Fluent Fiction - Turkish:
Emre's Earthen Mastery: Sculpting Dreams in Cappadocia Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-11-13-23-34-02-tr
Story Transcript:
Tr: Cappadocia'nın büyüleyici taşları arasında, sonbaharın turuncu yaprakları yeryüzünü bir örtü gibi sarıyordu.
En: Among the enchanting stones of Cappadocia, the orange leaves of autumn covered the ground like a blanket.
Tr: Emre, uzun zamandır hayalini kurduğu bu gün için buradaydı.
En: Emre was here for this day that he had dreamed of for a long time.
Tr: Yaşadığı şehrin kaosundan kaçmış, sessiz bir kasaba olan Göreme'ye gelmişti.
En: He had escaped the chaos of the city he lived in and come to Göreme, a quiet town.
Tr: Burada yerel halk, nesiller boyu süregelen çömlekçilik sanatını yaşatıyordu.
En: Here, the local people were preserving the art of pottery, which had been passed down through generations.
Tr: Aylin, yörede tanınmış bir çömlek ustasıydı.
En: Aylin was a renowned pottery master in the area.
Tr: Sessiz ama öğretici bir kişiliği vardı.
En: She had a quiet yet instructive personality.
Tr: Emre’nin çömlekçilik hocası olmayı kabul ettiğinde, genç adamın içini sevinç kaplamıştı.
En: When she agreed to be Emre's pottery teacher, a wave of joy filled the young man's heart.
Tr: Aylin'in atölyesi, yamaçların arasında yer alan sıcak ve mis kokulu bir yerdi.
En: Aylin's workshop was a warm and fragrant place nestled between the hills.
Tr: Duvarlarını başarıyla tamamladığı çanaklar, küpler ve vazolar süslüyordu.
En: The walls were adorned with the bowls, jugs, and vases she had successfully completed.
Tr: "Bu sanat sabır ister," demişti Aylin, ilk gün Emre'ye.
En: "This art requires patience," Aylin had said to Emre on the first day.
Tr: "Zamanla öğrenirsin, aceleye getirilecek bir şey değil."
En: "You will learn in time; it's not something to be rushed."
Tr: Yanında Kerem de vardı, Emre'nin çocukluk arkadaşı.
En: Kerem, Emre's childhood friend, was also with him.
Tr: Kerem bu işe biraz temkinli yaklaşıyordu.
En: Kerem approached this endeavor with some caution.
Tr: Teknik ve sabırın bir arada olduğu bu sanat ona fazla zahmetli geliyordu, ama yine de Emre'nin yanında oldu.
En: The art, with its blend of technique and patience, seemed too laborious for him, but he still stood by Emre's side.
Tr: Birlikte atölyeye girmişlerdi, ama Kerem genellikle ortalıkta gezinip dikkat çekici manzaralar fotoğraflıyordu.
En: They had entered the workshop together, but Kerem usually wandered around, taking photos of the captivating landscapes.
Tr: İlk günler Emre için zor geçti.
En: The first days were tough for Emre.
Tr: Çamurun şekil alması, elle verilmesi gereken ince işlemler... Şehirdeki hızı burada yoktu.
En: Shaping the clay, the delicate manual processes required... the speed of the city was absent here.
Tr: Ama her gün, güneş dağların arkasında kaybolana kadar çalıştı.
En: But every day, he worked until the sun disappeared behind the mountains.
Tr: Düşen yaprakların üstüne basa basa, yorucu geçen her günün sonunda Aylin’den öğrendiği yeni bir tekniği yanında götürdü.
En: Stepping on the fallen leaves, every exhausting day, he took a new technique he learned from Aylin with him.
Tr: Günler, haftalar geçti.
En: Days and weeks passed.
Tr: Sonunda Emre, ilk çömlek parçasını tamamlamaya yakındı.
En: Finally, Emre was close to completing his first pottery piece.
Tr: Tüm kasaba bir araya gelmişti.
En: The entire town had gathered.
Tr: Geleneksel bir toplantıda, herkes birbirine yaptığı işleri gösteriyordu.
En: At a traditional meeting, everyone was showing the work they had done.
Tr: Emre de hazırladığı parçayı sergilemeye hazırdı.
En: Emre was ready to exhibit his piece as well.
Tr: Ancak tam bu sırada parça, beklenmedik bir şekilde bir tarafında çatladı.
En: But just at that moment, the piece unexpectedly cracked on one side.
Tr: Emre'nin içi karardı; onca emek çöpe mi gitmişti?
En: Emre's heart sank; was all that effort wasted?
Tr: Aylin yanına geldi.
En: Aylin came over to him.
Tr: “Sanat dediğin kusurlar yaratır,” diye mırıldandı gülümseyerek.
En: "Art creates flaws," she murmured with a smile.
Tr: "Onlarla başa çıkmayı öğren.
En: "Learn to deal with them.
Tr: Onlar işi özel kılar."
En: They make the work special."
Tr: Emre, çatlağı bir şekilde tamamlayıp parçasını yeniden şekillendirmeye başladı.
En: Emre began to reshape his piece, completing the crack somehow.
Tr: Hayal gücünü kullanarak, o kusurlu kısmı benzersiz bir tasarıma dönüştürdü.
En: Using his imagination, he transformed that flawed part into a unique design.
Tr: Ortaya çıkan eser, sadece Emre’nin değil, tüm kasabanın dikkatini çekti.
En: The resulting piece captured the attention not only of Emre but also of the whole town.
Tr: O gün, Emre çömlekçiliğin sadece bir sanat değil, sabır ve mükemmellik arasında bir denge olduğunu anladı.
En: That day, Emre understood that pottery was not just an art but a balance between patience and perfection.
Tr: Kendi köklerine daha çok bağlandığını hissetti.
En: He felt more connected to his roots.
Tr: Sanatın her aşamasında kendini bulmuştu.
En: He had found himself at every stage of the art.
Tr: Sonunda, elde ettiği parça onu temsil eden bir iz bırakmıştı.
En: In the end, the piece he obtained left a mark representing him.
Tr: Bu güzel sonbahar gününde, Emre sadece bir çömlek değil, kalıcı bir bağ ve değerli bir ders kazanmıştı.
En: On this beautiful autumn day, Emre gained not just a piece of pottery but a lasting bond and a valuable lesson.
Vocabulary Words:
- enchanting: büyüleyici
- blanket: örtü
- chaos: kaos
- generations: nesiller
- renowned: tanınmış
- fragrant: mis kokulu
- adorned: süslenmiş
- jugs: küpler
- patience: sabır
- laborious: zahmetli
- delicate: ince
- exhausting: yorucu
- technique: teknik
- crack: çatlak
- flaws: kusurlar
- murmured: mırıldandı
- imagination: hayal gücü
- reshape: yeniden şekillendirmek
- captured: yakalanmış
- bond: bağ
- sculpting: şekillendirme
- tranquility: sessizlik
- endeavor: çaba
- captivating: dikkat çekici
- manual: elle
- synced: senkronize
- unexpectedly: beklenmedik bir şekilde
- traditional: geleneksel
- exhibit: sergilemek
- lasting: kalıcı