
Sign up to save your podcasts
Or


O gece herkes çocukluk anılarını anlatıp insanları güldürürken, ben sessizce gülümseyip, içimden defalarca babama kızıyordum
Ne zaman ölünüyor acaba?
Ne oluyor da en sonunda ölünüyor?
Ok yaydan nasıl çıkıyor?
Can tene nasıl veda ediyor?
Oysa hayattı bu, buradaydı.
Ben buradaydım.
Akan sokaklarda yan yatmış otlara benziyordum.
Rüzgarla yan yana savrulan dallara.
Basitti yaşamak.
Yaşarsın,
Ve kemiklerini bırakırsın geri.
Çok bekledim.
Böylece katıladım kendimi, durdum, taş oldum.
Ayaklarıma yeşil otlar değmişti, üstümden beyaz bulutlu gökyüzü yürümüştü.
Yalnız değilim, biliyorum
Binlercesi var, on binlercesi vardı.
Kara bir ömürle, buradan geçen
Ey duymayan insanı!
Ey hayat dedikleri büyük kusur!
Ey kimselere değişmediğim!
Ayrılığın neden bunca ağır?
Ben, bana düşen acıyı da,
Neşeyi de yaşamıştım, diye düşünmüştüm
İçimdeki zayıf hayvan çok olmuştu öleli
Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata
İnsan olmuştum ilk o zaman
Ben yanlış bir yerden edilmiş bir büyük yemin gibiydim
Neşeyle yaptıklarımdan geçtim
Kederle durulan yere geldim
İnce, uzun bir öfkenin sessiz ipiyle,
Günün saf ışığının altına çömeldim
Küle ne öğretebilirse hayat,
Onu öğretti bana da
Bize bunları söyleten neydİ?
Gülerken ağız kapatmayı,
Ağlarken saklanmayı,
Her lafa karışmamayı,
Yazmamayı?
Giydiğimiz etek boyuna,
Doğuracağımız çocuğa karar verenler kim?
İçimin de,
Dışımın da olmadığı,
Ya da içimi de,
Dışımı da bilmediğim bir dünya zamanıydı
Acıyı, kederi, neşeyi henüz ayrıştırmamıştım
Hayattı;
Yekpâreydi.
Her şey,
Bir şeydi.
Gördüğüm her "cümle" bana bir bıçak gibi battı
Her gün, bir taş parçası söktüm içimden
Her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım
Bilirdim, biliyordum, biliyorum
Bittiğinde,
Geçtiğinde,
Azaldığında sızı,
İyileştiğimde,
O saman tadıyla karıştığında,
Her şey daha acı olacak
Söylemeye gerek var mı şimdi?
Yetiştirdiğim en iyi nişancı vurdu beni
Halimi anlatacak sözler yazamam artık bu kavruk mektuba
Gerisini sen anla
By HedablidaO gece herkes çocukluk anılarını anlatıp insanları güldürürken, ben sessizce gülümseyip, içimden defalarca babama kızıyordum
Ne zaman ölünüyor acaba?
Ne oluyor da en sonunda ölünüyor?
Ok yaydan nasıl çıkıyor?
Can tene nasıl veda ediyor?
Oysa hayattı bu, buradaydı.
Ben buradaydım.
Akan sokaklarda yan yatmış otlara benziyordum.
Rüzgarla yan yana savrulan dallara.
Basitti yaşamak.
Yaşarsın,
Ve kemiklerini bırakırsın geri.
Çok bekledim.
Böylece katıladım kendimi, durdum, taş oldum.
Ayaklarıma yeşil otlar değmişti, üstümden beyaz bulutlu gökyüzü yürümüştü.
Yalnız değilim, biliyorum
Binlercesi var, on binlercesi vardı.
Kara bir ömürle, buradan geçen
Ey duymayan insanı!
Ey hayat dedikleri büyük kusur!
Ey kimselere değişmediğim!
Ayrılığın neden bunca ağır?
Ben, bana düşen acıyı da,
Neşeyi de yaşamıştım, diye düşünmüştüm
İçimdeki zayıf hayvan çok olmuştu öleli
Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata
İnsan olmuştum ilk o zaman
Ben yanlış bir yerden edilmiş bir büyük yemin gibiydim
Neşeyle yaptıklarımdan geçtim
Kederle durulan yere geldim
İnce, uzun bir öfkenin sessiz ipiyle,
Günün saf ışığının altına çömeldim
Küle ne öğretebilirse hayat,
Onu öğretti bana da
Bize bunları söyleten neydİ?
Gülerken ağız kapatmayı,
Ağlarken saklanmayı,
Her lafa karışmamayı,
Yazmamayı?
Giydiğimiz etek boyuna,
Doğuracağımız çocuğa karar verenler kim?
İçimin de,
Dışımın da olmadığı,
Ya da içimi de,
Dışımı da bilmediğim bir dünya zamanıydı
Acıyı, kederi, neşeyi henüz ayrıştırmamıştım
Hayattı;
Yekpâreydi.
Her şey,
Bir şeydi.
Gördüğüm her "cümle" bana bir bıçak gibi battı
Her gün, bir taş parçası söktüm içimden
Her gün uyku beni koynuna alsın diye yalvardım
Bilirdim, biliyordum, biliyorum
Bittiğinde,
Geçtiğinde,
Azaldığında sızı,
İyileştiğimde,
O saman tadıyla karıştığında,
Her şey daha acı olacak
Söylemeye gerek var mı şimdi?
Yetiştirdiğim en iyi nişancı vurdu beni
Halimi anlatacak sözler yazamam artık bu kavruk mektuba
Gerisini sen anla