
Sign up to save your podcasts
Or


Ben on dört yaşımdaydım ilk şiirlerimi yazdığımda
Ve ilk aşık olduğumda bisiklete binen bir oğlana
Ama on dört yaşında hiç aşk şiiri yazmamış olmamı,
Aşkı anlamadan hiç konuşmayan bir sağduyuya mı bağlamalı?
Sonra okulda bir ablaya aşık olacaktım
Sonra saçları oluklu mukavva gibi dalgalı yaşlı bir memura
Sonra -inanmayacaksın belki- sinemada yer gösteren bir adama
Sonra bir kaleciye
Hey tanrım, sonra bir deniz subayının ellerine
Bir lise öğrencisinin uzun kirpikleri gözlerine
Ve gözlüklü bir keman öğretmenine
Artık aşkı bir mirasyedi gibi harcayacaktım
Hiç inanmadan duygu kaynağının bir gün kuruyacağına
Ve kim bilir kaç yaşımda olacaktım...
Aşkın ancak bedensel bir bütünleşme söz konusu olduğunda
Onu güzelleştiren bir çaba olduğunu şöyle bir düşünmeğe başladığımda
Girişilmesi güç ve zorlu bir çaba olduğunu onun da
Sen bir ozan kızısın,
Çok büyük tarihi aşklardan,
Ve sabun köpüğü gibi çocukluk günlerinden yaratılmadın
Dünyanın bütün acılarını kollarında uyutan bir kadınsa,
Senin annen
Artık kimselere aşık olamaz
Olsa da can eriği yemiş gibi olur ancak....
Ben on sekiz yaşında da hiç olmadım
Kayak yaptığımı anımsamıyorum
Yüzme havuzuna girdiğimi ve berbere gittiğimi de
Dünyanın doğusuna doğru ilerledikçe, çoğalır hiçbir yaşa gelmeden ölenler
Ve neden öldüğünü bilmeden ölenler
Altmış yaşında da olamaz kimse
Kırk beş yaşında da tam tamına
Ben artık neyi yazıyorsam, onu yazdığım yaşta duracağım
Karar verdim yalnız oralarda yaşayacağım
Sen bir ozan kızısın,
Çok güler yüzlü bir bayan banka şefi de değil senin annen
Hiçbir okulu bitirmedim,
Hiçbir dili sevmedim ana dilimden başka,
Kendi esintilerimle baş başa kalınca bazen tanımıyorum hiç kimseleri
Bilirim üzümü, şarabı ve sirkeyi
-Birbirinden elde edilen acı ve tatlı herşeyi-
Dedemin biri beş yüz yıldan beri İstanbul'da yaşarmış
Söylentilere bakılırsa, ben gidip onu da görmedim
Tanımak da istemiyorum aslında 'sülalemi'
Hiç kitap da okumadım -var mı ötesi-...
By HedablidaBen on dört yaşımdaydım ilk şiirlerimi yazdığımda
Ve ilk aşık olduğumda bisiklete binen bir oğlana
Ama on dört yaşında hiç aşk şiiri yazmamış olmamı,
Aşkı anlamadan hiç konuşmayan bir sağduyuya mı bağlamalı?
Sonra okulda bir ablaya aşık olacaktım
Sonra saçları oluklu mukavva gibi dalgalı yaşlı bir memura
Sonra -inanmayacaksın belki- sinemada yer gösteren bir adama
Sonra bir kaleciye
Hey tanrım, sonra bir deniz subayının ellerine
Bir lise öğrencisinin uzun kirpikleri gözlerine
Ve gözlüklü bir keman öğretmenine
Artık aşkı bir mirasyedi gibi harcayacaktım
Hiç inanmadan duygu kaynağının bir gün kuruyacağına
Ve kim bilir kaç yaşımda olacaktım...
Aşkın ancak bedensel bir bütünleşme söz konusu olduğunda
Onu güzelleştiren bir çaba olduğunu şöyle bir düşünmeğe başladığımda
Girişilmesi güç ve zorlu bir çaba olduğunu onun da
Sen bir ozan kızısın,
Çok büyük tarihi aşklardan,
Ve sabun köpüğü gibi çocukluk günlerinden yaratılmadın
Dünyanın bütün acılarını kollarında uyutan bir kadınsa,
Senin annen
Artık kimselere aşık olamaz
Olsa da can eriği yemiş gibi olur ancak....
Ben on sekiz yaşında da hiç olmadım
Kayak yaptığımı anımsamıyorum
Yüzme havuzuna girdiğimi ve berbere gittiğimi de
Dünyanın doğusuna doğru ilerledikçe, çoğalır hiçbir yaşa gelmeden ölenler
Ve neden öldüğünü bilmeden ölenler
Altmış yaşında da olamaz kimse
Kırk beş yaşında da tam tamına
Ben artık neyi yazıyorsam, onu yazdığım yaşta duracağım
Karar verdim yalnız oralarda yaşayacağım
Sen bir ozan kızısın,
Çok güler yüzlü bir bayan banka şefi de değil senin annen
Hiçbir okulu bitirmedim,
Hiçbir dili sevmedim ana dilimden başka,
Kendi esintilerimle baş başa kalınca bazen tanımıyorum hiç kimseleri
Bilirim üzümü, şarabı ve sirkeyi
-Birbirinden elde edilen acı ve tatlı herşeyi-
Dedemin biri beş yüz yıldan beri İstanbul'da yaşarmış
Söylentilere bakılırsa, ben gidip onu da görmedim
Tanımak da istemiyorum aslında 'sülalemi'
Hiç kitap da okumadım -var mı ötesi-...