
Sign up to save your podcasts
Or


Psikoloji konuşulurken sık sık karşımıza çıkan isimlerden biri Carl Gustav Jung. Ama Jung’un fikirleri çoğu zaman akademik ve karmaşık anlatıldığı için insanlar arketip ve kolektif bilinç gibi kavramları biraz uzak bulabiliyor. Oysa Jung’un psikolojiye bakışı aslında günlük hayatımızla oldukça ilgilidir. Jung’a göre insan zihni sadece kişisel deneyimlerimizden oluşmaz. Hepimizin paylaştığı daha derin bir katman vardır ve buna kolektif bilinçdışı adını vermiştir. Bu, insanlığın ortak psikolojik mirası gibi düşünülebilir. Nasıl ki fiziksel olarak benzer bir biyolojik yapı ile doğuyorsak, Jung’a göre zihinsel olarak da bazı ortak kalıplarla doğarız. İşte arketipler dediği şey tam olarak bu kalıplardır.
Peki nedir bu arketipler? Arketipleri, insanlık tarihinden beri tekrar eden karakter modelleri gibi düşünebiliriz. Mesela kahraman, bilge yaşlı, anne, gölge gibi figürler. Bu figürleri neredeyse tüm kültürlerde, masallarda, filmlerde ve mitolojilerde görürüz. Yani bu tipleri evrensel şablonlar şeklinde düşünebiliriz. Günlük hayatta ise en çok karşımıza çıkan 4 ana Jung arketipi şunlardır:
Bu arketipler tahmin ettiğinizden daha çok karşınıza çıkar. Örneğin bir film düşünün. Hikâyede genellikle zorluklarla mücadele eden bir kahraman, ona yol gösteren bir mentor ve karşısına çıkan karanlık bir düşman vardır. Jung’a göre bunun nedeni sadece iyi hikaye yazımı değil bu karakterlerin zihnimizde zaten var olan arketipleri harekete geçirmesidir. Bu yüzden bazı hikayeler bize çok tanıdık hissettirir.
Jung’un psikolojiye bakışının merkezinde “individuation” dediği bir süreç vardır. O, psikolojiyi sadece hastalıkları iyileştirmek olarak görmez, insanın kendini gerçekleştirmesi süreci olarak tanımlar. Buna individuation (bireyleşme) adını verir.
Hayatın amacı, sadece mutlu olmak değil, içimizdeki tüm bu parçaları (maskelerimizi, karanlık yanlarımızı ve ruhumuzun derinliklerini) tanıyıp onları bir araya getirmektir. Jung’a göre, “Dışarı bakan rüya görür, içeri bakan uyanır.”
By Yeni FikirlerPsikoloji konuşulurken sık sık karşımıza çıkan isimlerden biri Carl Gustav Jung. Ama Jung’un fikirleri çoğu zaman akademik ve karmaşık anlatıldığı için insanlar arketip ve kolektif bilinç gibi kavramları biraz uzak bulabiliyor. Oysa Jung’un psikolojiye bakışı aslında günlük hayatımızla oldukça ilgilidir. Jung’a göre insan zihni sadece kişisel deneyimlerimizden oluşmaz. Hepimizin paylaştığı daha derin bir katman vardır ve buna kolektif bilinçdışı adını vermiştir. Bu, insanlığın ortak psikolojik mirası gibi düşünülebilir. Nasıl ki fiziksel olarak benzer bir biyolojik yapı ile doğuyorsak, Jung’a göre zihinsel olarak da bazı ortak kalıplarla doğarız. İşte arketipler dediği şey tam olarak bu kalıplardır.
Peki nedir bu arketipler? Arketipleri, insanlık tarihinden beri tekrar eden karakter modelleri gibi düşünebiliriz. Mesela kahraman, bilge yaşlı, anne, gölge gibi figürler. Bu figürleri neredeyse tüm kültürlerde, masallarda, filmlerde ve mitolojilerde görürüz. Yani bu tipleri evrensel şablonlar şeklinde düşünebiliriz. Günlük hayatta ise en çok karşımıza çıkan 4 ana Jung arketipi şunlardır:
Bu arketipler tahmin ettiğinizden daha çok karşınıza çıkar. Örneğin bir film düşünün. Hikâyede genellikle zorluklarla mücadele eden bir kahraman, ona yol gösteren bir mentor ve karşısına çıkan karanlık bir düşman vardır. Jung’a göre bunun nedeni sadece iyi hikaye yazımı değil bu karakterlerin zihnimizde zaten var olan arketipleri harekete geçirmesidir. Bu yüzden bazı hikayeler bize çok tanıdık hissettirir.
Jung’un psikolojiye bakışının merkezinde “individuation” dediği bir süreç vardır. O, psikolojiyi sadece hastalıkları iyileştirmek olarak görmez, insanın kendini gerçekleştirmesi süreci olarak tanımlar. Buna individuation (bireyleşme) adını verir.
Hayatın amacı, sadece mutlu olmak değil, içimizdeki tüm bu parçaları (maskelerimizi, karanlık yanlarımızı ve ruhumuzun derinliklerini) tanıyıp onları bir araya getirmektir. Jung’a göre, “Dışarı bakan rüya görür, içeri bakan uyanır.”