
Sign up to save your podcasts
Or


İstanbul’un sisli bir sabahı, Karaköy’ün dar sokaklarına gri bir tül gibi çökmüştü. Deniz, kıyıya vuran dalgalarla kendi kendine konuşur gibiydi. İşte o sabah, uzun zamandır içsel bir buhranın içinde kaybolmuş olan genç psikolog Deniz, Mimar Sinan’ın kemerli geçitlerinden birinin altında durup derin bir nefes aldı.
Elinde, her sabah okuduğu küçük bir not defteri vardı. İlk sayfada şu dua yazıyordu:“İhdinâ’s-sırâta’l-müstakîm.”Onu ilk kez anlamaya çalıştığı gündü.
Tam o anda, yanından yaşlı bir adam geçti. Siyah beresi, hafifçe titreyen elleri ve şaşırtıcı derecede berrak bakışlarıyla eski bir bilgeyi andırıyordu. Bir süre ilerledikten sonra dönüp Deniz’e seslendi.“Evlat,” dedi, “sen kaybolmuş gibisin.”
Deniz şaşırdı. “Bu kadar belli mi?”Adam gülümsedi. “İnsan yönünü kaybedince gözleri yer arar, kalbi ses arar.”
Birlikte yürümeye başladılar.
“Ben,” dedi Deniz, “mesleğime, hayatıma, yaptıklarıma karşı bir boşluk hissediyorum. İçimde hep bir eksik var. Ne yapsam dolmuyor.”Adam, adımlarını yavaşlattı. “Bir şey arıyorsun. Hepimiz gibi.” Sonra şu ayeti mırıldandı:“﴾إياك نعبد وإياك نستعين﴿. Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden yardım isteriz.”
Deniz şaşkınlıkla durdu. “Ben dindar biri değilim aslında.”“Dindar olman gerekmiyor,” dedi adam. “Bu ayet, insana hayatın özünü anlatır: İtaat etmesi gereken bir ilke, dayanması gereken bir güç, yürümesi gereken bir yol vardır.”
Karaköy iskelesinin yanındaki banklardan birine oturdular. Martılar çığlık çığlığa havalanıyordu.
“Bak evlat,” dedi adam, “hepimizin içinde bir mahkeme var. ‘Mâlik Yevmi’d-Dîn’ yalnızca gelecekteki bir günü değil, içsel hesabı da anlatır. İnsan her gece kendine hesap verir. Ahlâki bir dayanak olmadan insan dağılır.”
Deniz başını öne eğdi.“Sanki yıllardır bir şeylerden kaçıyorum.”
“Kaçtığın şey belki de sensin,” dedi adam. “İnsan Allah’a yöneldiğinde aslında kendine yönelir.”
Bir süre sessiz kaldılar. Ardından adam ayağa kalktı.“Gel,” dedi. “Sana bir hikâye anlatacağım.”
Birlikte Galata Köprüsü’ne doğru yürürken konuşmaya başladı:“Ben bu şehirde çok şey gördüm. İnsanların yükselişini, çöküşünü, yalnızlığını. Ama en çok da bir şeyi gördüm: Hidayet isteyen hiç kimse boş dönmez. Çünkü bu bir yolculuktur. Yolcu samimiyse, yol kendini gösterir.”
Deniz gözlerinin dolduğunu hissetti. “Peki ya ben o yolun neresindeyim?”“İlk adımındasın,” dedi adam. “Soruların var. Arayışın var. En önemlisi de, artık kaçmıyorsun.”
Köprünün ortasına geldiklerinde adam birden durdu. Hafifçe gülümsedi.“İşte sırat,” dedi. “İki yakayı birleştiren yol. Tıpkı insanın içindeki iyilik ve kötülükle yüzleşirken yürüdüğü ince çizgi gibi.”
Sonra cebinden küçük, eski bir kâğıt çıkardı ve Deniz’in avcuna bıraktı.“Bu sana kalsın.”
Deniz kâğıdı açtığında tek bir cümle yazıyordu:“‘Nimet verilenlerin yolu, samimi arayışla başlar.’”
Başını kaldırdı.Ama adam yoktu.
Sanki sisin içinde erimiş, Karaköy’ün sesleri arasında kaybolmuştu.
Deniz bir süre olduğu yerde kaldı. Ardından derin bir nefes aldı.Belki ilk kez gerçekten nefes aldığını hissetti.Sonra kendi kendine fısıldadı:“İhdinâ’s-sırâta’l-müstakîm…”
Hayatının ilk kez anlamlı bir yere doğru aktığını hissetti.Hâlâ cevapları bilmiyordu; ama artık sorulardan korkmuyordu.
Ve o an fark etti:Hikâye yeni başlıyordu.
Deniz’in Hikayesine İlham Olan Fatiha Suresi Meali:
* Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
* Fetheden gönülleri, tüm varlığın sahibi, O’dur, Hamd O’na aittir.
* Alemlerin Rabb’i, her şeyin sahibi O’dur, Rahman ve Rahim O’dur
* Tek sahibidir hesap gününün. O gün cezalar ve mükafatlar günüdür.
* İbadeti Sana eder, ancak Sana yalvarır, Senden bekleriz yardımlar
* Hidayete ulaştır bizi. İhsan et bize, Sana giden dosdoğru yollar.
* Ancak nimet verdiklerinin yoluna sevket. Olmaz olsun başka yollar.
By Asım İşlerİstanbul’un sisli bir sabahı, Karaköy’ün dar sokaklarına gri bir tül gibi çökmüştü. Deniz, kıyıya vuran dalgalarla kendi kendine konuşur gibiydi. İşte o sabah, uzun zamandır içsel bir buhranın içinde kaybolmuş olan genç psikolog Deniz, Mimar Sinan’ın kemerli geçitlerinden birinin altında durup derin bir nefes aldı.
Elinde, her sabah okuduğu küçük bir not defteri vardı. İlk sayfada şu dua yazıyordu:“İhdinâ’s-sırâta’l-müstakîm.”Onu ilk kez anlamaya çalıştığı gündü.
Tam o anda, yanından yaşlı bir adam geçti. Siyah beresi, hafifçe titreyen elleri ve şaşırtıcı derecede berrak bakışlarıyla eski bir bilgeyi andırıyordu. Bir süre ilerledikten sonra dönüp Deniz’e seslendi.“Evlat,” dedi, “sen kaybolmuş gibisin.”
Deniz şaşırdı. “Bu kadar belli mi?”Adam gülümsedi. “İnsan yönünü kaybedince gözleri yer arar, kalbi ses arar.”
Birlikte yürümeye başladılar.
“Ben,” dedi Deniz, “mesleğime, hayatıma, yaptıklarıma karşı bir boşluk hissediyorum. İçimde hep bir eksik var. Ne yapsam dolmuyor.”Adam, adımlarını yavaşlattı. “Bir şey arıyorsun. Hepimiz gibi.” Sonra şu ayeti mırıldandı:“﴾إياك نعبد وإياك نستعين﴿. Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden yardım isteriz.”
Deniz şaşkınlıkla durdu. “Ben dindar biri değilim aslında.”“Dindar olman gerekmiyor,” dedi adam. “Bu ayet, insana hayatın özünü anlatır: İtaat etmesi gereken bir ilke, dayanması gereken bir güç, yürümesi gereken bir yol vardır.”
Karaköy iskelesinin yanındaki banklardan birine oturdular. Martılar çığlık çığlığa havalanıyordu.
“Bak evlat,” dedi adam, “hepimizin içinde bir mahkeme var. ‘Mâlik Yevmi’d-Dîn’ yalnızca gelecekteki bir günü değil, içsel hesabı da anlatır. İnsan her gece kendine hesap verir. Ahlâki bir dayanak olmadan insan dağılır.”
Deniz başını öne eğdi.“Sanki yıllardır bir şeylerden kaçıyorum.”
“Kaçtığın şey belki de sensin,” dedi adam. “İnsan Allah’a yöneldiğinde aslında kendine yönelir.”
Bir süre sessiz kaldılar. Ardından adam ayağa kalktı.“Gel,” dedi. “Sana bir hikâye anlatacağım.”
Birlikte Galata Köprüsü’ne doğru yürürken konuşmaya başladı:“Ben bu şehirde çok şey gördüm. İnsanların yükselişini, çöküşünü, yalnızlığını. Ama en çok da bir şeyi gördüm: Hidayet isteyen hiç kimse boş dönmez. Çünkü bu bir yolculuktur. Yolcu samimiyse, yol kendini gösterir.”
Deniz gözlerinin dolduğunu hissetti. “Peki ya ben o yolun neresindeyim?”“İlk adımındasın,” dedi adam. “Soruların var. Arayışın var. En önemlisi de, artık kaçmıyorsun.”
Köprünün ortasına geldiklerinde adam birden durdu. Hafifçe gülümsedi.“İşte sırat,” dedi. “İki yakayı birleştiren yol. Tıpkı insanın içindeki iyilik ve kötülükle yüzleşirken yürüdüğü ince çizgi gibi.”
Sonra cebinden küçük, eski bir kâğıt çıkardı ve Deniz’in avcuna bıraktı.“Bu sana kalsın.”
Deniz kâğıdı açtığında tek bir cümle yazıyordu:“‘Nimet verilenlerin yolu, samimi arayışla başlar.’”
Başını kaldırdı.Ama adam yoktu.
Sanki sisin içinde erimiş, Karaköy’ün sesleri arasında kaybolmuştu.
Deniz bir süre olduğu yerde kaldı. Ardından derin bir nefes aldı.Belki ilk kez gerçekten nefes aldığını hissetti.Sonra kendi kendine fısıldadı:“İhdinâ’s-sırâta’l-müstakîm…”
Hayatının ilk kez anlamlı bir yere doğru aktığını hissetti.Hâlâ cevapları bilmiyordu; ama artık sorulardan korkmuyordu.
Ve o an fark etti:Hikâye yeni başlıyordu.
Deniz’in Hikayesine İlham Olan Fatiha Suresi Meali:
* Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
* Fetheden gönülleri, tüm varlığın sahibi, O’dur, Hamd O’na aittir.
* Alemlerin Rabb’i, her şeyin sahibi O’dur, Rahman ve Rahim O’dur
* Tek sahibidir hesap gününün. O gün cezalar ve mükafatlar günüdür.
* İbadeti Sana eder, ancak Sana yalvarır, Senden bekleriz yardımlar
* Hidayete ulaştır bizi. İhsan et bize, Sana giden dosdoğru yollar.
* Ancak nimet verdiklerinin yoluna sevket. Olmaz olsun başka yollar.