
Sign up to save your podcasts
Or


Eh bir dünya trendinden uzak kalmamız beklenemezdi. Futbolu da fazlasıyla etkisi altında tutan post-truth haberciliğe bakıyoruz. Hakemler, bein'dekiler, Fotomaç'ın jürisi, özel onur ödülleri, Spurs'ün Arsenal'i devirmesi, dünya kupası kuraları merceğimiz altında.
Diego Armando Maradona'ya saygı duruşumuzu yapıyoruz, neden farklıydı kısmına dair birazcık sosyolojik inceleme de var, klişeden kaçmak bizim işimiz ne de olsa. Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi, Alianza Lima'nın 120. yılında küme düşmesi, Mert Günok'un covid'i, Denizli'nin formaları, Varol Ürkmez'in Altay'ın formasını Beşiktaş'a satması bölümün diğer konuları.
Eleştirirken de överken de ayarımız yok. Ya çok doğruyuz ya tümüyle yalan. Bu kültürel bir hastalık mı acaba? Yine de daha ölçülü bir biçimde Mourinho'yu övüp, yerilecekleri de es geçmiyoruz.
Milli arada konuların pek çoğunu da milli takımlar kapıyor. Nations League'i kazananlara ne oluyor, covidli günlerde ne gibi karmaşalar çıkıyor? Formula 1'de ya da sahadaki sosyal mesafesizliklere ne demeli? Laf lafı açarken 1994 dünya kupasına ve öncesindeki Bulgaristan-Fransa maçına dönüyoruz.
Gün geçmiyor ki garabetler ülke futbolundan uzak olmasın. Loca konusu, federasyonu, ilginç spor yazarları, haberleri falan derken bize bol bol konu çıkıyor. FA Kupası, İngiltere, Hollanda, Hollandalı teknik direktörler, Sivas Belediyespor'un cezaları, Euro 2020'nin son playoffu diğer başlıklarımız.
Bu garip geçen yıla bir sürü takım da pek tuhaf başladı. Liglerde sıralamalar, bazı takımların gözükmeyişi, bazılarının parlayışı kafamıza takıldı. Liglere böyle baktık, Türkiye Kupası'nın halini, cezaları, durumları, 90'lardaki en iyi ligi konuştuk ve konuyu Euro 2000'e bağladık.
Yok biz öyle yapmıyoruz, ama yapanları konuşuyoruz. Herkes açıklama üstüne açıklama yayınlıyor, atara atar gidere gider. Çivisi çıkmadı mı sizce de? Federasyonu, kulüpleri, resmi sitesi, twitter'ı, valisi derken dil bile bozuk, ne söylediği belli değil. Ayrıca Avrupa futbolu, 13 gol atan Ajax, kadın voleybolu da gündemimizde.
Premier Lig'deki olaylarla başlıyoruz haftaya, laf Lille'e, Colin Kazım'a kadar uzanıyor. Türkiye'deki garipliklere değinmezsek olmaz, var yine üç beş lafımız. Robinho'yu hiç garipsemeyişimiz ve bayan voleybolcularımızla bu haftanın sohbetini tamamlıyoruz.
Milli maç arasını fırsat bilip gündemi konuşmadık bu hafta. Kendi anılarımıza gidiyoruz. Yurtdışında gittiğimiz ilk maçla başlayıp, en iyi ve en kötü hatıraları konuşuyoruz ve tabi ki laf lafı açıyor.
Kapanan transfer sezonunun tahlilini yaparken, İngiltere'deki garip skorlara, Türkiye'deki son duruma, eleştirenlere, eleştirilenlere bakıyoruz. Bira konusunu da masaya getirmesek olmazdı tabi.
From the publisher's feed