İnsan neden aynı hataları tekrarlar?
Neden istemediğini söylediği şeyleri ister, kaçtığını sandığı duygulara geri döner?
Ve neden bazen kendi davranışlarını bile açıklayamaz?
Bu bölümde Sigmund Freud’un en sarsıcı fikrinin izini sürüyoruz:
Bilinçdışında kalan hiçbir şey kaybolmaz. Sadece başka bir biçimde geri döner.
Freud, insanın sandığı kadar rasyonel, tutarlı ve şeffaf bir varlık olmadığını söylediğinde, yalnızca psikolojiyi değil; insanın kendine bakışını da kökten değiştirdi. Bastırdığımız arzuların, görmezden geldiğimiz anıların ve kabul edemediğimiz dürtülerin gündelik hayatımıza nasıl sızdığını; dil sürçmelerinde, ilişkilerde, öfkede, kaygıda ve tekrar eden davranışlarda nasıl ortaya çıktığını konuşuyoruz.
Bu bölüm bir “teknik anlatım” değil.
Bir yüzleşme daveti.
Freud’un hayatından, fikirlerinden ve bilinçdışı kavramının doğuşundan yola çıkarak şunu soruyoruz:
İnsan gerçekten kendi hayatının öznesi mi, yoksa farkında olmadığı güçlerin etkisi altında mı yaşıyor?
Eğer kendinizi ne kadar tanıdığınızdan emin değilseniz,
eğer bazen “neden böyle yaptım?” diye soruyorsanız,
bu bölüm tam da oradan başlıyor.
Kulak verin.
Belki de konuşan şey, sizin susturduğunuz bir parçanızdır.