
Sign up to save your podcasts
Or


Hiç düşündün mü…Bir insan neden takdir edilmek ister ama takdir edildiğinde de sanki bunu duymuyormuş gibi davranır? Ya da şu daha da ilginç bir soru olabilir: Biri seni gerçekten takdir ettiğinde neden bazen içinde garip bir huzursuzluk oluşur?
Takdir eksikliği mi yaşıyoruz gerçekten… yoksa bazen mesele takdir değildir de, değerin kendisi midir?
Bu bölümde tam da bu sorunun etrafında birlikte düşünmeye davet ediyoruz seni.
Çünkü takdir meselesi aslında göründüğünden çok daha derin bir yere bağlanıyor. Takdir üç seviyede veriliyor. Birincisi, dış görünüşe verilen takdir. İkincisi, bir davranışa ya da yapılan bir işe verilen takdir. Üçüncüsü ise kişinin özüne, varlığına ve karakterine verilen takdir. Ve doğal olarak en güçlü olanı da üçüncü seviye. Ama burada kritik bir soru var:
Gerçekten bu seviyeden gelen bir takdiri duymaya hazır mıyız? Çünkü bazen mesele takdirin verilmemesi değildir. Bazen mesele takdirin alınamamasıdır.
Bunu bir ekip çalışmasını izlerken çok net fark ettim. Projede oldukça önemli katkılar sunan bir kişi vardı ve ekip lideri de bunu açıkça takdir ediyordu. Hatta zaman zaman oldukça güçlü ifadelerle. Ama buna rağmen o kişi sürekli aynı şeyi söylüyordu: “Ben olmasam bu proje yürümezdi.” Sankisusuz birinin suyu içmesine rağmen hâlâ susuzluk hissetmesi gibi bir durum vardı. Ve o noktada aklıma şu soru geldi: Gerçekten takdir mi eksik, yoksa kişi takdiri duyamıyor mu?
Çünkü özdeğer dediğimiz şey biraz toprağın içindeki su gibidir. Eğer toprak zaten nemliyse ve nem tutma özelliği varsa, yağmur geldiğinde sadece besler. Ama toprak çoraksa ve killi topraksa, ne kadar yağmur yağarsa yağsın, o susuzluk bir süre sonra tekrar hissedilir. Takdir de biraz böyle çalışıyor. Kendi değerini içten içe hisseden biri için takdir hoş bir geri bildirimdir. Ama kendi değerinden emin olmayan biri için takdir bir ihtiyaç haline gelir. Ve ihtiyaç hâline gelen şey çoğu zaman doymaz. Çünkü mesele takdir değildir. Mesele değerdir.
Eğer kişi kendi değerini içeriden hissedemiyorsa, bunu dışarıdan toplamaya çalışır. Ama dışarıdan gelen hiçbir şey içerideki o boşluğu tam olarak dolduramaz. Daha da ilginci şu olabilir. Bazen insanlar takdir edilmek isterler ama gerçekten takdir edildiklerinde bundan rahatsız olurlar.
Hiç böyle bir şey yaşadın mı? Biri sana içtenlikle şöyle dediğinde: “Senin bu özelliğini gerçekten takdir ediyorum.”
İçinde bir tarafın bunu almak isterken başka bir tarafın geri çekildiğini hissettin mi?
Çünkü değersizlik duygusu bazen insanın zihninde ilginç bağlantılar kurabiliyor. Eğer kişi içten içe “Ben o kadar değerli değilim” diye düşünüyorsa, biri onu gerçekten gördüğünde zihni şöyle bir denklem kurabiliyor: “Ben değersizim. Beni değerli gören biri varsa, demek ki o da yanlış görüyor.”
Ve o noktada iki şey oluyor. Ya takdiri duymamaya başlıyoruz. Ya da bizi gerçekten gören insanlardan uzaklaşmaya. O yüzden bazen mesele takdir almak değildir. Mesele şu soruya bakabilmektir:
Ben kendi değerimi nereden ölçüyorum?
Çünkü öz değer aslında başarıyla ilgili değildir. Performansla ilgili değildir. Statüyleilgili de değildir. Öz değer varlığın kendisiyle ilgilidir. Ve insan bunu fark etmeye başladığında ilginç bir şey olur. Takdir almak hâlâ güzel bir şeydir. Ama artık bir ihtiyaç değildir. Bir teşekkür, bir güzel söz, bir takdir; hoş bir geri bildirim olur ama kişinin değerini belirleyen şey olmaz. Ve o noktada insan kendine şu soruyu sorabilir:
Ben gerçekten takdir mi arıyorum…yoksa görülmek mi istiyorum?
Bu bölümde tam da bu soruların etrafında birlikte düşünmeye davet ediyoruz seni.
Keyifli dinlemeler. 🎙️
By Şermin Çetin; Nergis SatıcıHiç düşündün mü…Bir insan neden takdir edilmek ister ama takdir edildiğinde de sanki bunu duymuyormuş gibi davranır? Ya da şu daha da ilginç bir soru olabilir: Biri seni gerçekten takdir ettiğinde neden bazen içinde garip bir huzursuzluk oluşur?
Takdir eksikliği mi yaşıyoruz gerçekten… yoksa bazen mesele takdir değildir de, değerin kendisi midir?
Bu bölümde tam da bu sorunun etrafında birlikte düşünmeye davet ediyoruz seni.
Çünkü takdir meselesi aslında göründüğünden çok daha derin bir yere bağlanıyor. Takdir üç seviyede veriliyor. Birincisi, dış görünüşe verilen takdir. İkincisi, bir davranışa ya da yapılan bir işe verilen takdir. Üçüncüsü ise kişinin özüne, varlığına ve karakterine verilen takdir. Ve doğal olarak en güçlü olanı da üçüncü seviye. Ama burada kritik bir soru var:
Gerçekten bu seviyeden gelen bir takdiri duymaya hazır mıyız? Çünkü bazen mesele takdirin verilmemesi değildir. Bazen mesele takdirin alınamamasıdır.
Bunu bir ekip çalışmasını izlerken çok net fark ettim. Projede oldukça önemli katkılar sunan bir kişi vardı ve ekip lideri de bunu açıkça takdir ediyordu. Hatta zaman zaman oldukça güçlü ifadelerle. Ama buna rağmen o kişi sürekli aynı şeyi söylüyordu: “Ben olmasam bu proje yürümezdi.” Sankisusuz birinin suyu içmesine rağmen hâlâ susuzluk hissetmesi gibi bir durum vardı. Ve o noktada aklıma şu soru geldi: Gerçekten takdir mi eksik, yoksa kişi takdiri duyamıyor mu?
Çünkü özdeğer dediğimiz şey biraz toprağın içindeki su gibidir. Eğer toprak zaten nemliyse ve nem tutma özelliği varsa, yağmur geldiğinde sadece besler. Ama toprak çoraksa ve killi topraksa, ne kadar yağmur yağarsa yağsın, o susuzluk bir süre sonra tekrar hissedilir. Takdir de biraz böyle çalışıyor. Kendi değerini içten içe hisseden biri için takdir hoş bir geri bildirimdir. Ama kendi değerinden emin olmayan biri için takdir bir ihtiyaç haline gelir. Ve ihtiyaç hâline gelen şey çoğu zaman doymaz. Çünkü mesele takdir değildir. Mesele değerdir.
Eğer kişi kendi değerini içeriden hissedemiyorsa, bunu dışarıdan toplamaya çalışır. Ama dışarıdan gelen hiçbir şey içerideki o boşluğu tam olarak dolduramaz. Daha da ilginci şu olabilir. Bazen insanlar takdir edilmek isterler ama gerçekten takdir edildiklerinde bundan rahatsız olurlar.
Hiç böyle bir şey yaşadın mı? Biri sana içtenlikle şöyle dediğinde: “Senin bu özelliğini gerçekten takdir ediyorum.”
İçinde bir tarafın bunu almak isterken başka bir tarafın geri çekildiğini hissettin mi?
Çünkü değersizlik duygusu bazen insanın zihninde ilginç bağlantılar kurabiliyor. Eğer kişi içten içe “Ben o kadar değerli değilim” diye düşünüyorsa, biri onu gerçekten gördüğünde zihni şöyle bir denklem kurabiliyor: “Ben değersizim. Beni değerli gören biri varsa, demek ki o da yanlış görüyor.”
Ve o noktada iki şey oluyor. Ya takdiri duymamaya başlıyoruz. Ya da bizi gerçekten gören insanlardan uzaklaşmaya. O yüzden bazen mesele takdir almak değildir. Mesele şu soruya bakabilmektir:
Ben kendi değerimi nereden ölçüyorum?
Çünkü öz değer aslında başarıyla ilgili değildir. Performansla ilgili değildir. Statüyleilgili de değildir. Öz değer varlığın kendisiyle ilgilidir. Ve insan bunu fark etmeye başladığında ilginç bir şey olur. Takdir almak hâlâ güzel bir şeydir. Ama artık bir ihtiyaç değildir. Bir teşekkür, bir güzel söz, bir takdir; hoş bir geri bildirim olur ama kişinin değerini belirleyen şey olmaz. Ve o noktada insan kendine şu soruyu sorabilir:
Ben gerçekten takdir mi arıyorum…yoksa görülmek mi istiyorum?
Bu bölümde tam da bu soruların etrafında birlikte düşünmeye davet ediyoruz seni.
Keyifli dinlemeler. 🎙️