Okulsuz Toplum Podcast

Hep aynı rotada, hiç bitmeyen bir yarış


Listen Later

Liverpool’da, rüzgârı hep biraz sert, sokakları kırmızı tuğla evlerle dolu bir mahalle düşünün. Orada yaşayan, 35 yaşında, evli ve iki çocuk babası bir taksi şoförü: adı Murat. Türkiye’den yıllar önce “para kazanmak” için gelmiş. Kafasında tek cümle: “Ne kadar çok çalışırsam, o kadar çok ederim.”

Günler geçtikçe şehir büyüyor ama Murat’ın içi daralıyor. Her vardiya sonrası aynı düşünce:“Bu kadar saat direksiyon salladım, hâlâ birikim yok. Başkaları nasıl ev alıyor, ben neden yapamıyorum?”Liverpool sokaklarında dolaşan taksisi, yavaş yavaş zihninde bir “döngü”ye dönüşüyor: Merkez istasyon, Anfield, otogar, tekrar merkez… Sanki hep aynı rotada, hiç bitmeyen bir yarış.

Bir akşam, yağmurlu bir Liverpool gecesi. City Centre’dan limana doğru gidiyor. Aracına, limanda temizlik işi yapan yaşlı bir İngiliz kadın biniyor. Üzerinde eski bir mont, elinde yıpranmış bir çanta. Kadın yolda, yabancı aksanıyla sormaya başlıyor:

— “You’re not from here, are you?”— “No, I’m from Turkey,” diyor Murat, gözünü yoldan ayırmadan.Kadın hafif gülümsüyor:— “Must be hard, starting a life in another country.”

Murat içinden “Keşke zorluk bu olsa” diye geçiriyor. Sonra hiç alışık olmadığı bir dürtüyle içini döküyor; İngilizcesi yettiği kadar:“Working… all the time. Money never enough. I feel… tired inside.”

Kadın kısa bir sessizlikten sonra beklemediği bir şey söylüyor:— “I clean offices at night. My wage is small. But every Friday, when I buy flowers for my neighbour who is alone, I feel… rich. Not with money. With… gratitude.”

“Gratitude” kelimesi, Murat’ın zihninde bir yere çarpıyor. Bir süredir telefonunda okuduğu Beşinci Söz’ün “şükür, nimet, kanaat” kavramları geliyor aklına. İçinden geçiyor: “Bu kadın da sanki Risale diliyle konuşuyor.”

Kadın inerken, arka koltukta küçük bir bozuk para bırakıyor. Murat hemen sesleniyor:— “You forgot your money!”Kadın dönüp gülümsüyor:— “That’s for you. For listening. Sometimes listening is the biggest gift.”

Murat elindeki birkaç pound’a bakıyor. Normalde “ne olacak ki” deyip geçeceği bir miktar. Ama o gece, o bozuk paralar, adeta “şükür dersi” gibi geliyor: Kadın, az maaşına rağmen “verebildiği için zengin” hissediyor. O ise, yıllardır kazandıklarına rağmen “hiç yetmediği için fakir” hissediyor.

O gece eve döndüğünde eşi Ayşe, mutfakta hesap yapıyor: kira, faturalar, okul masrafları. Yüzünde yorgun bir ifade:— “Yine eksiğiz gibi… Hep aynı şey.”

Murat bir an duruyor. Beşinci Söz’deki şu mantığı düşünüyor: Nimetleri “hak” değil, “ikram ve emanet” görmek. Derin bir nefes alıyor ve ilk defa farklı bir cümle kuruyor:— “Evet, para az. Ama bak, borçsuzuz, çocuklar sağlıklı, ikimiz de çalışabiliyoruz. Demek ki Allah bize hâlâ ‘imkân’ veriyor. Belki de önce bunların şükrünü tam edemedik.”

Ayşe önce şaşırıyor. Bu kadar yıl hep “yetmiyor, yetişmiyor” diyen adam, birden “şükür”den bahsediyor. Sonra içi yumuşuyor. Birlikte mutfak masasındaki kâğıtlara bakarken Murat bir öneri getiriyor:— “Her ay gelirimizin küçük bir kısmını, benden daha zor durumda olana verelim. Az bile olsa. Hem içimiz açılsın, hem çocuklar görsün.”

Ayşe “Zaten zor yetiyor” demek üzereyken, Murat devam ediyor:— “Belki de ‘yetmiyor’ hissinin sebebi, hiç paylaşmadığımız içindir. hep tutmak isteyen el doymuyor olabilir.”

Birkaç hafta sonra Liverpool’un kenar mahallesinde, yerel bir yardım derneğine gidip küçük bir bağış yapıyorlar. Miktar büyük değil; ama Murat dernekten çıkarken içinden şöyle geçiriyor:“İlk defa sadece ‘alan’ değil, ‘veren’ tarafta oldum. Demek ki fakirlik sadece cüzdanda değil, bakışta da olabiliyormuş.”

Psikolojik olarak tuhaf bir şey oluyor:

* Geliri aynı.

* Borçları aynı.

* Şehir aynı Liverpool.

Ama kalbinde yeni bir cümle oluşuyor: “Ben Allah’ın verdiği nimetin taşıyıcısıyım; sadece kendim için değil, etrafım için de.” Bu cümle, Beşinci Söz’ün “nimeti ikram ve emanet bilmek” fikrinin canlı hâli.

Sosyolojik olarak da değişim başlıyor. Murat eskiden diğer göçmenlere karşı gizli bir kıskançlık hissediyordu: “Onlar ev almış, ben hâlâ kiradayım; onların işi daha iyi.” Artık camisindeki bir kardeşinin ev aldığını duyunca, içinden “demek ki Allah ona farklı bir kapı açmış, darılmaya değil sevinmeye daha yakınım” diyebiliyor. Haset yerini, “ümmet bilinci”ne bırakmaya başlıyor.

Bir gün, Anfield stadyumu civarında maça giden kalabalığı taşırken, arabaya bu sefer genç bir üniversite öğrencisi biniyor. Psikoloji okuyan bir İngiliz. Yol boyunca sohbet açılıyor:

— “You work nights as well? Must be stressful.”Murat gülümsüyor:— “It was. I used to think my worth is only my money. Now I try to see money as a gift, not a proof of who I am.”

Genç şaşırıyor:— “That’s actually what we call a ‘gratitude-based mindset’ in psychology. It reduces anxiety.”

Murat içinden hafifçe tebessüm ediyor:“Demek ki Beşinci Söz’ün anlattığı şükür, akademik dilde başka isimle de olsa, aynı ruhu iyileştiriyor…”

Akşam, işten dönerken Mersey Nehri kıyısında arabayı kısa süreliğine durduruyor. Güneş ufukta turuncu bir çizgi, suya vurmuş ışıklar titreşiyor. Motordan gelen sıcak ses, uzaktan gelen martı çığlıklarıyla karışıyor. Cebinden o gece yaşlı kadının bıraktığı ilk bozuk parayı çıkarıyor; hâlâ saklamış. Metalin mat yüzüne bakıp fısıldıyor:

“Benim zenginliğim, hesabımdaki rakam değil; şükredebildiğim ve paylaşabildiğim kadar.”

O an, şehir, nehir, gökyüzü ve iç sesi tek bir kadraja giriyor. Sanki Liverpool, ona “nimet” kelimesinin sinematografik bir sahnesini gösteriyor.

Beşinci Söz’ün şükür–nankörlük ve kanaat fikri; Liverpool’un göçmen hayatı, işçi sınıfı kültürü ve modern psikolojiyle iç içe geçti.

Kendi maddi imkan hayatına bakınca, Murat’ın dönüşümünden sana en yakın gelen adım hangisi: “nimeti emanet görmek”, “az da olsa paylaşmaya başlamak” yoksa “başkasının nimetine sevinmeye çalışmak”?



Get full access to Asım İşler at okulsuztoplum.substack.com/subscribe
...more
View all episodesView all episodes
Download on the App Store

Okulsuz Toplum PodcastBy Asım İşler