. Hayata bakışları değişir, önceliklerini yeniden belirlerler. Ama bu herkes için geçerli değildir. Bazı zorluklar insanı güçlendirmekten çok yorar veya daha fazla zarar verebilir. Bu da bir başarısızlık ya da zayıflık değildir. Çünkü hayatın zorluklarıyla baş etme gücümüzün artması veya azalması hayatımızdaki risk ve koruyucu faktörlerin dengesine bağlıdır. Bu faktörler sağlık sistemine erişimimizin ne kadar kolay olduğundan etrafımızdaki insanların bize ne derece destek olduğuna kadar uzanır. Destekleyici bir sosyal çevreye sahip olmak ve kaynaklara kolay erişim imkanı bir insanın hayatın zorluklarına karşı baş etme yetisini yani psikolojik dayanıklılığını artırabilir.
Buna karşılık, hayatımızdaki risk faktörleri arttıkça psikolojik dayanıklılığımız da bu koşullardan etkilenerek azalabilir. Mesela, sosyal çevremizden destek görmemek, ekonomik sıkıntılar yaşamak ya da eğitim ve sağlık gibi temel sistemlere sınırlı erişime sahip olmak, bireyin yaşamın olumsuz yönleriyle daha iyi başa çıkmasını kolaylaştırmaz. Nitekim araştırmalar, bir çocuğun maruz kaldığı risk sayısı arttıkça, ruhsal ve davranışsal sorun yaşama ihtimalinin de belirgin bir şekilde yükseldiğini göstermektedir.
Fakat şuna da değinmek lazım ki, psikolojik dayanıklılık yalnızca çevresel koşullarla da açıklanamaz. Genetik faktörlere, kişilik özelliklerimize ve kontrolümüz dışındaki yetiştirilme tarzımız gibi etmenlere de bağlıdır. Dolayısıyla, kişiden kişiye ve zamana göre değişen bir yapıdır. Psikolojik dayanıklılık, her darbede daha sert olmak değil; gerektiğinde durabilmek, esneyebilmek ve zamanla yoluna devam edebilmektir. Bazı deneyimler insanı değiştirir; bu değişim her zaman “daha güçlü” olmak şeklinde ortaya çıkmaz. Bazen daha hassas, daha temkinli ya da daha seçici olmak da son derece uyum sağlayıcı bir tepkidir.
Toplumsal düzeyde ise “güçlü” ya da “dayanıklı” olarak gördüğümüz kişilerin, çoğu zaman duygularını bastırdığını ya da daha fazla zarar görmemek adına dışarıya sert bir maske sunduğunu gözden kaçırabiliriz. Hayal kırıklığını önlemek için en kötü senaryoya hazırlanmak, kişiyi güçlü gösterse de şu soruyu sormak gerekir: Bu gerçekten psikolojik dayanıklılık mıdır, yoksa yalnızca öyleymiş gibi davranmak mı?