
Sign up to save your podcasts
Or


Karanlıktan aydınlığa uzanan zamanın saatinde,
Kum zerrelerini döküyorum evin arkasındaki bahçenin dibinde
Kısa pantolon, koşturuyorum babamın dizinin dibinde
Her gece dualar ediyorum sevdiklerimi benden önce almasın diye tanrı
İnancımı sorguluyor kaybettiklerim
Yitip giden her gönül sahibi, taş ediyor yüreğimi
Nefesime endişe tohumu gibi yerleşiyor her veda
Boşluğa yazılmış bir öyküyüm
Adımın bir önemi yok...
Saçaklarından buzlar sarkan terk edilmiş bir diyar gibi, kendi içimde titriyorum
Başka sonlar bulmalıyım kendime
Ama ne zaman bir düşe yerleştirsem cismimi,
Karanlık...Sadece karanlığı hissediyorum
Görkemli sonları beklemekten yoruldum artık
Kim bilir?
Bak,
Aralanıyor cehennemin kapısı
Kanlı parmaklarıyla çekiştiriyor iblisler dünyanın kalan zamanını
Bir şans daha verilsin diye beklemek ne kadar da saf bir hevesmiş
Oysa birazcık önem verseydim,
Birazcık çalışmış olsaydım bilirdim değil mi?
Çok zaman önceydi kızıl denizin ortadan ikiye ayrılması
Ve tabii ki,
Geçmiş olanı geri getirmeye çalışmak
Ve ben, bekleyemeyecek kadar da yorgunum...
Her seferinde hatırlıyorum,
Başka bir düş lazımdı bana, biliyordum
Bir düş daha yazıyorum
Yeni bir döngü yaratıyorum sonunu değiştiremesem de
Sonra yine,
Yine,
Ve yeniden çiziyorum aynı rotayı
Ayrılıkları ben yazmadım
Tanrı’nın çok kızdığı bir gündü kullarına,
Yıldırımlarıyla ısıtmıştı dünyayı
Isıtmak dediğime bakma,
Alev alev yanarken, izlemek zorunda kalmıştık tüm kainatı
Sanırım İlk günah da o gün doğmuştu
Çünkü ilk defa alevler içerisinde koşturan atların yelesinde görmüştüm kirlenmiş ve
harabeye dönmüş cenneti
Tüm dünya acıyla taş kesilmişti
İnan, başka bir düş yazmak istiyorum
Yeni bir döngü
Ama,
“Hasarı hatırlıyorum”
Hasar çok büyüktü
Beyaz bir ışık, Gözleri kör edecek kadar parlak bir ışıkla gelmişti bu sefer
Ne kanatları bembeyaz meleklerin koynunda semaya uçabilecektim,
Ne de ensemde konuşan şeytanıma plastik dahi olsa kanatlar bağışlayacaktı Tanrı
Yıldız tozu dökülür toprağa
Ak toprak, sürülür avuçlarıma
Eskisi gibi değilim artık
Kaybettiğim her parçamla, değiştim
Yenilendim
Fırtınalar öyle huzurlu geliyor ki,
Sakin limanları bile düşlemiyorum
Batıp çıkarken başım suyun üzerinde,
Anlamazsın belki
O bir saliselik zamanda gördüğüm o gökyüzünün değerini daha iyi anlıyorum
Hem...
Korkma boğulurum diye
Öyle derin bir nefes çektim ki içime,
Sana ızdırap gelen bu durum
Hayata dair kazanılan başka bir tecrübe
Şimdi bir dilek tut kalbinin ağacında
Ve üfle onu
Gülümse
Kalbinin ağacından, senin adınla selam söyleyecek Tanrı’ya
By HedablidaKaranlıktan aydınlığa uzanan zamanın saatinde,
Kum zerrelerini döküyorum evin arkasındaki bahçenin dibinde
Kısa pantolon, koşturuyorum babamın dizinin dibinde
Her gece dualar ediyorum sevdiklerimi benden önce almasın diye tanrı
İnancımı sorguluyor kaybettiklerim
Yitip giden her gönül sahibi, taş ediyor yüreğimi
Nefesime endişe tohumu gibi yerleşiyor her veda
Boşluğa yazılmış bir öyküyüm
Adımın bir önemi yok...
Saçaklarından buzlar sarkan terk edilmiş bir diyar gibi, kendi içimde titriyorum
Başka sonlar bulmalıyım kendime
Ama ne zaman bir düşe yerleştirsem cismimi,
Karanlık...Sadece karanlığı hissediyorum
Görkemli sonları beklemekten yoruldum artık
Kim bilir?
Bak,
Aralanıyor cehennemin kapısı
Kanlı parmaklarıyla çekiştiriyor iblisler dünyanın kalan zamanını
Bir şans daha verilsin diye beklemek ne kadar da saf bir hevesmiş
Oysa birazcık önem verseydim,
Birazcık çalışmış olsaydım bilirdim değil mi?
Çok zaman önceydi kızıl denizin ortadan ikiye ayrılması
Ve tabii ki,
Geçmiş olanı geri getirmeye çalışmak
Ve ben, bekleyemeyecek kadar da yorgunum...
Her seferinde hatırlıyorum,
Başka bir düş lazımdı bana, biliyordum
Bir düş daha yazıyorum
Yeni bir döngü yaratıyorum sonunu değiştiremesem de
Sonra yine,
Yine,
Ve yeniden çiziyorum aynı rotayı
Ayrılıkları ben yazmadım
Tanrı’nın çok kızdığı bir gündü kullarına,
Yıldırımlarıyla ısıtmıştı dünyayı
Isıtmak dediğime bakma,
Alev alev yanarken, izlemek zorunda kalmıştık tüm kainatı
Sanırım İlk günah da o gün doğmuştu
Çünkü ilk defa alevler içerisinde koşturan atların yelesinde görmüştüm kirlenmiş ve
harabeye dönmüş cenneti
Tüm dünya acıyla taş kesilmişti
İnan, başka bir düş yazmak istiyorum
Yeni bir döngü
Ama,
“Hasarı hatırlıyorum”
Hasar çok büyüktü
Beyaz bir ışık, Gözleri kör edecek kadar parlak bir ışıkla gelmişti bu sefer
Ne kanatları bembeyaz meleklerin koynunda semaya uçabilecektim,
Ne de ensemde konuşan şeytanıma plastik dahi olsa kanatlar bağışlayacaktı Tanrı
Yıldız tozu dökülür toprağa
Ak toprak, sürülür avuçlarıma
Eskisi gibi değilim artık
Kaybettiğim her parçamla, değiştim
Yenilendim
Fırtınalar öyle huzurlu geliyor ki,
Sakin limanları bile düşlemiyorum
Batıp çıkarken başım suyun üzerinde,
Anlamazsın belki
O bir saliselik zamanda gördüğüm o gökyüzünün değerini daha iyi anlıyorum
Hem...
Korkma boğulurum diye
Öyle derin bir nefes çektim ki içime,
Sana ızdırap gelen bu durum
Hayata dair kazanılan başka bir tecrübe
Şimdi bir dilek tut kalbinin ağacında
Ve üfle onu
Gülümse
Kalbinin ağacından, senin adınla selam söyleyecek Tanrı’ya