
Sign up to save your podcasts
Or


Dokunsa suya,
Saçları sanki...bir nilüferin çocuksu gülüşü akıp gidecekti zaman gölünde
Akıp gidecekti ardında eksik kalan ne varsa ona dair..
İnsan bu, zaman salıncağında çocuk misali...
Ne zamanki, içimdeki atlara su vermeye indim
Bütün devirler devrildi,
Ne varsa koşmaya başladı
Koşmaksa, dağlarımda yorgun bir rüzgârdı
Geçmiş; acıya bölünse,
Kaç kalır diye geriye susanların dilinden bir pencere göğe yürürdü,
Hep göğe!
Sanki Kilidi açılırdı sandukaların, hiç gibi gülümseyişler kalakalırdı
-Evet!
-Evet!
Gülümseyişler hiç gibi
Seyyar satıcıda, eski bir tablonun kenarına iliştirilmiş plastik bir gül gibi..
İnsan bu,
Dünya dalında bir kuş misali...Bir kartal ölecekse
Eğer gerçekten ölecekse, önce soyunur tüm göğü gözlerinde
Sonra dağları
Bir boşluk kalır aklında,
Ve bürünür her şey
-Hiç....gibi bir şey'e…
Yalnızlık sesi biriktiren bir ulağın kulağından duymuştum
-Babalar avucunda tutarmış meğer göğün kanatlarını
Öksüzlükte bundan ibaretmiş
Kuzey sahillerinde imbat nöbeti tutar gibi
Bilinmez gibi yaprağın avuç içinde koca bir alem
İnsan bu,
Cennetin ırmağında yunus misali...
Avlumda dönüp duran hengame
Geçmişin gözlerinde,
Şimdinin dizinde yatan,
-Ağrı kesip, acı kesemeyen ilaç kokuları arasında
Kendine sürgün o koca yalnızlığın adıydı
-Babam,
Ki, anlamlar, manalar,
Aklın tavan arasına çöreklenmiş o koca boşluk
Hiç...gibi bir şey…
İnsan bu
Yaşama mesafesi ayarlı, bir yolcu misali
“Doksandokuz” isim tutuşurken elimi, ateş diye içimin içi, içler doğurup duruyordu
Sanki doğum ile ölüm, yan yana
Tam ortasında babam uyuyordu
Yara ile kabuk yan yana,
Yana yana kül gibi
Hep kül gibi
Kül gibi
Sanki sonsuzluk bir tablo içinde küçülüp, küçülüp çoğalıyordu
Aklım zalimce devam ederken yaşamaya
Öylece sular akıyor,
Serin akıyor,
Çok serin akıyordu...
İnsan bu,
Aklındaki gölde yüzen balık misali...
Bir iki çırpınış
Hiç gibi...
By HedablidaDokunsa suya,
Saçları sanki...bir nilüferin çocuksu gülüşü akıp gidecekti zaman gölünde
Akıp gidecekti ardında eksik kalan ne varsa ona dair..
İnsan bu, zaman salıncağında çocuk misali...
Ne zamanki, içimdeki atlara su vermeye indim
Bütün devirler devrildi,
Ne varsa koşmaya başladı
Koşmaksa, dağlarımda yorgun bir rüzgârdı
Geçmiş; acıya bölünse,
Kaç kalır diye geriye susanların dilinden bir pencere göğe yürürdü,
Hep göğe!
Sanki Kilidi açılırdı sandukaların, hiç gibi gülümseyişler kalakalırdı
-Evet!
-Evet!
Gülümseyişler hiç gibi
Seyyar satıcıda, eski bir tablonun kenarına iliştirilmiş plastik bir gül gibi..
İnsan bu,
Dünya dalında bir kuş misali...Bir kartal ölecekse
Eğer gerçekten ölecekse, önce soyunur tüm göğü gözlerinde
Sonra dağları
Bir boşluk kalır aklında,
Ve bürünür her şey
-Hiç....gibi bir şey'e…
Yalnızlık sesi biriktiren bir ulağın kulağından duymuştum
-Babalar avucunda tutarmış meğer göğün kanatlarını
Öksüzlükte bundan ibaretmiş
Kuzey sahillerinde imbat nöbeti tutar gibi
Bilinmez gibi yaprağın avuç içinde koca bir alem
İnsan bu,
Cennetin ırmağında yunus misali...
Avlumda dönüp duran hengame
Geçmişin gözlerinde,
Şimdinin dizinde yatan,
-Ağrı kesip, acı kesemeyen ilaç kokuları arasında
Kendine sürgün o koca yalnızlığın adıydı
-Babam,
Ki, anlamlar, manalar,
Aklın tavan arasına çöreklenmiş o koca boşluk
Hiç...gibi bir şey…
İnsan bu
Yaşama mesafesi ayarlı, bir yolcu misali
“Doksandokuz” isim tutuşurken elimi, ateş diye içimin içi, içler doğurup duruyordu
Sanki doğum ile ölüm, yan yana
Tam ortasında babam uyuyordu
Yara ile kabuk yan yana,
Yana yana kül gibi
Hep kül gibi
Kül gibi
Sanki sonsuzluk bir tablo içinde küçülüp, küçülüp çoğalıyordu
Aklım zalimce devam ederken yaşamaya
Öylece sular akıyor,
Serin akıyor,
Çok serin akıyordu...
İnsan bu,
Aklındaki gölde yüzen balık misali...
Bir iki çırpınış
Hiç gibi...