Hemen hemen hepimiz, çocukluğumuzda izlediğimiz pek çok çizgi filmde, büyüdüğümüzde ise çok sayıda filmde Warner Bros logosuyla karşılaştık. Buna ek olarak dünyaca ünlü haber kanalı CNN’i, en meşhur bilim dergisi (Popular Science) popilır sayns’ı da hatırlamayan, tanımayan yoktur. Peki, bu 3 farklı markanın da tek bir şirkete ait olduğunu biliyor muydunuz?
Bu yayın GZT bünyesindeki ilk yayınım, bu sebeple biraz da programın ismini neden “Propaganda” koyduğumuzu açıklayan bir konuyu işlemek istedim. ABD merkezli uluslararası medyayı domine eden ve adeta bir oligarşiye dönüşen 5 dev medya şirketini tanıtmaya çalışacağım. İlk yayınım olduğunu belirtmişken; içeriklerimi ve kanalda bulunan diğer içerikleri düzenli takip etmek için GZT’ye, sağ alttaki butondan abone olmanızı da hatırlarmak isterim. Propaganda yayıncılığı tarih boyunca her ideolojik diktatörlüğün en güçlü silahlarından biriydi. Sovyet Rusya’sında kurulan ve amacı komünist rejimin propagandasını yapmak olan gazetenin adı “Pravda”ydı, yani Türkçe ismiyle: “Gerçek”. Dönemin komünist rejiminde yaşayan insanlar tüm gündemi “Gerçek” ismiyle çıkan ve rejimin onaylamadığı hiçbir haberi yayınlayamayan bir gazeteden okumaktaydı. Yine de o dönemin insanları için bizden daha şanslılardı diyebiliriz. Çünkü yapılan şey çok açıktı ve okuyucular çok büyük oranla okudukları şeyin yalan olduğunu biliyorlardı. Sadece bunu yüksek sesle dile getirmiyorlardı. İkinci Dünya Savaşı ve arkasından gelen soğuk savaş ile iki diktatöryal düzen, Naziler ve Sovyetler yıkıldı. Ancak yeni, tırnak içinde özgür dünya bu iki diktatörlüğü tamamen de yıkmadı. Propaganda metotlarını kendisi için sağ bıraktık, tabi yeni bir forma sokarak. Geçmiş diktatörlüklerin baskı ile uyguladı propaganda, liberal-özgür dünyada yerini çok daha zekice kurgulanmış bir kavrama, “eğlenceli propaganda”ya bıraktı. Filmlerden, dizilerden, müziklerden, dijital oyunlardan, kitaplardan, dergilerden ve gazetelerden oluşan bir “popüler kültür” bu propagandanın aracı oldu. Halk, kazandığı parasını propagandaya maruz kalmak için harcadığı ölçüde bu propagandayı sevmek konusunda eğitildi. Propaganda artık diktatörlüklerde bulunan zorlayıcı veya otoriter bir iletişim biçimi değil, eğlence ve zevkle eşanlamlı hale geldi. Bunu büyük oranda sağlayan ise, kitle iletişim araçlarının tekelleşmesi oldu. Uluslararası medyayı domine eden medya şirketleri, 1980’lerde başlayan bir satın alma ve ortaklaşma süreci ardından, sadece 20 yılda 50’den 5’e düştü. İşte o 5 şirket ve sahip oldukları medya markaları: