
Sign up to save your podcasts
Or


Canım Oğlum,
Meğer sanaymış yolculuğum. Bugün kendime neden yaşadığımı sordum. Bir anlamı olmalıydı başımdan geçen onca şeyin.
Bir karşılığım olmalıydı hayatta.
Bu soruyu sorduğumda kendime, yirmi üç yasındaydım. Ellerim yaslanmamıştı henüz ama soluk soluğa kalmış yorgun bir çocuktum.
Bildiğim her şeyden, herkesten uzaktaydım...
Yalnızlık, yabancılık, haksızlık, dünya kederleri bir olup yüklenmişlerdi bir gece kalbime. Balkona çıktım. Dördüncü kattaydım.
Soğuk bir kış gecesiydi. Demirleri tuttum. Caddeyi seyrettim ağlayarak.
Göreceksin, insan nasıl acır kendine böyle anlarda... 129 numaralı otobüs geçiyordu. Ve bir kız köşedeki benzinciden çıkmış, elinde bira şişesi ağlıyordu. Uzundu saçları.
Kaldırıma oturdu. Elindeki bira şişesini karşısındaki saat kulesine fırlattı. Saat oniki'ye on vardı. Ve belli ki, ikimizinde canı çok yanmaktaydı...
Annem geldi aklıma bir Pazar dönüşü. Elimi avucunun içinde kavrayışı, ve bana doğumumu anlatışı. Yalnızmış sancıları geldiğinde. Çok korkmuş ya başaramazsa diye. Balkona çıkmış, insanları seyretmiş.Başka kadınlar da çekti bu sancıyı diyerek, insanların acılarından güç alarak doğuma girmiş.
Doğduğumda yaptığı ilk şey, saate bakmak olmuş. Saat öğlen oniki'ye on varmış. İşte böyle demiştim kendi kendime. Buraya kadarmış...
Sonra çilekli pastayı, çaldığım vişneleri, limonlu dondurmayı ne çok sevdiğimi düşündüm. Saçlarımı uzatacaktım. Para biriktirip, yollara çıkacaktım. Ve bir daha hiç yirmi 23 olmayacaktım.
Büyük kararlardan önce mutlaka bir gece beklemeli. Eğer sabah aynıysa, her şey o zaman düşünmeli, bitirmeyi bir hikayeyi...
Ertesi gün güneşli bir sabahtı. Çoktan düşmüştü ruhumun ve kederimin ateşi...
O günden sonra neler oldu bir bilsen...Sana anlatacak o kadar çok şeyim var ki.
Çok korkuyorum...Severmisin acaba beni? İyi bir anne olabilecek miyim? Koruyabilecek miyim seni? Kalbimde ve zihnimde biriktirdiklerimi eksiksiz iletebilecek miyim sana?
Takvimler bir sonbahar çocuğu olacağını söylüyor. Annen de sonbaharda doğmuş bir bebekti. Bu mevsim hüzünlüdür oğlum...Ve çok sever güneşi.
Şuanda minicik tekmelerinle ''Ben burdayım.'' diyorsun. Gelişine az kaldı. Seni sevinçle beklerken, odanı hazırlıyoruz hevesle. Ama ne yazık ki, odan kadar sessiz ve özenli bir ülkeye gelmiyorsun. İsterdim ki, benim gördüklerime sen şahit olma...Ama onlar sana bile yetişti. Geleceği zamanı kendi seçen biri olarak, güçlü ve benden de önde olacağını biliyorum. Umarım sende seversin karıncaları, köpekleri ve kelebekleri. Ben babasını çok özleyen bir çocuktum. Dilerim sen ayrı kalmazsın seni sevinçle bekleyen babandan....
Anneler ve babalar tanıyacaksın bizden başka. Oğluna söz verdiği bisikleti alamadığında, notalarla oğlunun adını yazan bıyıklı yorgun babaları,
Ya da kendi giyemediği yirmi üç nisan elbisesini sabaha dek uyumadan kızına diken anneleri,
Sonra kendinden başkasını düşünmeyenleri,
Kendi öfkesinde boğulanları,
Ve yalancıları tanıyacaksın.
Aşk'ı tanıyacaksın bir gün...
Kalbin kırılacak ve belki kıracaksın birilerini...
İyi bir tamirci ol oğlum, çabuk onar kırdığın kalpleri. Ve çaresiz kalma kendi kırık kalbine...
Sen şimdi kendi öykünü yazmaya geliyorsun.
Hayat iki seçenek sunuyor:
Ya payına düşen kederi parlatacaksın,
Ya da ömrünle iyi geçinmeye bakacaksın.
İkincisini tercih edersin umarım...
Bana öğretildiği gibi oğlum: Öğrendiğin çiçek adlarını unutma.Kelebekleri kitap arasında kurutma. Kin büyütme kalbine...Ve incitme kimseyi...
Dilerim dünyaya geliş nedenini sen çabuk bulursun.
Yolun açık olsun....Annen.
By HedablidaCanım Oğlum,
Meğer sanaymış yolculuğum. Bugün kendime neden yaşadığımı sordum. Bir anlamı olmalıydı başımdan geçen onca şeyin.
Bir karşılığım olmalıydı hayatta.
Bu soruyu sorduğumda kendime, yirmi üç yasındaydım. Ellerim yaslanmamıştı henüz ama soluk soluğa kalmış yorgun bir çocuktum.
Bildiğim her şeyden, herkesten uzaktaydım...
Yalnızlık, yabancılık, haksızlık, dünya kederleri bir olup yüklenmişlerdi bir gece kalbime. Balkona çıktım. Dördüncü kattaydım.
Soğuk bir kış gecesiydi. Demirleri tuttum. Caddeyi seyrettim ağlayarak.
Göreceksin, insan nasıl acır kendine böyle anlarda... 129 numaralı otobüs geçiyordu. Ve bir kız köşedeki benzinciden çıkmış, elinde bira şişesi ağlıyordu. Uzundu saçları.
Kaldırıma oturdu. Elindeki bira şişesini karşısındaki saat kulesine fırlattı. Saat oniki'ye on vardı. Ve belli ki, ikimizinde canı çok yanmaktaydı...
Annem geldi aklıma bir Pazar dönüşü. Elimi avucunun içinde kavrayışı, ve bana doğumumu anlatışı. Yalnızmış sancıları geldiğinde. Çok korkmuş ya başaramazsa diye. Balkona çıkmış, insanları seyretmiş.Başka kadınlar da çekti bu sancıyı diyerek, insanların acılarından güç alarak doğuma girmiş.
Doğduğumda yaptığı ilk şey, saate bakmak olmuş. Saat öğlen oniki'ye on varmış. İşte böyle demiştim kendi kendime. Buraya kadarmış...
Sonra çilekli pastayı, çaldığım vişneleri, limonlu dondurmayı ne çok sevdiğimi düşündüm. Saçlarımı uzatacaktım. Para biriktirip, yollara çıkacaktım. Ve bir daha hiç yirmi 23 olmayacaktım.
Büyük kararlardan önce mutlaka bir gece beklemeli. Eğer sabah aynıysa, her şey o zaman düşünmeli, bitirmeyi bir hikayeyi...
Ertesi gün güneşli bir sabahtı. Çoktan düşmüştü ruhumun ve kederimin ateşi...
O günden sonra neler oldu bir bilsen...Sana anlatacak o kadar çok şeyim var ki.
Çok korkuyorum...Severmisin acaba beni? İyi bir anne olabilecek miyim? Koruyabilecek miyim seni? Kalbimde ve zihnimde biriktirdiklerimi eksiksiz iletebilecek miyim sana?
Takvimler bir sonbahar çocuğu olacağını söylüyor. Annen de sonbaharda doğmuş bir bebekti. Bu mevsim hüzünlüdür oğlum...Ve çok sever güneşi.
Şuanda minicik tekmelerinle ''Ben burdayım.'' diyorsun. Gelişine az kaldı. Seni sevinçle beklerken, odanı hazırlıyoruz hevesle. Ama ne yazık ki, odan kadar sessiz ve özenli bir ülkeye gelmiyorsun. İsterdim ki, benim gördüklerime sen şahit olma...Ama onlar sana bile yetişti. Geleceği zamanı kendi seçen biri olarak, güçlü ve benden de önde olacağını biliyorum. Umarım sende seversin karıncaları, köpekleri ve kelebekleri. Ben babasını çok özleyen bir çocuktum. Dilerim sen ayrı kalmazsın seni sevinçle bekleyen babandan....
Anneler ve babalar tanıyacaksın bizden başka. Oğluna söz verdiği bisikleti alamadığında, notalarla oğlunun adını yazan bıyıklı yorgun babaları,
Ya da kendi giyemediği yirmi üç nisan elbisesini sabaha dek uyumadan kızına diken anneleri,
Sonra kendinden başkasını düşünmeyenleri,
Kendi öfkesinde boğulanları,
Ve yalancıları tanıyacaksın.
Aşk'ı tanıyacaksın bir gün...
Kalbin kırılacak ve belki kıracaksın birilerini...
İyi bir tamirci ol oğlum, çabuk onar kırdığın kalpleri. Ve çaresiz kalma kendi kırık kalbine...
Sen şimdi kendi öykünü yazmaya geliyorsun.
Hayat iki seçenek sunuyor:
Ya payına düşen kederi parlatacaksın,
Ya da ömrünle iyi geçinmeye bakacaksın.
İkincisini tercih edersin umarım...
Bana öğretildiği gibi oğlum: Öğrendiğin çiçek adlarını unutma.Kelebekleri kitap arasında kurutma. Kin büyütme kalbine...Ve incitme kimseyi...
Dilerim dünyaya geliş nedenini sen çabuk bulursun.
Yolun açık olsun....Annen.