Fluent Fiction - Turkish:
Captivated by Istanbul: Tales of Boğaziçi's Timeless Beauty Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:
fluentfiction.com/tr/episode/2025-05-16-22-34-02-tr
Story Transcript:
Tr: İstanbul'un büyüleyici Boğaziçi'nde bir ilkbahar sabahıydı.
En: It was a spring morning on the enchanting Boğaziçi in İstanbul.
Tr: Güneş yavaşça yükselirken, küçük gezi teknesi, ufukta beliren İstanbul'un ikonik silüeti ve etraftaki yeşilin huzurlu görüntüsüyle doluydu.
En: As the sun slowly rose, the small tour boat was filled with the iconic silhouette of İstanbul appearing on the horizon and the peaceful sight of greenery all around.
Tr: Ege, bu güzelliklerin ortasında duruyordu.
En: Ege stood amidst this beauty.
Tr: Kalbinde şehir sevgisi, dilinde heyecan vardı.
En: He had a love for the city in his heart and excitement on his tongue.
Tr: O gün yine bir grup turisti ağırlayacaktı.
En: That day, he would again be hosting a group of tourists.
Tr: Ege'nin karşısında farklı yüzler: Leyla, Kerem ve diğerleri duruyordu.
En: In front of Ege were different faces: Leyla, Kerem, and others.
Tr: Leyla, gözlerinde merak ışığıyla İstanbul'un tarihini öğrenmeye hevesliydi.
En: Leyla, eager to learn about İstanbul's history, had a spark of curiosity in her eyes.
Tr: Kerem ise manzaraya kısa bakışlar atıyor, sonra telefonuna dönüyordu.
En: Kerem, on the other hand, gave brief glances at the view, then returned to his phone.
Tr: Modern hayatın koşturmacasından bir an olsun uzaklaşmak istemiyor gibiydi.
En: It seemed he didn’t want to take a moment away from the hustle and bustle of modern life.
Tr: "Hoş geldiniz!" dedi Ege, sesine her zamanki coşkusunu katarak.
En: “Welcome!” said Ege, adding his usual enthusiasm to his voice.
Tr: "Bugün sizlere İstanbul'un kalbini, Boğaziçi'ni anlatacağım."
En: “Today I will tell you about the heart of İstanbul, the Boğaziçi.”
Tr: Turistler arasında bir hareketlenme oldu, bazıları Ege'ye dikkatle bakmaya başladı.
En: There was a stir among the tourists, and some began to watch Ege attentively.
Tr: Ege, hikayelerine başladı.
En: Ege began his stories.
Tr: "Bakın sol tarafımızda, Anadolu Hisarı.
En: “Look to our left, Anadolu Hisarı.
Tr: Yüzyıllar önce Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmişti."
En: It was built centuries ago by the Ottoman Sultan Yıldırım Bayezid.”
Tr: Leyla, Ege'nin anlattıklarını dikkatlice dinlerken, Kerem hisarlar yerine telefonuna dönmüş, bir şeyler arıyordu.
En: While Leyla listened carefully to what Ege was saying, Kerem had turned back to his phone instead of the fortresses, searching for something.
Tr: "Emin olun, hisarların ve köprülerin de birer hikayesi var," dedi Ege, hafifçe gülümseyerek.
En: “Rest assured, the fortresses and bridges also have their own stories,” said Ege, with a slight smile.
Tr: Kerem'e hafifçe baktı, göz göze geldiler.
En: He glanced lightly at Kerem, and their eyes met.
Tr: Ama Kerem'in ilgisini çekememişti henüz.
En: But he hadn't yet captured Kerem's interest.
Tr: Ege, hikayelerine kişisel anılarını ve eski İstanbul'un ruhunu da katmaya karar verdi.
En: Ege decided to include his personal memories and the spirit of old İstanbul in his stories.
Tr: "Biliyor musunuz," dedi tatlı bir sesle, "Boğaz'da bir zamanlar gemilerden geçiş ücreti alınırdı ve bu nedenle burada büyük deniz savaşları bile yaşandı.
En: “Did you know,” he said in a sweet voice, “once upon a time, a passage fee was collected from ships passing through the Boğaz, and because of this, even great sea battles were fought here.
Tr: Birçok aşk hikayesi de bu suların üzerinde doğdu."
En: Many love stories were also born upon these waters.”
Tr: Leyla gözlerini kapattı ve duyduklarını hayal etti.
En: Leyla closed her eyes and imagined what she heard.
Tr: Kerem ise hafif bir merakla başını telefonundan kaldırdı.
En: Kerem lifted his head from his phone with a hint of curiosity.
Tr: "Yani burada hikaye çok," diye düşündü zihininde.
En: “So there are many stories here,” he thought to himself.
Tr: "Burada, Rumelihisarı'nın hemen yakınında, genç bir çift, suya yansıyan ay ışığında buluşurlarmış," dedi Ege ve Kerem'e döndü.
En: “Here, right near Rumelihisarı, a young couple used to meet under the moonlight reflected on the water,” said Ege and turned to Kerem.
Tr: Kerem biraz daha dikkatle dinlemeye başlamıştı.
En: Kerem had started to listen more attentively.
Tr: Tekne yol alırken, Ege eski İstanbul'un tarih kokan hikayelerini anlatmaya devam etti.
En: As the boat moved on, Ege continued to tell the history-soaked stories of old İstanbul.
Tr: Leyla derin bir nefes aldı, Ege'nin anılarında kayboldu.
En: Leyla took a deep breath, getting lost in Ege's memories.
Tr: Ancak en şaşırtıcı olan Kerem idi.
En: However, the most surprising was Kerem.
Tr: O da artık Ege'nin hikayelerini ilgiyle dinliyordu, gözlerinde yavaş yavaş filizlenen bir hayranlık vardı.
En: He too was now listening to Ege's stories with interest, with a budding admiration in his eyes.
Tr: Gezi sonunda, Boğaziçi'nin eşsiz manzarası ve Ege'nin anlatımları herkesi büyülemişti.
En: By the end of the tour, the unique view of the Boğaziçi and Ege's narrations had mesmerized everyone.
Tr: Leyla, Ege'nin yanına yaklaştı ve "Gerçekten çok keyif aldım," dedi. "Teşekkür ederim."
En: Leyla approached Ege and said, “I really enjoyed it. Thank you.”
Tr: Kerem ise biraz düşünceli, ama gülümseyerek Ege'ye yaklaştı.
En: Kerem, a bit pensive but smiling, approached Ege.
Tr: "Belki de eski İstanbul'un da tadını çıkarmak gerekiyor," dedi.
En: “Maybe I also need to enjoy old İstanbul as well,” he said.
Tr: Gözlerindeki değişim gözden kaçmamıştı.
En: The change in his eyes had not gone unnoticed.
Tr: Ege, içten bir gülümsemeyle cevap verdi.
En: Ege replied with a sincere smile.
Tr: Kalbinde taze bir coşku vardı.
En: There was a fresh excitement in his heart.
Tr: O gün, bir başka kişinin daha İstanbul'un büyüsüne kapıldığını hissediyordu.
En: That day, he felt that another person had been captivated by the charm of İstanbul.
Tr: Turistlerin boğaz manzarası eşliğinde ayrılırken taşıdıkları yeni hislerle, Ege'nin işi bir kez daha anlam kazanmıştı.
En: As the tourists left with new feelings, accompanied by the view of the boğaz, Ege's job had once again gained meaning.
Vocabulary Words:
- enchanting: büyüleyici
- silhouette: silüet
- horizon: ufuk
- amidst: ortasında
- stir: hareketlenme
- fortresses: hisarlar
- glances: bakışlar
- hustle and bustle: koşturmacasından
- attentively: dikkatle
- sweet: tatlı
- sea battles: deniz savaşları
- reflected: yansıyan
- budding admiration: filizlenen bir hayranlık
- mesmerized: büyülemişti
- pensive: düşünceli
- captivated: büyüsüne kapıldığını
- view: manzara
- narrations: anlatımları
- curiosity: merak
- fee: ücret
- curiosity: merak
- modern life: modern hayat
- sincere: içten
- glanced: baktı
- gained: anlam kazanmıştı
- curious: meraklı
- attention: dikkat
- admiration: hayranlık
- iconic: ikonik
- spirit: ruh