İsyanım Var!

İsyanım Var!

By Can Ahmet ÖzgüvenEducationSelf-Improvement
Download on the App Store

İsyanım Var! episodes

  • İnan, Dene, Ölç, Güncelle: Optimum Yanılsama

    Biraz “Delusional” Olmak İyi Olabilir mi?

    Hiç hazır hissetmediğin halde bir işe başvurduğun, kimsenin dinlemeyeceğini bile bile o mikrofonu açtığın veya sonucun ne olacağını kestiremeden bir yola çıktığın oldu mu? Peki o ilk adımı atarken kendine bütünüyle objektif ve "gerçekçi" baksaydın, yine de başlar mıydın?

    Bu bölümde "toksik pozitiflik" saçmalıklarından ve "evrene mesaj gönder" klişelerinden uzaklaşıp kışkırtıcı bir sorunun peşine düşüyoruz: Kendimiz ve geleceğimiz hakkında bütünüyle gerçekçi olmamak, psikolojik bir zayıflık değil de bizi harekete geçiren yararlı bir motor olabilir mi?

    Psikoloji literatürünü ve makine öğrenmesindeki "aşırı öğrenme" (overfitting) kavramlarını harmanlayarak konuşuyoruz. Taylor ve Brown'un "Olumlu Yanılsamalar" araştırmalarından yola çıkarak, zihnimizin bize söylediği tatlı yalanların cesareti, eylemi ve sebatı nasıl artırdığını inceliyoruz. Ancak dikkat: Başardığını hayal edip uyuşmak (olumlu fantezi) ile başarmak için çaba göstermek (olumlu beklenti) arasında devasa bir uçurum var.

    Bizi koltuktan kaldıran o "faydalı yanılsama" ile gerçeklikten koparan tehlikeli "kibir" arasındaki ince çizgiyi nasıl çizeceğiz?

    Bu Bölümde Neler Konuştuk?

    • Neden tamamen gerçekçi olmak bizi hareketsiz bırakabilir?

    • Zihnin ürettiği yanılsamalar hangi anlarda bizi ipten alır?

    • Olumlu beklenti (expectation) ve olumlu hayal (fantasy) arasındaki hayati fark.

    • Girişimcilikte, ilişkilerde ve kariyerde "Aşırı Özgüvenin" tehlikeli sınırları.

    • 4 Adımlı Uygulama Çerçevesi: İnan — Dene — Ölç — Güncelle.

    Dünyanın sana vereceği cevabı duymaya hazırsan, ateşi canlı tut. İyi dinlemeler!

    38 min
  • Neden Değişemiyoruz?: İrade, Utanç ve Kendimize Verdiğimiz Sözler

    Gece yarısı saat 01.37'de kendine verdiğin o kesin sözü, sabah alarm çaldığında neden tutamıyorsun? Sana zarar verdiğini, zamanını ve enerjini çaldığını bildiğin bir davranışı neden inatla sürdürüyorsun?

    "İsyanım Var"ın bu bölümünde, değişimin önündeki en büyük engelin "iradesizlik" olduğu yalanını parçalıyoruz. İnsanın ne yapması gerektiğini bilmesiyle, onu yapabilmesi arasındaki o devasa boşluğa, yani niyet-davranış uçurumuna iniyoruz. Bizi ekran başında saatlerce tutan şeyin aslında "haz" değil, dopaminin yarattığı sönümlenmeyen bir "arzu ve beklenti" olduğunu nörobilimsel verilerle konuşuyoruz.


    İradenin bir benzin deposu gibi gün içinde tükenip gitmediğini, bizi asıl tüketen şeyin stres ve duygusal kaçınma mekanizmaları olduğunu tartışıyoruz. Üstelik kişisel gelişim sektörünün diline pelesenk olan "21 günde alışkanlık kazanılır" efsanesini çöpe atıyor; bilimsel araştırmaların bir davranışın otomatiğe bağlanması için ortalama 66 güne ihtiyacımız olduğunu nasıl kanıtladığına bakıyoruz.


    Bir kez hata yaptığımızda bizi "Ne olacaksa olsun" deyip her şeyi bırakmaya iten o utanç döngüsünden nasıl çıkabiliriz? Yeni başlangıçların sahte umuduna kapılmadan, kendimizden nefret etmeden değişmek mümkün mü?


    Eğer defalarca aynı duvara çarptıysan ve sorunla değil, sorunun hayatında kapattığı boşlukla yüzleşmeye hazırsan, bu bölüm senin için.

    Ateşi canlı tut.

    38 min
  • Yapay Zekâ: Yeni Halk Kütüphanesi mi, Yeni Bir Ayrıcalık mı?

    Gece yarısı, anlamadığı karmaşık bir konuyu yargılanma korkusu olmadan yapay zekâya soran utangaç bir öğrenci ile; sadece düşünme sancısından kaçmak için aynı araca işini ve ödevini yaptıran başka biri arasında ne fark var?

    Bize yıllardır yapay zekânın dünyayı eşitleyeceği, uzmanlık duvarlarını yıkacağı ve bilgiye erişimi tamamen demokratikleştireceği söylendi. Kısmen doğru; kapılar açılıyor, dil engelleri inceliyor ve binlerce dolarlık uzmanlık bilgisi cebimize kadar giriyor. Ancak o kapıdan içeri giren herkes aynı şansa ve aynı zihinsel dirence sahip değil.

    Bu bölümde, teknolojinin yarattığı "öğrenme illüzyonuna" ve aklımızı bir makineye taşere etmenin getirdiği o ağır "öğrenme cezasına" yakından bakıyoruz. Stanford Üniversitesi'nin genç profesyonellerle ilgili sarsıcı 2026 verilerinden, Türkiye'deki "ihtiyaç duymuyorum" diyen devasa kitleye uzanan bu yolculukta asıl sorumuz şu: Bilgiye ulaşmak saniyeler sürüyorsa, neden o bilgiyi gerçekten "anlamak" hâlâ bu kadar zor?

    Yapay zekâ bizi gerçekten özgürleştiriyor mu, yoksa kendi düşüncesine yabancılaşmış, pürüzsüz yanlışlara inanan pasif tüketicilere mi dönüştürüyor? Unutma; yeni çağın sınıf uçurumu internete bağlananlarla bağlanamayanlar arasında değil, makinenin sunduğu kusursuz cevaba "Neden?" diye sorabilenlerle soramayanlar arasında olacak.

    Ateşi canlı tut.

    35 min
  • Mikroyönetim: Verimlilik Diye Satılan Güvensizlik

    Bir PR açıyorsun ve anında 47 tane yorum geliyor. Bir sunum hazırlıyorsun, yöneticin bütün cümlelerini kendi "zevkine" göre baştan yazıp "şimdi harika oldu" diyor. Bir noktada ekrana bakıp kendine o yorucu ve ağır soruyu soruyorsun: "Ben şu an iş mi üretiyorum, yoksa sadece sürekli kendimi mi savunuyorum?"

    İsyanım Var'ın bu bölümünde, modern iş dünyasının en büyük çelişkilerinden birini masaya yatırıyoruz: Benden "ownership" almam, kendi işimin lideri olmam isteniyorsa... Neden her küçük kararım şüpheli kabul ediliyor ve bir başkasının onayına bağlanıyor?

    Bu bölümde kalite kontrol, mentorluk ve standartların korunması kılığına girmiş o sinsi kontrol bağımlılığını konuşuyoruz. İyi bir review süreci ile toksik bir mikroyönetim arasındaki o ince çizgiyi çiziyor; yöneticilerin kontrol kaygısının, PR yorumlarının ve bitmek bilmeyen revizelerin insanın karar alma kasını nasıl yavaş yavaş çürüttüğünü inceliyoruz.

    Mesele review’un kendisi değil. Kalite elbette önemli. Ama mesele, kalite arayışının insanın özerkliğini ve kendine güvenini yok eden bir güç gösterisine dönüşmesi.

    Eğer mesainin sonunda iş yaptığın için değil, gün boyu kendi kararlarını savunmak zorunda kaldığın için yorulduğunu hissediyorsan; "öğrenilmiş çaresizlik" ile "verimlilik tiyatrosu" arasında sıkışıp kaldıysan, bu bölüm tam sana göre.

    Ateşi canlı tut. 🔥

    🎧 Konular:

    • PR ve Code Review travmaları: Hata bulmak mı, ego tatmini mi?

    • İyi review işi büyütür, kötü review insanı küçültür.

    • Yöneticiler neden kontrolü bırakamaz? (Psikolojik arka plan)

    • "Bisiklet Kulübesi Sendromu" ve verimlilik tiyatrosu.

    • Mikroyönetim ortamında hayatta kalma ve sınır çizme taktikleri.

    34 min
  • CV’de Junior, Beklentide Senior: Yeni Başlamanın Ağırlığı

    Gece yarısı bilgisayarında açık kalan o 17 sekme... Bir yanda "0-2 yıl deneyim" arayıp senden bütün bir departmanın işini bekleyen abartılı iş ilanları, diğer yanda LinkedIn'deki kusursuz başarı hikayeleri ve bitmek bilmeyen "bunu da öğrenmelisin" baskısı. Peki sorun gerçekten senin yetersiz olman mı, yoksa modern iş dünyasında "öğrenme" alanının giderek yok olması mı?

    Eskiden junior olmak, "öğrenirken üretmek" ve hata yapabilecek güvenli bir alana sahip olmak demekti. Bugün ise kariyerin o ilk basamağı hiç olmadığı kadar dik. Senden sadece Python, SQL veya yapay zeka araçlarını bilmen değil; daha kapıdan girmeden iletişim becerilerinle, iş etkinle ve omuzlarındaki psikolojik yükle tam bir "senior" gibi davranman bekleniyor.

    Bu bölümde, işin sadece teknik boyutunu değil; madalyonun o ağır psikolojik yüzünü de konuşuyoruz. Bilişsel yük, sürekli kıyaslama hastalığı ve "tutorial hell" (eğitim cehennemi) içinde kaybolmadan kendi yolumuzu nasıl çizeceğiz? Yapay zeka basit işleri hızlandırırken, o işleri yaparak kazandığımız "ustalık" kaslarımızı nerede geliştireceğiz?

    Eğer sen de "Ben öğrenmeye mi çalışıyorum, yoksa kendimi kanıtlamaya mı?" diye soruyorsan, bu bölüm senin için.

    "Kimse senior doğmaz. Eksik olmak, değersiz olmak demek değildir."

    🔥 Ateşi canlı tut.

    32 min
  • Başarılı Olmak Yetmiyor: Toksik Başarı Kültürü ve Hep Daha Fazlası

    Gecenin bir yarısı yatağında yatarken, sadece dinlendiğin veya o gün "yeterince verimli" olmadığın için göğsüne oturan o ağır suçluluk hissini biliyor musun?

    Bu bölümde, modern başarı kültürünün bizi nasıl bitmek bilmeyen bir optimizasyon projesine dönüştürdüğünü konuşuyoruz. Amacımız çalışmayı, üretmeyi, para kazanmayı veya sağlıklı hırsı şeytanlaştırmak değil; asıl meselenin, başarının insan değerinin tek ölçüsüne dönüşmesi olduğunu fark etmek.

    Meritokrasinin eşitsizlikleri gizleyip her başarısızlığı kişisel bir kusur gibi gösteren o sinsi yapısından , filozof Byung-Chul Han'ın anlattığı, kendi kendimizi büyük bir özgürlük hissiyle sömürdüğümüz "Yorgunluk Toplumu"na uzanıyoruz. Startup efsanelerinin perde arkasını, başarısızlıkların nasıl görünmez kılındığını ve LinkedIn gibi platformlarda gerçek insani duyguları yok eden o sahte toksik pozitiflik salgınını masaya yatırıyoruz.


    Hayatını sürekli kanıtlanması gereken bir performans sahnesi gibi yaşamaktan yorulanlar, dinlendiğinde suçlu hissedenler ve sıradan anların içinde sadece "insan kalabilmeyi" hatırlamak isteyenler için dürüst bir yüzleşme.

    Kulaklıklarını tak, derin bir nefes al ve unutma: Sen sadece ürettiğin kadar değerli değilsin.

    Ateşi canlı tut.

    https://hrdergi.com/linkedinde-toksik-pozitiflik-isyerinde-her-seyi-sevmek-zorunda-miyiz

    https://thedecisionlab.com/biases/survivorship-bias

    https://en.wikipedia.org/wiki/The_Burnout_Society


    https://www.willpatrick.co.uk/notes/the-tyranny-of-merit-michael-j-sandel/

    34 min
  • Kendi Küçük Dünyamıza Çekiliyoruz: Güven Bittiğinde Hayat Küçülür

    Modern hayat bize sürekli "açık ol, sosyalleş, ağ kur, dışarı çık" diye bağırırken, sinir sistemimiz neden ısrarla "dikkatli ol, hemen güvenme, içeri çekil" diyor?

    Bu bölümde, modern çağın en sessiz ama en yıkıcı krizlerinden birini; "sosyal daralmayı" konuşuyoruz. Küresel çapta insanların %70'inin kendisinden farklı düşünenlere güvenmekte tereddüt ettiği, "hiç yakın arkadaşım yok" diyen yetişkinlerin oranının otuz yılda dört katına çıktığı o tuhaf dönemi masaya yatırıyoruz. Günde ortalama 4 buçuk saatimizi ekran karşısında geçiriyor , ama kalabalığa karışmak yerine sessiz seyircilere dönüşüyoruz. Flört uygulamalarının yarattığı devasa "tükenmişlik" ve giderek pahalılaşan sosyalleşme maliyetleri yüzünden, yeni bir hayal kırıklığı yaşama ihtimalini sıfırlamak adına kendi tanıdık fanuslarımıza kilitleniyoruz.


    Peki sorun sadece yalnızlık mı? Türkiye gibi ekonomik kaygının, işsizliğin ve gelecek belirsizliğinin gençleri odalarına hapsettiği bir coğrafyada, kendi ördüğümüz duvarların ardında gerçekten güvende miyiz? Sınır koymak ile dünyaya kapanmak arasındaki o ince çizgi nerede başlıyor?


    Güvenin bittiği yerde hayatın nasıl yavaş yavaş küçüldüğünü ve o kapıyı aralık bırakmanın neden hayati olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

    Dinle, yüzleş ve ateşi canlı tut.

    Bu bölümde atıf yapılan araştırmalar ve veriler:

    • Edelman Trust Barometer 2026: "İçe Kapanma Ortamında Güven" krizi ve farklılıklara karşı azalan tolerans.


    • Pew Research Center (2025): Arkadaşlık Resesyonu ve yalnızlaşma trendleri.


    • Ofcom Online Nation 2025 Raporu: Günlük ekran süreleri ve dijital pasifleşme.


    • Forbes Health Survey (2025): Dating app (flört uygulaması) tükenmişliği.


    • Habitat Derneği (2025): Türkiye'de Gençlerin İyi Olma Hali, istihdam ve gelecek kaygısı makası.


    • Dünya Mutluluk Raporu (WHR 2025/2026): Kurumsal güvensizliğin ve internet kullanımının sosyal bağlara etkisi.

    34 min
  • Özgürlük Kaç Para? FIRE, Tasarruf Matematiği ve Çalışmama Hayali

    Maaşın hesabına yatıyor ve daha gün bitmeden kiralara, faturalara, taksitlere dağılıp kayboluyor. Para, sadece misafirliğe gelmiş gibi kapıyı çekip gidiyor. Peki ya hayatını bu döngüden kurtarmanın matematiksel bir formülü olsaydı?

    Bu bölümde tüm dünyayı saran FIRE (Finansal Bağımsızlık ve Erken Emeklilik) hareketinin derinliklerine iniyoruz. "Maaşının %50'sini biriktirirsen 17 yılda, %75'ini biriktirirsen 7 yılda çalışmak zorunda kalmazsın" diyen o acımasız ama kusursuz tasarruf matematiğini, 25 çarpan kuralını ve ünlü %4 kuralını masaya yatırıyoruz.

    Ancak mesele sadece Excel tabloları, bileşik getiri veya portföy büyüklüğü değil. Bu bölüm bir yatırım tavsiyesi değil; paranın insan psikolojisiyle olan tehlikeli dansı üzerine bir yüzleşme. Parayı hayatımızı genişletmek için mi kullanıyoruz, yoksa hayatımızı paranın formülüne mi sığdırmaya çalışıyoruz?

    Bu bölümde şunları konuşacağız:

    • FIRE matematiği nasıl çalışır ve tasarruf oranı bize zamanımızı nasıl geri verir?

    • "Varış Yanılgısı" (Arrival Fallacy): Finansal hedeflere ulaşmak; tükenmişlik, amaçsızlık ve varoluşsal krizleri gerçekten çözer mi?

    • Enflasyonun ve kur politikalarının gölgesinde, Türkiye'de FIRE hesabı yapmak neden kağıt üzerindeki bir "getiri" hesabından çok daha karmaşıktır?

    • William Bengen'in 1994'te ortaya attığı meşhur %4 kuralı, Amerikan verileri dışına çıkılıp küresel piyasalarla test edildiğinde neden çatırdıyor ve güvenli para çekme oranı aslında nerelere düşüyor?

    • Daha az harcamak bizi özgürleştirir mi, yoksa "tasarruf tuzağı"na düşürüp hayatı ertelememize mi sebep olur?

    Özgürlüğün sadece çalışmayı bırakmak değil, yaşadığın hayatın sahibi olmak olduğu gerçeğiyle yüzleşmeye hazırsan, kulaklığını tak.

    Ateşi canlı tut.


    https://finwiseapp.io/glossary/fire

    https://www.psychologytoday.com/gb/blog/the-regret-free-life/202503/what-the-fire-movement-gets-wrong-about-money-and-happiness

    https://www.reddit.com/r/financialindependence/comments/bugudo/nyt_article_about_arrival_fallacy_or_the_illusion/

    33 min
  • Kötüyü Düşün, İyi Görün: LinkedIn Stoacılığı, Toksik Pozitiflik ve Başarı Performansı

    İşten çıkarıldığında, tükendiğinde veya her şey ters gittiğinde neden LinkedIn'e girip "Bu harika bir öğrenme deneyimiydi!" diye yazmak zorunda hissediyorsun?

    Bu bölümde Promo, birbirine tamamen zıt gibi görünen ama modern iş dünyasında bizi aynı şekilde susturan iki kavramı masaya yatırıyor: "En kötü senaryoya hazırlan" diyen Antik Stoacılık ve "Sadece iyiye odaklan" diyen Toksik Pozitiflik. Sosyolog Arlie Hochschild'in tanımladığı "yüzeysel rol yapma" (surface acting) maskesini neden iş hayatında hiç çıkaramadığımızı konuşuyoruz. Sürekli "güçlü ve pozitif" görünme baskısının, aslında duygusal emeği sömürerek tükenmişliğe (burnout) giden en kısa yol olduğunu klinik araştırmalarla inceliyoruz.


    Kariyer ağlarındaki bu kusursuzluk tiyatrosu, kültürel teorisyen Lauren Berlant'ın "Zalim İyimserlik" olarak tanımladığı o tehlikeli fantezinin bir parçası olabilir mi? Şirketler kendi yapısal arızalarını çözmek yerine, neden "dayanıklılık" (resilience) kelimesini bizim bireysel sorumluluğumuza ve dayanma gücümüze yıkıyor?


    Ve bölüm boyunca peşimizi bırakmayan o dürüst soru:Ben gerçekten güçleniyor muyum, yoksa sadece güçlü görünmeye mi çalışıyorum?

    Acısına takım elbise giydirmekten yorulanlar için...Ateşi canlı tut.

    📚 Bölümde Bahsi Geçen Temel Kavramlar ve Kuramlar:

    • Premeditatio Malorum (Kötülüğü Önceden Tasarlama / Stoacılık)

    • Duygusal Emek ve Yüzeysel Rol Yapma (Emotional Labor & Surface Acting)

    • Zalim İyimserlik (Cruel Optimism - Lauren Berlant)

    • İmaj Yönetimi (Impression Management - Erving Goffman)

    • Psikolojik Sermaye (PsyCap)

    https://en.wikipedia.org/wiki/Emotional_labor

    https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/21693293.2013.765741

    38 min
  • Biz Bir Aile Değiliz: İK, sahte samimiyet ve profesyonel narsisizm.

    Bu bölümde İK süreçlerine duyduğumuz öfkenin asıl kaynağına iniyoruz. Mülakatlardan sonra adayların yüzde 61'inin maruz kaldığı o karanlık "ghosting" boşluğunu  ve ortalama 44 gün süren işe alım süreçlerindeki yorucu belirsizliği konuşuyoruz.

    Gerçekten teknik becerimizi mi ölçüyorlar, yoksa ücretsiz vaka çalışmaları (case study) adayın emeğini sömüren bir itaat testine mi dönüşüyor? Şirketlerin övünerek bahsettiği "kültür uyumu", çoğu zaman benzerlik önyargılarını gizleyen ve farklı olanı eleyen dışlayıcı bir filtreye dönüşebiliyor.

    Peki kapıdan içeri girdiğimizde bizi ne bekliyor? Narsistik liderlerin psikolojik güvenliği yerle bir edip  duygusal tükenmişliğe yol açtığı o "korku imparatorluklarını" inceliyoruz. Stanford Üniversitesi araştırmalarının da kanıtladığı gibi, bu profiller kriz anlarında şirketleri nasıl içten içe çürütüyor?

    Son olarak, ofisteki bu sahteliğin dijital vitrini olan LinkedIn'e bakıyoruz. Bitmek bilmeyen "şunu duyurmaktan onur duyarım"  şovları ve kırılganlığın bile bir etkileşim avına dönüştüğü "performatif sahicilik" oyununu masaya yatırıyoruz. Genç profesyonellerin kendilerini sürekli gizlemek zorunda hissettiği  bu devasa mekanizmada, kendi markamızın sosyal medya yöneticisine dönüşmeden, insan kalarak ayakta kalmak mümkün mü?

    Ateşi canlı tut.

    https://www.corporatenavigators.com/articles/hr-trends/ghosting-candidates/

    https://recruiterflow.com/blog/time-to-hire/

    https://news.ycombinator.com/item?id=40151180

    https://murrayresources.com/hiring-bias-the-hidden-threat-undermining-your-recruitment-success

    https://rsisinternational.org/journals/ijriss/articles/when-leaders-drain-rather-than-inspire-narcissistic-leadership-emotional-exhaustion-and-the-path-to-job-burnout/

    https://www.researchgate.net/publication/397085595_When_Leaders_Drain_Rather_Than_Inspire_Narcissistic_Leadership_Emotional_Exhaustion_and_the_Path_to_Job_Burnout


    35 min

About İsyanım Var!

From the publisher's feed

Bu podcast, 20'li ve 30'lu yaşlardaki gençlerin kariyer, ilişkiler ve hayatın getirdiği beklentilere karşı kendi yollarını arayış hikayelerini anlatıyor. "İsyanım Var", geleneksel normlara meydan okuyan, sorgulayan ve yeni yollar inşa etmeye cesaret eden herkes için bir platform sunuyor. Her bölümde, kişisel tecrübeler ve güçlü bir muhalif duruşla başlıyor, özenle seçilmiş bilgilerle devam ediyoruz. Eğer "herkes gibi" yaşamak yerine kendi hikayeni yazmak istiyorsan, bu podcast tam sana göre. Bize katıl ve isyan etmeye birlikte başlayalım!