
Sign up to save your podcasts
Or


Arkadaşlarınız sevgilinizden hoşlanmıyor mu? Ya da sevgiliniz arkadaşlarınıza gıcık mı oluyor?
Olabilir. Ama neden?
Siz yazdınız, ben yorumladım.
Bir sonraki bölümün konusu için Dantel İlişkiler'in Instagram'ını takipte kalın, DM'lerinizi yollayın xo.
Tuğba
'Biz neyiz?' sorularından, sevilip seçilmemelerden, situationshiplerden, commitment phobiclerden, 'aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor'lardan sıkıldıysanız doğru yerdesiniz. Gelin dert ortağı olalım.
Sonraki bölümlerde dertlerinizi, hikayelerinizi, sorularınızı anlatmak için Dantel İlişkiler'in Instagram'ından DM'lemeyi unutmayın xo.
Selam, Dantel İlişkiler Podcast 3. sezonu ile yeniden karşınızda! Bir sezon arasından sonra yeni bölümde 'aldatma' konusu hakkında düşünüyorum: Aldatma nedir, sınırları nerede çizilir, aldatılsanız bilmek ister misiniz, aldatma gerçekten affedilebilir mi?
Bu sezonda sizden gelenler üzerinden ilerliyoruz, hadi hikayelerinizi DM yoluyla Dantel İlişkiler'e gönderin de sonraki bölümlerde okuyup şenlenelim:
https://www.instagram.com/danteliliskiler/
Dantel İlişkiler'in bu yeni bölümünde seçilen aile kavramını konuşuyoruz. Bir içine doğduğumuz, atanmış ailemiz var bir de sonradan, kendi çabamızla, isteğimizle, keyfimizce kurduğumuz ilişkilerimiz, ailelerimiz. Peki neye göre seçiyoruz bu insanları, nasıl ilişkileniyoruz, neden buna ihtiyaç duyuyoruz? Biz konuştuk siz de izleyin.
Bu bölümde konuğum Damla Umut Uzun, bu konuyu da kendisinin yüksek lisans tezinden hareketle konuştuk, teze şöyle bir bakayım ben derseniz buyurun linki:
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=Qv9__NMpAea9ODE8l-Oo9Q&no=9k8vFcei9GMQczN6kaUonQ
Bugün swag gap konuşuyoruz, yani romantik ilişkilerde partnerler arasında algılanan tarz, aura ve karizma farkı veya uyumsuzluğunu. Bu sizin fark ettiğiniz bir şey mi? —mesela şey gibi bir yerden: Ya ben giyiniyorum süsleniyorum ama o çok pespaye ve salaş? Ya da, ben çok rahat ve casual olmak istiyorum ama o çok süsleniyor, farklı yerlere gidiyor gibi görünüyoruz birlikteyken… gibi düşünceler geçtiyse bir kez aklınızdan ya da kendinizi partnerinizi şöyle bi baştan aşağı süzerken bulduysanız kendinizi gelin birlikte bakalım bu meseleye.
Bugün yanımda sevgili konuğum Eda Çakmak var. Kendisi sağ olsun davetimi kabul etti ve neymiş bu swag gap dedik, hadi gelin dinleyin ya da izleyin!
Evet, bugünkü sayının konusu bu: Koşulsuzca sevmek, olduğumuz gibi… Bu mümkün mü? Olduğumuz halimizle —ki olduğumuz hal bok gibi de olabilir— kim sevebilir bizi? Çok sevgili konuğum Buket Yağcı mümkün diyor, bunu çok ikna edici şekilde anlatıyor ve açıklıyor bir de.
Hepimiz içten içe olduğumuz halimizle sevilmeye, görülmeye, anlaşılmaya hasretiz ama bu neden bir türlü olmuyor, olamıyor? Koşulsuz sevmeye ne zaman başlıyoruz ve neden koşulsuz sevmekten vazgeçiyoruz bir noktada ve neden performansı, uyumu, başarıyı sevgi için bir ön koşul olarak algılıyoruz, tanımlıyoruz?
Sorular çok, cevaplar da çok. Hadi gelin dinleyin bizi ya da izleyin. Nasıl isterseniz!
Dantel İlişkiler'in bu bölümünde aşk ve para konuşuyoruz. Para, para, para… Bugün -hayattaki her şey gibi- date’e çıkmak, sevgili edinmek ve evlenmek de parayla. Yani, parasız olan tarafları da var tabii ki ama yine de insanları buluşturan, yakınlaştıran ve ilişkiyi sürdüren aktivitelerin önemli bir çoğunluğunu gerçekleştirmek için bugün belli bir ekonomik güce sahip olmak gerektiği ortada. Peki bu durum acaba partner seçimlerimizi nasıl etkiliyor sizce? Yani insanlar kendi ekonomik ve kültürel durumlarına benzeyen insanlarla bu anlamda daha mı rahat hissediyorlar acaba?
Bunun bir adı var: Homogami, yani insanların sınıfsal ve kültürel anlamda kendilerine benzeyen ve kendileriyle benzer geçmişlerden gelen insanlarla yaptığı evlilikler, kurduğu ilişkiler. Bu konuyu konuşmak için bir de harika konuğum var: Dilara İlbuğa Yıldırım. Hoş geldin Dilara!
Hadi izleyin ya da dinleyin bizi, yorumlarınızı bekliyoruz!
Ben Tuğba Gökduman ve bugün beni uzun zamandır düşündüren bir konu hakkında konuşuyoruz sevgili konuğum Talya Aydın ile —bu soru 2018’de Fransa’ya göç ettikten ve bütün varoluş hallerime bir de ‘göçmen’ kimliği eklendikten sonra daha da belirgin bir yer kaplamaya başladı kafamda ve kalbimde: Aidiyet. Bir yere, bir şehre, bir ülkeye, bir insana hissedilen veya hissedilmeyen, hissedilemeyen aidiyet duygusu, evinde hissetme hali.
Köklenmek belki de insan ruhunun en önemli ve en az fark edilen ihtiyacıdır.
demiş Simone Weil. Siz ne dersiniz?
Bir yerde köklenmeye ihtiyacımız var mı gerçekten? Yoksa biz insanlar olarak hep göçebe mi olageldik, değişmeye, ilerlemeye, yeni yerlere gitmeye duyduğumuz istek veya ihtiyaç köklenmenin önüne geçebilir mi? Peki gittiğimiz yerlerle kurduğumuz bağlara ne olur, göç edersek veya şehir değişirse, dönüşürse? Veya şehir bize bağ kurmak için gerekli alanları, fırsatları vermezse?
Bir sürü sorum vardı, hepsini Talya’ya sordum ve o da muhteşem cevaplar vererek kafamda yeni odacıklar açtı.
Hadi siz de dinleyin, isterseniz izleyin, çünkü videolu kaydettik!
Dantel İlişkiler'in yeni bölümünde güzel ama bir yandan da hakkında konuşması -en azından bizim açımızdan- yer yer tat kaçırıcı —hatta tetikleyici olan bir konu var. Nedir o konu: male gaze, yani Türkçe çevirisiyle eril bakış. Hakkında daha önce konuşulduğunu duyduğunuzu düşünüyorum. Duymadıysanız, bakışın da eril hali mi olur demeyin, gerçekten oluyor, biz şahidiz. 🫣
Eril bakış, özellikle görsel sanatlarda (ama daha geniş olarak hayatın her alanında) erkek izleyicilerin “bakan aktif özne” olarak konumlandırılırken, kadınların “bakılan, hoşa gitmesi beklenen, cinselleştirilen pasif nesne” olarak sunulması meselesine odaklanıyor. Biri birine bakmışsa n’ooolmuş canım? demeyin, olay gerçekten daha derin… Çünkü birileri bakarken, bakılan kişiyi nasıl görmek istediğine dair yargılar, kriterler ve beklentiler ortaya koyuyor, hatta bunları açıkça dayatıyorsa... işte orada bir sıkıntı çıkıyor.
Biz de bu sıkıntıyı aldık, evirdik çevirdik ve sahiplerine iade ettik diyelim. 😌 Kimle mi yaptık? Girls to the Front ekibinin harika kadınları Pelin Kılıç ve Bengi Aktar ile. Girls to the Front Ankara’daki müzik sahnesini kadın fotoğrafçıların gözünden görünür kılmak için yola çıkan kolektif bir proje ve sergileme süreci. Takip eylemenizi tavsiye ederim bu harika insanların çalışmalarını desteklemek için. 💁🏻♀️
Dantel İlişkiler'in podcastının yeni bölümünde İngilizce PDA kısaltmasıyla bilinen public display of affection hakkında konuşuyoruz. PDA kamusal alanda veya insanların görebileceği bir yerde karşılıklı istek ve onay dahilinde yaşanan öpüşme, sarılma, temas gibi davranışları kapsıyor. 👀
Peki ama kim kamusal alanda bu tarz yakınlıklar içine girebilir? Kimlerin görülmeye hakkı vardır? Romantik ilişkiler kendilerini sağlamlaştırmak için neden üçüncü bir göz tarafından görülmeye ihtiyaç duyar? PDA sadece romantik ilişkileri veya arasında cinsel çekim olan insanları mı ilgilendirir? 🤔
Bu soruları konuğum Zeynep Uğur’a yöneltiyorum bu bölümde. Süper bir bölüm kaydettik ve kendi anılarımıza döndük biraz. Haydi gelin!
Bu bölümde bahsi geçen kaynaklar:
https://www.nytimes.com/2022/11/25/opinion/lgbtq-public-display-of-affection.html
https://www.thepinknews.com/2025/07/22/lgbt-people-uk-straight-safe/https://phys.org/news/2025-07-affectionate-displays-boost-relationship-satisfaction.html https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0326115
https://bumble.com/the-buzz/bumble-dating-trends-2025
https://www.metiskitap.com/catalog/book/4361
From the publisher's feed