Fluent Fiction - Turkish

Capturing Cappadocia: A Heartfelt Journey in Flight


Listen Later

Fluent Fiction - Turkish: Capturing Cappadocia: A Heartfelt Journey in Flight
Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.org/capturing-cappadocia-a-heartfelt-journey-in-flight

Story Transcript:

Tr: Cappadocia'nın büyüleyici manzaraları üzerinde güneş henüz doğmamışken, Emir'in kalbi heyecanla çarpıyordu.
En: Before the sun had risen over the enchanting landscapes of Cappadocia, Emir's heart was pounding with excitement.

Tr: Gerçi hava serindi, ama balonun sepetinde durmak bile içini ısıtmıştı.
En: Although it was chilly, just standing in the basket of the balloon warmed him inside.

Tr: Gözleri, merhum babasının doğa sevgisini hatırlatan bu anı yakalamak için sabırsızlanıyordu.
En: His eyes were eager to capture this moment that reminded him of his late father's love for nature.

Tr: Yanında ise Aylin vardı; deneyimli ve sakin bir pilot.
En: Next to him was Aylin; an experienced and calm pilot.

Tr: O, binlerce kez balon uçuşu yapmıştı.
En: She had flown balloons thousands of times.

Tr: Her defasında sanki ilk kezmiş gibi dikkatli ve sevecendi.
En: Each time, she was as attentive and kind as if it were her first flight.

Tr: Emir'in amacı belliydi: Güneşin, Kapadokya'nın peri bacalarına vurup altın rengi ışıklarını yaydığı anı yakalamak.
En: Emir's goal was clear: to capture the moment when the sun hit Cappadocia's fairy chimneys and spread its golden light.

Tr: Bu özel fotoğraf, babasının ruhuna bir saygı duruşu olacaktı.
En: This special photograph would be a tribute to his father's spirit.

Tr: Ancak, balon yükseldikçe Emir bir garip hissetmeye başladı.
En: However, as the balloon ascended, Emir began to feel strange.

Tr: Baş dönmesi ve mide bulantısı onu zorlamaya başladı.
En: Dizziness and nausea started to overwhelm him.

Tr: Aylin, Emir'in yüzündeki solgunluğu fark etti.
En: Aylin noticed the paleness on Emir's face.

Tr: "Emir, iyi misin?"
En: "Emir, are you okay?"

Tr: diye sordu endişeyle.
En: she asked with concern.

Tr: Emir, Aylin'e bakarak, "Sadece biraz başım dönüyor," dedi.
En: Emir looked at Aylin and said, "Just a little dizzy."

Tr: İçe içe savaş verdi.
En: He was fighting an internal battle.

Tr: Geriye dönme düşüncesi, ona başarısız olmuş hissettirecekti.
En: The thought of turning back would make him feel like he had failed.

Tr: Ama sağlığını da düşünmesi gerekiyordu.
En: But he also needed to consider his health.

Tr: Aylin, balonun içinde sabit bir el gibi duruyordu.
En: Aylin stood like a steady hand in the balloon.

Tr: "Daha fazla yükselmeden önce karar vermen gerek," dedi sakin bir sesle.
En: "You need to decide before we rise further," she said in a calm voice.

Tr: İkisi de sessizdi bir an.
En: They were both silent for a moment.

Tr: Emir, derin bir nefes aldı.
En: Emir took a deep breath.

Tr: İçindeki arzu fotoğraf çekmek için yanıp tutuşuyordu ama gözleri yavaş yavaş bulanıklaşmaya başlamıştı.
En: His desire was burning to take the photograph, but his eyes were gradually starting to blur.

Tr: Tam o anda, güneş ufuktan usulca doğdu.
En: Just then, the sun slowly rose from the horizon.

Tr: Gökyüzünü altın ışıklar kapladı ve peri bacaları tüm ihtişamıyla parıldadı.
En: The sky was covered in golden lights, and the fairy chimneys shimmered in all their glory.

Tr: Emir kameranın deklanşörüne bastı.
En: Emir pressed the shutter of the camera.

Tr: Sağlığı ve tutkusu arasında bir denge kurmak zorunda kaldı.
En: He had to find a balance between his health and passion.

Tr: "Hemen inelim, Aylin," dedi sonunda.
En: "Let's go down immediately, Aylin," he finally said.

Tr: Aylin, emir bekliyormuş gibi yavaşça alçalttı balonu.
En: Aylin gently descended the balloon as if she had been waiting for the command.

Tr: Emir, elindeki kamerayı sıkıca tutarak bir an baba hatırasına daldı.
En: Emir, holding the camera tightly, drifted into a memory of his father for a moment.

Tr: Sonunda yere indiler.
En: They finally landed.

Tr: Emir, çektiği fotoğrafı dikkatle inceledi.
En: Emir carefully examined the photo he had taken.

Tr: Tek bir kare, ama olağanüstüydü.
En: A single frame, but it was extraordinary.

Tr: O anın güzelliği ve derinliği yürekten bağlı olduğu baba sevgisini yansıtıyordu.
En: The beauty and depth of that moment reflected the heartfelt love he had for his father.

Tr: Sağlığını ve anısını düşünmek, Emir'e yeni bir değer biçti.
En: Thinking about his health and memory gave Emir a new sense of value.

Tr: Aylin'e döndü ve içtenlikle, "Teşekkürler Aylin, her şeyin anlamını daha iyi anladım," dedi.
En: He turned to Aylin and sincerely said, "Thank you Aylin, I understand the meaning of everything better now."

Tr: Balonda elde ettiği o tek fotoğraf, ona babasının ruhunu biraz daha yaklaştırmıştı.
En: The single photograph he obtained in the balloon brought him a little closer to his father's spirit.


Vocabulary Words:
  • enchanting: büyüleyici
  • landscapes: manzaralar
  • pounding: çarpıyordu
  • chilly: serin
  • basket: sepet
  • eager: sabırsız
  • tribute: saygı duruşu
  • ascended: yükseldikçe
  • dizziness: baş dönmesi
  • nausea: mide bulantısı
  • overwhelm: zorlamak
  • paleness: solgunluk
  • concern: endişe
  • steady: sabit
  • internal: iç
  • blur: bulanık
  • horizon: ufuk
  • shimmered: parıldadı
  • glory: ihtişam
  • shutter: deklanşör
  • balance: denge
  • descended: alçalttı
  • extraordinary: olağanüstü
  • depth: derinlik
  • reflected: yansıtıyordu
  • heartfelt: yürekten
  • value: değer
  • sincerely: içtenlikle
  • command: emir
  • meaning: anlam
...more
View all episodesView all episodes
Download on the App Store

Fluent Fiction - TurkishBy FluentFiction.org