
Sign up to save your podcasts
Or


Bir işi ne kadar iyi yaparsak yapalım neden bazen yeterli gelmez? Neden başarılarımızla mutlu olmak yerine kendimize sürekli yeni hedefler koyarız?
Bu bölümde mükemmeliyetçiliğin ardındaki yeterli olamama hissini, hata yapma korkusunu ve kendimize koyduğumuz yüksek standartların hayatımızı nasıl etkilediğini konuşuyoruz. Mükemmel olmaya çalışırken nelerden vazgeçiyoruz? Peki, kendimize biraz hata payı tanımak mümkün mü?
Evinizde bir şey bozulduğunda tamir mi ettirirsiniz, yenisini mi alırsınız?
Bu bölümde önce eşyalardan konuşuyoruz. Tamirden neden vazgeçtik? Tamir etmememiz kimin işine geliyor? Sonra asıl soruya geliyoruz.
Acaba bu bakış ilişkilerimize de sızıyor mu? Kırılan bir ilişkiyi onarmak ne demek, her ilişki onarılmalı mı, "eskisi gibi olmaz" korkusu ne anlatıyor?
Diyelim ki terapistinizden çok memnunsunuz ve yakın bir arkadaşınız da terapist arıyor. Arkadaşınıza kendi terapistinizi önerir misiniz?
Bu bölümde psikoterapide etiği, kesin kuralları ve cevabı net olmayan gri alanları konuşuyoruz.
Bir konuda ne kadar az bilirsek, kendimizi o kadar bilgili sanıyoruz. Bilenler tereddüt ediyor, bilmeyenler ise daha kesin konuşuyor. Peki bu nasıl oluyor?
Bu bölümde eleştirel düşünmeyi konuşuyoruz: ne olduğunu, neden zor olduğunu, ve "bilmiyorum" demenin neden bu kadar zor geldiğini.
Kendimize ne kadar bakmalıyız? Kendini tanımak bir noktadan sonra hayatı kaçırmak haline dönüşebilir mi? Bu bölümde kendine bakmak ile kendine takılmak arasındaki bu çizgiyi konuşuyoruz.
Hayatımıza bir yelkenli tekne gibi bakmaya ne dersiniz?
Bu bölümde pozitif psikolojide kullanılan yelkenli teknesi metaforundan bahsediyoruz. Yelkenlerimiz, sızıntılarımız, pusulamız, direksiyonumuz; ve bunların ötesinde bizi etkileyen su, hava, çevremizdeki diğer tekneler. Hangileri bizim kontrolümüzde, hangileri değil? Hangileri bize enerji veriyor, hangileri bizi yoruyor? Kendi teknemizi ne kadar tanıyoruz?
Umut, sıkça kullandığımız ama nereden baktığına göre çok farklı şeyler ifade eden bir kelime. Bazen birinin acısını yumuşatmak için "olur olur" demenin bir biçimi oluyor. Bazen de zor zamanlarda insanı gerçekten ayakta tutan bir güç.
Bu bölümde umudun bu iki yüzüne bakıyoruz. Umut bir duygu mu, düşünce biçimi mi, yoksa eylem mi? Zor zamanlarda umut nasıl yetişir, hatta yetişmesinin imkânsız göründüğü yerlerde nasıl mümkün olabiliyor?
Hıdırellez yaklaşıyor. Bu bölümde hem geleneğin nereden geldiğini hem de ritüellerin neden hâlâ bizim için bir anlamı olduğunu konuştuk.
Neden aynı şeyleri tekrar tekrar yapıyoruz? Ritüel ile alışkanlık arasındaki fark ne? Ve ritüele inanmak gerekiyor mu?
Bu bölümde Amerikalı sosyal psikolog Jonathan Haidt'in çok konuşulan kitabı "Kaygılı Nesil"i ele alıyoruz. Haidt'e göre 2010-2015 arası çocukluk büyük bir dönüşüm geçirdi. Bu bölümde Haidt'in söyleşilerinden yola çıkarak temel tezlerini aktarıyor, Türkiye bağlamında kendi yorumlarımı ekliyorum.
Son yıllarda dilimize pek çok popüler psikoloji terimi yerleşti. Peki, bu kelimeleri gerçekten birbirimizi anlamak için mi kullanıyoruz, yoksa farkında olmadan birbirimizi sadece birer "etiket" haline mi getiriyoruz?
Aslında bu isimleri kullanmaya neden ihtiyaç duyduğumuzu ve bunun bize o an ne sağladığını da konuşmak lazım.
Bu bölümde "normal" kavramının esnekliğini, ne zaman destek almanın faydalı olabileceğini ve bu etiketlerin aramızdaki iletişimi nasıl etkilediğini konuşuyoruz.
From the publisher's feed