Yeni yıl enerjisi, klişe dilekler, pembe umutlar…
Bu bölümde onlardan pek yok.
Çünkü bazı başlangıçlar takvimle değil, gökyüzüyle olur.
Bu bölümde Satürn ve Neptün’ün buluştuğu, hayallerle gerçeklerin aynı masaya oturmak zorunda kaldığı bir dönemi konuşuyoruz.
İnandıklarımız mı ayakta kalacak, yoksa kendimizi kandırdığımız hikâyeler mi dağılacak?
Neden bazı dönemlerde her şey sisli hissedilir?
Hayaller ne zaman kaçış olur, ne zaman yol gösterir?
Disiplin mi özgürlük mü, yoksa ikisi aynı anda mümkün mü?
Bu gökyüzü bizden neyi bırakmamızı, neyi ciddiye almamızı istiyor?
Satürn’ün “gerçeklerle yüzleş” diyen sesiyle,
Neptün’ün “ama hislerini de inkâr etme” fısıltısı arasında,
kendi hayatımıza küçük bir check-up yapıyoruz. Astroloji, mistik semboller, döngüler ama en çok da: sen, ben ve yaşadığımız şeyler.
Ciddiye almak zorunda değilsin.
İnanmak zorunda hiç değilsin.
Ama dinlerken bir yerde “evet ya…” deme ihtimalin yüksek.
Kulaklığı tak, rahatla.
Şimdi gökyüzüne bakıyoruz ama ayaklarımız yerde hala…