
Sign up to save your podcasts
Or


Ben, kimden korkarım?
Sevgili benimle beraber olunca, artık korkum kalır mı? Zülfikar benim yanımda olunca, bir iğneden korkulur mu?
Nasıl olur da susuz kalırım? O ırmak, beni arıyor! Gönlüm gamlanır mı? Gamımı dağıtan gam ortağım benimle beraber!
Nasıl olur da ağzım acılaşır? Acılık çekerim? Ben, şekerler ve helvalar arasındayım! Kış, bana ulaşabilir mi? Ben, ilkbaharımla beraberim.
Eğer ben gökyüzü ile savaşa girsem, onu kırsam döksem, özür dilemeye hacet yok! Çünkü, o güzel yüzlü benimle beraber, benim yanımda... Ben, lütuflar ve nimetler içindeyim; lütfun, rahmetin mesti olmuşum; bahtın, devletin kucağındayım! O kucaklayışı güzel olan dost, benimle beraber!
Ey kavgacı, gürültücü dil! Ben, söze doydum; sus artık! Yoksa, benimle sohbet etme!
Herkes, aşk ateşine kendini atamaz!
Gördün mü, kış mevsimi ne diyor? Sen, harman gibi odun yığ! Kış soğuk geçmese de, ikisinin de, kışın da, odunun da soğukluğu, vebali bana, benim üstüme olsun!
Soğuk artınca, şiddetlenince ateşe odun at; odunu esirgeme! Odun mu daha değerlidir, yoksa beden mi?
Gönlünde ateşi saklayan odun, yokluk suretidir; ateş ise, Allah’ın aşkıdır! Ey can! Aşka ulaşmak için suretleri, şekilleri yak, yandır!
Suretleri, şekilleri yakmadıkça, canın üşür, donar, buz kesilir;
Ateşe benzeyen aşkın içine gir, kendini temizle; ateş içinde gümüş gibi gönlünü hoş tut, güzelleş!
Ateş, Allah’ın emriyşe, gönlü uyanık kişilere lale olur, gül olur, çiçek olur, reyhan olur, söğüt, süsen olur!
O kişi efsun bilir. Ateşe efsun okuyunca, o ateşin yakıcılığı kalmaz; ateş ateşliğini kaybeder, parlak bir ay olur! Demiri bile eritip, iğne gibi incelten ateşi yatıştıran efsuna aferin!
Bana, acıdın da; “Nasılsın?” diye sordun; sen yüzüme bak da, nasıl olduğumu anla! Biz yokken, bize; “iyi misin?” dedin; artık şu kınamaları bırak!
Gülerek; “Günlerin hoş geçsin!” dedin; sen olmadıkça hiç kimsenin günü hoş geçmez! Bunları bırak da, başka bir hikayeye başla!
Bana diyor ki: “Niçin üzüleyim, niçin avare bir gönle sahip olayım? Ben ne hastayım, ne de gamlıyım, bana gam, keder kolayca yaklaşamaz.”
Ey beni öldüren! Beni diriltmek, yeniden hayata kavuşturmak için yanıma gel. Zaten her tarafımı sen sarmışsın, sen kaplamışsın. Üstünlük, lütfetmekle olur. Bana yardım et!
Ey taş yürekli sevgili; canı, değerli incilerle dolu bir deniz haline getir! Ey sevgilinin karanlık geceye benzeyen siyah saçları; gece yarısında bir seher vakti ortaya koy!
Su kuşlarının da, karada uçan kuşların da kanatları, balçığa saplandı kaldı! Ey devlet kuşu; aşk kanatlarını aç ve onlara doğru uç!
Önce, bizi adam et, aşka layık bir kişi haline getir! Sonra, bize şarap sun; kadehi durmadan döndür!
Ey can; bizden, bizim hizmetimizden ne çıkar? Mademki binayı sen kurdun, onu yine kendin tamamla!
Duayı bize tatlılaştır; dua, ağzımıza süt gibi, bal gibi tatlı gelsin! “Amin!” diyene de lutfet, Sen hakikatlerin canısın...
By HedablidaBen, kimden korkarım?
Sevgili benimle beraber olunca, artık korkum kalır mı? Zülfikar benim yanımda olunca, bir iğneden korkulur mu?
Nasıl olur da susuz kalırım? O ırmak, beni arıyor! Gönlüm gamlanır mı? Gamımı dağıtan gam ortağım benimle beraber!
Nasıl olur da ağzım acılaşır? Acılık çekerim? Ben, şekerler ve helvalar arasındayım! Kış, bana ulaşabilir mi? Ben, ilkbaharımla beraberim.
Eğer ben gökyüzü ile savaşa girsem, onu kırsam döksem, özür dilemeye hacet yok! Çünkü, o güzel yüzlü benimle beraber, benim yanımda... Ben, lütuflar ve nimetler içindeyim; lütfun, rahmetin mesti olmuşum; bahtın, devletin kucağındayım! O kucaklayışı güzel olan dost, benimle beraber!
Ey kavgacı, gürültücü dil! Ben, söze doydum; sus artık! Yoksa, benimle sohbet etme!
Herkes, aşk ateşine kendini atamaz!
Gördün mü, kış mevsimi ne diyor? Sen, harman gibi odun yığ! Kış soğuk geçmese de, ikisinin de, kışın da, odunun da soğukluğu, vebali bana, benim üstüme olsun!
Soğuk artınca, şiddetlenince ateşe odun at; odunu esirgeme! Odun mu daha değerlidir, yoksa beden mi?
Gönlünde ateşi saklayan odun, yokluk suretidir; ateş ise, Allah’ın aşkıdır! Ey can! Aşka ulaşmak için suretleri, şekilleri yak, yandır!
Suretleri, şekilleri yakmadıkça, canın üşür, donar, buz kesilir;
Ateşe benzeyen aşkın içine gir, kendini temizle; ateş içinde gümüş gibi gönlünü hoş tut, güzelleş!
Ateş, Allah’ın emriyşe, gönlü uyanık kişilere lale olur, gül olur, çiçek olur, reyhan olur, söğüt, süsen olur!
O kişi efsun bilir. Ateşe efsun okuyunca, o ateşin yakıcılığı kalmaz; ateş ateşliğini kaybeder, parlak bir ay olur! Demiri bile eritip, iğne gibi incelten ateşi yatıştıran efsuna aferin!
Bana, acıdın da; “Nasılsın?” diye sordun; sen yüzüme bak da, nasıl olduğumu anla! Biz yokken, bize; “iyi misin?” dedin; artık şu kınamaları bırak!
Gülerek; “Günlerin hoş geçsin!” dedin; sen olmadıkça hiç kimsenin günü hoş geçmez! Bunları bırak da, başka bir hikayeye başla!
Bana diyor ki: “Niçin üzüleyim, niçin avare bir gönle sahip olayım? Ben ne hastayım, ne de gamlıyım, bana gam, keder kolayca yaklaşamaz.”
Ey beni öldüren! Beni diriltmek, yeniden hayata kavuşturmak için yanıma gel. Zaten her tarafımı sen sarmışsın, sen kaplamışsın. Üstünlük, lütfetmekle olur. Bana yardım et!
Ey taş yürekli sevgili; canı, değerli incilerle dolu bir deniz haline getir! Ey sevgilinin karanlık geceye benzeyen siyah saçları; gece yarısında bir seher vakti ortaya koy!
Su kuşlarının da, karada uçan kuşların da kanatları, balçığa saplandı kaldı! Ey devlet kuşu; aşk kanatlarını aç ve onlara doğru uç!
Önce, bizi adam et, aşka layık bir kişi haline getir! Sonra, bize şarap sun; kadehi durmadan döndür!
Ey can; bizden, bizim hizmetimizden ne çıkar? Mademki binayı sen kurdun, onu yine kendin tamamla!
Duayı bize tatlılaştır; dua, ağzımıza süt gibi, bal gibi tatlı gelsin! “Amin!” diyene de lutfet, Sen hakikatlerin canısın...